Ana içeriğe atla

Ozan Arif - Türküler

Türkü demek, Türk demektir hemşehrim,

O sebepten bizde boldur türküler...

Ben onu bilirim onu söylerim,

Türklerdeki özel haldır türküler...


Öyle özel hal ki bilenler gelsin,

Türkü bilmiyorsan Türk de değilsin,

Türkü dinlemeyen Türk‘ü ne bilsin?

Türklerde töredir, ildir türküler...


Azerbaycan, Türkmeneli, Kırım var,

Var var ama dar geliyor hepsi dar!

Çin Seddi‘nden tut da Tunaya kadar,

Ortak duygu, ortak dildir türküler...


Bazen kuzu olur dağlarda meler,

Bazen Ferhat olur dağları deler,

Bazen Leyla için kumları eler,

Mecnun‘un düştüğü çöldür türküler...


Keremin adeta Aslı‘ya tapıp,

Ah çekip, ağzından alevler kapıp,

Aslı‘nın saçını süpürge yapıp,

Silip süpürdüğü küldür türküler...


Bazen aşık gönüllere aşiyan,

Bazen eski yaraları kaşıyan,

Bazen yarin kokusunu taşıyan,

Ilgıt ılgıt esen yeldir türküler...


Türkü vardır yardan medet dilenir,

Türkü vardır zalim yare ilenir,

Bazen höllük olur bebek belenir,

Bazen derelerde mildir türküler...


Bazen yarin yanağınca allanır,

Bazen mendil olur elde sallanır,

Bazen demet demet yare yollanır,

Laledir, sümbüldür, güldür türküler…


Sevdaların en delişmen çağında,

Neler gizli neler gönül dağında!

Bazen akar durur yar dudağında,

Şekerdir, kaymaktır, baldır türküler...


Görülmüş mü buna akıl erdiği,

Kıymetsiz bir çulun ilham verdiği,

Bazen loylu yarin dama serdiği,

Kıymeti belirsiz çuldur türküler...


Hiç bilmez mi nazlı yari yitiren!

Kızılırmak gelinleri götüren...

Bazen ise yardan mektup getiren,

Zarfın üstündeki puldur türküler...


Kara sevda erim erim eritir,

Yalın ayak dağda, taşta yürütür,

Yadellerde yiğitleri çürütür,

Gurbette bükülen beldir türküler


Canlar gidip yıkılınca yuvalar,

Bazen dertler birbirini kovalar...

Hele o ağıtlar, uzun havalar,

Bazen gözlerdeki seldir türküler...


Bazen baş sallayan ala geyiktir!

Bazen sarhoş olur bazen ayıktır,

Fırat kenarında yüzen kayıktır,

Bazen de deryada saldır türküler,


Yeşil Kurbağalar, Erzincan, Eğin!

Dinlesem doyamam ölene değin, 

Bazen yeşil başlı göğel ördeğin,

Derine daldığı göldür türküler...


İstanbul‘da katip, kolalı gömlek,

Bünyan‘da halıya atılan ilmek,

Sivas‘ı bilmeyen bunu bilmez pek!

Kalem tutan ele kuldur türküler...


Kütahya‘da pınar, Erzurum da kar,

Iğdır‘da al elma, Kağızman‘da nar,

Bazen de üstüne hep kuşlar konar,

Telg(ı)raf taşıyan teldir türküler...


Mert olan zalime olur mu tabi?

Zulümdür isyanın seri sebebi,

Dadaloğlu gibi, Köroğlu gibi,

Bazen kılıç tutan eldir türküler...


Bazen şehirlidir, bazen dağlıdır! 

Bazen “Kizir„ bazen “Hekimoğlu„dur,

Çarşamba‘da eli kolu bağlıdır!

Bazen kelepçeli koldur türküler...


Yani derdin deryasına dalınca,

Dinle de gör gam kasevet alınca,

Vallahi, billahi darda kalınca,

Bazen tutulacak daldır türküler…


Topraktır, havadır, sudur, ateş, kor...

Nasıl saysın Arif, sayılması zor, 

Türküyü sevdalı yüreklere sor,

Gönülden gönüle yoldur türküler...


Ozan Arif

13.07.2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Fuzuli - Gazel (Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar)

  Mukavves kaşların kim vesme birle reng tutmuşlar Kılıçlardır ki kanlar dökmek ile jeng tutmuşlar

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Sherzod Ortiqov - Stokgolm Oqshomlari (esse)

Mabodo hozir  Nelli Zaks hayot boʻlganida yoki men sal oldinroq tugʻilganimda undan, albatta intervyu olgan boʻlardim. Aytaylik, 1950 yilda tugʻilganimda  yoki u qazo qilmay hech boʻlmaganda yigirma birinchi asrning boshiga oʻtib qolganida bunga ulgurardim (shunday deb oʻzimga koʻp gapiraman. Bunga sabab frau [1] Nellining sheʼriyati taʼbimga mos kelib, judayam yoqqani uchun emas, balki uni yodimga olganimda yuragimni tinmay qiynaydigan bitta savolga undan javob olish uchun). Shu kunlarda bu haqida yana koʻp oʻyladim. Yuqoridagi ikkita farazni tasavvur qilib, ulardan biriga, aniqrogʻi ikkinchisiga toʻxtaldim. Yaʼni, “frau Nelli omonatini Yaratganga topshirmay, yigirma birinchi asrning boshiga oʻtganida undan qanday intervyu olardim?” degan xayol shuurimni qamrab oldi. Agar shunday boʻlganida, albatta birinchi galda Stokgolmga borish uchun rosa bir yil yemay-ichmay, yangi kiyim kiymay, dam olish uchun sihatgohlarga bormay, yoqilgʻiga pul ketmasin deb mashina haydamay gonorarla...