Ana içeriğe atla

Nef'î - Gazel (Neylesin)

Âşıka ta'n etmek olmaz mübtelâdır n'eylesin Âdeme mihr ü mahabbet bir belâdır n'eylesin Gönlü dilberden kesilmezse acep mi âşıkın Gamzesiyle tâ ezelden âşinâdır n'eylesin N'ola ta'yin etse zabt-ı mülk-i hüsnü gamzeye Zülfü bir âşüfte-i ser-der-hevâdır n'eylesin Zülfüne kalsa perîşân eylemezdi dilleri Anı da tahrîk eden bâd-ı sabâdır n'eylesin N'ola olsa muztarib hâl-i dil-i uşşâkdan Sînesi âyîne-i âlem-nümâdır n'eylesin Olmasa Nef'î n'ola dil-beste zülf-i dilbere Tab'-ı şûhu dâma düşmez bir Hümâdır n'eylesin

Nicat Medetli - Mirza Fethali Ahundzade'nin Osmanlı İmparatorluğu'na sunduğu alfabe projesi neden reddedildi?


Alfabe değiştirme meselesi, dünyanın çeşitli yerlerindeki Türk halklarının özel önem verdiği ve yirminci yüzyılın başından itibaren üzerinde çalıştığı bir konuydu. Arap harflerini öğrenmede karşılaşılan zorluk ve milli değerlerimizi savunmak, gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmak için Rus ve Arap alfabelerinin kullanımını durdurma fikri, birçok düşünürümüzü meşgul etti ve aynı zamanda harekete geçmeye teşvik etti.

Bu arzunun en yüksek tezahürünü Birinci Türkoloji Kongresi'nde görebiliriz. Birkaç hafta önce yüzüncü yıldönümü vesilesiyle akademik çevrelerde saygıyla anılan söz konusu kongre, Türk halklarının birleşik bir iletişim kurmasını ve tarihlerini, edebiyatlarını, etnografyalarını ve kültürlerini korumayı amaçlıyordu. Kongrede bir dizi önemli karar alınmış olmasına rağmen, Stalin rejiminin acımasızlığı alınan kararların uygulanmasını engelledi. Kongrede kabul edilen ve planı hazırlanmaya başlanan, aynı zamanda Mustafa Kemal'in ısrar ettiği en önemli nokta, birleşik bir alfabenin oluşturulmasının yolunu açacak olan Latin alfabesine geçiş projesiydi.

Aslında alfabenin değiştirilmesi konusu daha önce de gündeme gelmiş ve birçok devlet adamı ve aydın bu konuda düşünmüştü. Örneğin, Enver Paşa'nın notlarında bu arzusunu gerçekleştirmek için planlar hazırladığını görebiliriz. 

Öte yandan, yukarıda bahsedilen aydınlardan önce bile, Mirza Fethali Ahundzade alfabeyi değiştirme projesini hazırlamıştı. Hatta projesini İstanbul'daki Rus elçiliğinin yardımıyla Osmanlı İmparatorluğu sultanına ve sadrazamına sunmuştu.

Ahundzade, İran ve Afganistan gibi Doğu devletlerinin gelişimini Arap geleneklerinden uzaklaşma ve Rus disiplinini benimseme olarak gördü. Ayrıca Türklerin ilerleyememesini, bir anlamda Arap kültüründen kopamamış olmalarına bağladı. Arap alfabesinin zorluğu ve ses harekelerinin (ünlü işaretleri) gösterilmemesi, okuryazarlık seviyesinin düşük olmasına ve sonuç olarak yetişen gençliğin yeterli bilgi edinememesine yol açmıştı. Bu sebeple Ahundzade, Arap alfabesinden vazgeçilip Latin alfabesinin benimsenmesinin gerekli olduğunu savundu. Özellikle Osmanlı devletinin gelişmesi ve eski gücünü yeniden kazanması için halkın eğitim seviyesinin yükseltilmesinin önemini vurguladı ve bu amaçla alfabenin değiştirilmesinin veya iyileştirilmesinin önemini savundu. Ona göre, Osmanlı İmparatorluğu ancak bilim ve eğitim alanında ilerleme kaydederse eski gücünü yeniden kazanabilirdi. Bu maksatla Ahundzade, alfabe reformu üzerine bir proje hazırladı. Projeyi hazırladıktan sonra, İstanbul'daki Rus büyükelçiliği aracılığıyla başkente gelmeye ve projesini devlet temsilcilerine sunmaya karar verdi.

