Zihî beyt-i musannaʿ habbezâ cây-ı neşât-efzâ
Ki her bakdıkça andan zâhir olur bir güzel maʿnâ
Felekde evc-i ayyuk üzre bir yer var mı derlerse
Leb-i bâmı tebessüm gûne der kim innehu hâzâ
Cihânda gülşen her dem bahâr olur mu derlerse
Eder cüfti budur ancak deyü ebrû ile îmâ
Ferâzında eger kim rifʿat-âbâd olmasa derdim
Ki olmaz bundan aʿlâ bir müferrih mevkiʿ-i vâlâ
Akıntı sanma tevfîk eyleyen zevrakları bunda
Kalırlar bir zamân hüsnün görenler vâlih ü şeydâ
Bu sâhil-hâne bir nazm-ı müsellemdir bahâriyye
Ana beytü'l-kasîd oldu bu dil-cû tarh-ı müstesnâ
Zihî beytü'l-kasîd-i bî-bedel kim hüsnü âfâka
Eder sadr-ı güzînin lutf-ı tabʿ-ı pâkini inhâ
Kapûdân-ı mükerrem Mustafâ Pâşâ-yı zî-şan kim
Verir lutfiyle saykal gevher-i sîr-âbına deryâ
Vezîr-i muhterem düstûr-ı dânâ-yı mühezzeb kim
Edeb ser-meclis-i hâsında mukbil çâker-i ber-pâ
Asâlet pertev-i ruhsâre-i devlet-siriştinde
Cebîn-i subh-ı nurânîdeki hurşîd-veş peydâ
Nigâh-ı re'fetinde şöyle feyz-i terbiyet var kim
Olur mir'ât-ı jeng-âlûda baksa sebz-gûn dîbâ
Bu sâhil-hâne bir cây-ı harâb iken edüp rağbet
Bu gûne eyledi her gûşesin hem-hâlet-i me'vâ
Dil-ârâ kasrlarla zîr ü bâlâsı bulup revnak
Ferah-zâ dil-güşâ matbûʿ u zîbâ oldu ser-tâ-pâ
Kemâl-i hüsnü bu beyt ile dahı müstezâd oldu
Söz olmaz hiç hemân hem-vâre mesʿûd eylesin Mevlâ
Nedîmâ söyledi şâpâş edüp târîh-i itmâmın
Becâ yapdı bu vâlâ beyti hakkâ Mustafâ Pâşâ