Mirza Fethali Ahundzade, İstanbul'da Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa ile görüşerek projesini önce sadrazam'a, ardından makam-ı saltanata ve Encümen-i Daniş'e sundu. Projesini savunmasına rağmen, nihayetinde kabul edilmedi. Ahundzade bunu, İstanbul'daki İran büyükelçisi Mirza Hüseyin Han'ın müdahalesine bağladı. Bu bağlamda, "Yeni Elifba Hakkında Manzume" adlı şiirinde sadece İran büyükelçisini değil, kişisel çıkarlarını gözeten bazı Osmanlı devlet adamlarını ve bu durumu göremeyen sultanı da eleştirdi. Ona göre, Osmanlı hükümdarı kendi çevresinde olup devlete ve millete fayda sağlamayanları yönetimden uzaklaştırmalıydı.

Projesi başarısız olsa da Mirza Fethali Ahundzade, Azerbaycan Türkçesiyle yazdığı ve sultana sunduğu "Aldatılmış Kevakib" adlı eseri sebebiyle dördüncü derece Mecidi Nişanı ile ödüllendirildi. Ahundzade'nin alfabe projesini en çok destekleyen kişinin Münif Paşa olduğunu belirtmek gerekir.

Bir noktayı vurgulamak için, Sultan Abdülaziz'in emriyle 19 Eylül 1863'te Maliye Bakanlığı'na yazılan ve Mirza Fethali Ahundzade'ye sunulması amaçlanan sultan kararnamesi belgesinden burada bahsetmeyi gerekli görüyoruz:

"Maliye nezaretine, Dağıstan'ın meşahir-i-fazılasından olan ve Kafkasya Memalik hükümdarına doğu dillerinde tercümanlık yapmış olan ve yakın zamanda Dersaadet'e gelen Binbaşı Mirza Fethali'ye dikkat etmesi" emredilmiştir; çünkü o, yeni bir resim çizgisi üzerine icat ettiği ve yazdığı kitap sebebiyle, irade-yi seniyye ile dördüncü dereceden Mecidiye nişanı verilmesi emredilmiştir ve bu emir, 22 Rebiü'levvel 1280'de mabeynden verilmiştir. Söz konusu nişanın 5 Rebiü'l-ahir 1280 ve 7 Eylül 279 yıllarında hazırlanıp Bab-i Âli'ye gönderilmesinin tavsiye edildiği söylenmektedir. 

Ahundzade'ye dördüncü derece Mecidi Nişanı verilmesi, Ruslar tarafından Osmanlı devletinin bir Rus yetkilisine ve entelektüeline verdiği bir nişan olarak algılandı ve Çarlık yönetimi tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı. Ahundzade'nin Çarlık hükümetine sadık olduğu bilinen bir gerçekti. Ancak o dönemde Rusya'nın bir eyaleti olan Tiflis'te, Kafkasya Rus Valiliği'nde Doğu dilleri tercümanı olarak görev yapıyordu ve Rus vatandaşı olmasına rağmen, nişanın takdimi için Maliye Bakanlığı'na yazılan emir belgesinde, Rus vatandaşlarının soyadlarının sonuna eklenen "-ov" eki yerine, Türk kökenli kişilerin soyadı biçimi olan "-zade" eki, yani Ahundzade olarak belirtilmişti.

Ayrıca, emir belgesinde Rusya kelimesi geçmemekte, bunun yerine "memalik-i Kafkas" ifadesi kullanılmaktadır. Bu durumlar, Osmanlı devlet yetkililerinin karşılarında bir Rus yetkilisi değil, bir Türk entelektüeli gördüklerini açıkça göstermektedir.

Nitekim Ahundzade, Türkçe oyunlar yazarak, Türk devlet adamlarıyla fikir alışverişinde bulunarak ve devletlerinin sosyal gelişimini sağlamayı amaçlayan projeler hazırlayarak halkına olan bağlılığını göstermiştir.

Arap kültürünün Türklerin ilerlemesini yavaşlattığını ve sonuç olarak Türklerin dönemin gelişmelerinden faydalanamadığını vurgulamaya çalıştı. Çarlık hükümetine yaptığı hizmetler ve 1854'te Farsça yazdığı bir şiirde, savaşan Rus askerlerinin kahramanlığını övmesi, Sultan tarafından dördüncü sınıf Mecidiye Nişanı ile ödüllendirilmesine engel olmadı.

-----
Kaynak: kulis.az

Yorumlar


Site Planı
Etiketler yükleniyor...

Çok okunanlar:

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Ali Şir Nevai - Gazel (Kiçe kelgümdür dibân ol serv-i gülrû kelmedi)

  Kiçe kelgümdür dibân ol serv-i gülr ū kelmedi Közlerimga kiçe ta ñ atkunçe uykū kelmedi. Lahza lahza çıktım ü çekdim yolıda intizâr Kildi cân ağzımga yu ol şâh-ı bedhū kelmedi. Ârazıdan aydın irkende ger etti ihtiyât Rūzgârım dek hem olganda karangū kelmedi. Ul perîveş hecridin kim yığladım divânevâr Kimse barmu kim anga körgende külgū kelmedi. Közleriñdin niçe suv kelgey deb öltürmeñ meni Kim, bârı kan irdi kilgen bu kiçe sū kelmedi. Tâlib-i sâdık tapılmes, yoksa kim koydı kadem, Yolga kim evvel kadem ma'şukı ötrū kelmedi. Ey Nevâî bâde birle hürrem et könglün üyin Ne uçun kim bâde kilgen üyge kaygū kelmedi.

Cengiz Dağcı - Korkunç Yıllar (Roman Özeti)

  ESERİN ADI: Korkunç Yıllar YAZARI: Cengiz Dağcı YAYINEVİ: Ötüken Yayınları, İstanbul, 2001 1.    ESERİN KONUSU:   İkinci Dünya Savaşı esnasında Sovyetler Birliğinde yaşayan Türklerin Çektiği sıkıntılar, haksızlıklar, kullanılmaları ve vatan sevgisi. 2.    ESERİN ÖZETİ: Olaylar İtalya’da Sadık ve Cengiz’in bir akşam sohbeti esnasında doğuyor.Sadık 1930-1940’lı yıllarda Rusya’da yaşamış bir Kazak Türkü.Hayatını hatıralar adı altında bir defterde topluyor. Sadık çocukluk yıllarında köyde yaşıyor daha sonra babasının milisler tarafından tutuklanmasıyla şehre taşınıyorlar; babasının bir kaç ay sonra serbest bırakılmasıyla da Akmescit’e taşınıyorlar. Sadık durumları çok kötü olmasına rağmen babasının ısrarları üzerine okula yazılır.(1937) Ruslar 150 yıldır Türkleri yok etmek için her türlü yolu deniyorlardı.Önce camilerde ezan okunmasını yasakladılar, ardından da onları yıkmaya başladılar.

Mikayıl Müşfiq - Yenə o bağ olaydı

Yenə o bağ olaydı, yenə yığışaraq siz O bağa köçəydiniz. Biz də muradımızca fələkdən kam alaydıq, Sizə qonşu olaydıq. Yenə o bağ olaydı, səni tez-tez görəydim, Qələmə söz verəydim. Hər gün bir yeni nəğmə, hər gün bir yeni ilham, Yazaydım səhər axşam. Arzuya bax sevgilim, tellərindən incəmi? Söylə, ürəyincəmi?

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Oyhan Hasan Bıldırki - Kaçak

     Gün, daha henüz ışımamıştı. Buğulu camın gerisinden Polatlı’nın karanlığı delen ışıkları, kıpış kıpış, fakat belirsizce görünüyordu. Sabahın güzelim sessizliğini doya doya koklamak, tanyerinde sürüp giden renk dövüşünü kana kana görebilmek… Korkusuz olmak. Ne kadar güzelmiş değil mi?

Esat Mahmut Karakurt - Vahşi Bir Kız Sevdim (Roman Özeti)

Eserin Adı: Vahşi Bir Kız Sevdim Yazarı: Esat Mahmut Karakurt Yayınevi: İnkılap Ve Aka Kitabevleri   Koll.Şti. Ankara Cad. No :95 – İstanbul. Basım Yılı: 1967 ( İlk baskı   1926 ). Eserin Konusu : Balkan harbi yıllarında bir   Türk subayı ve Bulgar kızının aşkı. Eserin Ana Fikri : Gönül   ferman dinlemez. Eserin Özeti: Abdulhamid’in saltanatı sırasında Adil adında, otuz bir yaşında yakışıklı bir Türk subayı İstanbul’dan   Makedonya’ya Cisri Mustafa Paşa Tepesi’ni içine alan mıntıkada görevlendirilir. Burada başında güzel bir kızın bulunduğu Bulgar çetesinin saldırıları ile karşılaşır ve bu çetenin terör faaliyetlerine son vermek üzere görevlendirilir.

Mehmed Akif Ersoy - Küfe (Safahat'tan - 5)

Beş-on gün oldu ki, mu’tada inkıyâd ile ben Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden. Bizim mahalle de İstanbul’un kenârı demek: Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmeyerek! Adım başında derin bir buhayre dalgalanır, Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır! Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil , Selâmetin yolu insan için bu, başka değil! Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak, Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak, Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden, Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden O sâlhurde , harab evlerin saçaklarına, Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına Delîlimin koca bir şey takıldı...

Tarık Buğra - Küçük Ağa (Roman Özeti)

Küçük Ağa ,  Tarık Buğra ‘nın 1964 yılında yayınlanan romanıdır. Kurtuluş mücadelemizin  Akşehir'de yaşanan bölümünü konu edinir. Zamanla cepheye ve Ankara'ya dair hususlara da girilir. KONUSU: Birinci Dünya Savaşı (1914) ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü, heybetini kaybetmeye başlamış, isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür. Romanda, bir Anadolu kasabası olan Konya ilinin bir ilçesi olan Akşehir’den yola çıkılarak, bütün zor koşullar altında millî kurtuluş mücadesi veren Kuva-yı Milliye konu edilmiştir. Olaylar Anadolu'nun küçük bir kasabasında başlar ve gelişir. ÖZET: Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte, Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir. Savaş sonrası birçok asker memleketlerine geri dönmüştür. Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.

Halit Ziya Uşaklıgil - Mai ve Siyah (Roman Özeti)

  ESERİN ADI           :MAİ ve SİYAH ESERİN YAZARI    :HALİD ZİYA UŞAKLIGİL YAYINEVİ                 :İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ BASIMYILI              :1980 1.ESERİN KONUSU: Hayalleri olan bir gencin lise son sınıfta babasını kaybetmesiyle hayallerinin yıkılışı ve beraberindeki hayat mücadelesi. 2.ESERİN ÖZETİ: Ahmet Cemil,babasının ölümünden sonra,binbir güçlükle okulu bitirir ve kız kardeşini ve annesini beslemek için çalışmak zorunda kalır.Bunun için elinden fazla birşey de gelmemektedir.Çünkü yabancı dil bilmekten başka bildiği birşey yoktur.Ona kalsa,bütün çalışmalarını şiir üzerinde toplamayı;edebiyatımıza bir başka yön vermeyi ister. Ancak hayat mücadelesi onu çok genç yaşta karşılar.