Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Segâh Niyâz İlâhîsi

Şem’-i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm Evrâk-ı dili âteş-i sûzâne düşürdüm Bir katre iken kendimi ummâne düşürdüm Hayfâ yolumu vâdi-i hicrâne düşürdüm Takrîr edemem derd-i derûnum elemim var Mevlâ’yı seversen beni söyletme gamım var Dinle sözüm sana direm özge edâdır Dervîş olana lâzım olan aşk-ı Hudâ’dır Âşıkın nesi var ise ma’şûka fedâdır Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır Aşk ile gelin eyleyelim zevk u safâyı Göklere değin ir görelim Hû ile Hâyı Mestâne olup depredelim çeng ile nâyı Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır Ey sûfî bizim sohbetimiz câna safâdır Bir cür’amızı nûşidegör derde devâdır Hak ile ezel ettiğimiz ahde vefâdır Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır Aşk ile gelin tâlib-i cûyende olalım Şevk ile safâlar sürelim zinde olalım Hazret-i Mevlânâ’ya gelin bende olalım Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır.

Sultan Veled, Hayatı ve Eserleri

Bahaeddin Sultan Veled, 25 Rebiülâhır 623/25  Nisan 1226 tarihinde, şimdi Karaman denilen, Lârende kasabasında doğdu. Babası, XIII. yüzyılda Anadolu’da yaşayan büyük Türk mutasavvıfı ve şâiri, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, annesi, Mevlânâ’nın lalası ve dostu olan Semerkandlı  Şeyh Şerefüddin’in kızı Gevher Hatun’dur. Mevlânâ ve yakınları tarafından Bahaeddin diye çağırılan şair, daha çok Sultan Veled olarak bilinir. Gevher Hatun’un küçük oğlu Alâeddin’in doğumundan bir süre sonra ölmesi  üzerine, küçük yaşta annesiz kalan Sultan Veled’le, dadısı Kiramana ve üvey annesi Kira Hatun’un annesi Büyük Kira Hatun meşgul olmuşlardır.  Çocukluğu hakkında daha fazla bir şey öğrenemediğimiz Sultan Veled’in ilk  öğrenime nasıl ve ne zaman başladığına dair etraflı ve kesin olarak bir şey bilmiyoruz. Yalnız, aydın bir baba olan Mevlânâ’nın lüzum gördüğü andan itibaren  çocuğunun eğitim ve öğrenimi ile bizzat meşgul olduğu bir gerçektir. Sultan Veled’in bir hâtırasını a...

Sultan Veled - Gazel

Senün yüzün güneşdür yoksa aydur Canum aldı gözün dakı ne eydür Benüm iki gözüm bilgil canumsın Beni cansuz koyasın sen bu keydür Gözümden çıkma kim bu ev senündür Benüm gözüm sana yahşi saraydur Temâşâ-çün beru gel kim göresin Nite gözüm yaşı ırmak u çaydur Veled yoksuldı sensüz bu cihanda Seni buldı bu kezden bey ü baydur Mefâilün / Mefâilün / Feûlün

İbrahim Sadri - Anne

Kan ter içinde gece Kan ter içinde her yanım Her yanım bu gece vurgun içinde Kurşun yemişim, sürgün yemişim Bu sana ilk gelişim Vur emriyle düşmüşüm kapına Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana Yok elimde bir demet menekşe Yok elimde sevdiğin gül şekeri Yok işte sana bir şey Bilmem ki ne demeli Bir tek ağır yaralı özlemim Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim Anne benim, aç kapıyı Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın Ölmeyesin, bitmeyesin Yürekyarısı gitmeyesin dediğin Anne benim, aç kapıyı İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim Hep senin için bulutları isterdim Ellerimi açtırıp dua ettirirken O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece Hani her gece sorduğumda Anne babam nerde Nerde kuşların dilinden anlayan adam Ve menekşelerle konuşan adam Nerde anne Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını Gelecek oğul, sen uyu şimdi Baban gelecek bir yağmur gibi yağmurla Rahmete boğacak yoksulluğumuzu derken Ben uyur, düşümde Senin...

Ahmet Selçuk İlkan - Vazgeçemedim

Gözlerin bir kilit vurdu gönlüme Senden başkasını hiç sevemem Ne engeller koydu kader önüme Yine de ben senden vazgeçemem Aşkın ateş oldu kahrolmam için Hasret kurşun oldu vurulmam için Günler asır oldu yıkılmam için Yine de ben senden vazgeçemedim Ne büyük bir aşktın anlatamadım Kimler gelip geçti unutamadım Uğrunda mevsimler yıllar harcadım Yine de ben senden vazgeçemedim.

Orhan Seyfi Şirin - Kurşunlanmış Rüyalarım

Hasret alevden bir gömlek içten içe kor Önce gel sokul sineme sonra halim sor Körpe goncam, al dudaklım sen aldın aklım Gözlerimde binbir arzum, gönlümde saklım Kurşunlanmış rüyalarım gel de hayra yor Bir acı ver tanrım bana ayrılıktan zor Ela gözlüm sarmaşığım, ümit ışığım Sana hasret, sana hayran, sana aşığım Sevdiğini saramayan bir biz kalmışız Bizler aşk andını gülüm şeref bilmişiz Tüm insanlar sağır şimdi bütün gözler kör Al kalbimi sök yerinden yerden yere vur.

Yunus Emre - Ger râzumı söylerisem kimse dilüm bilmez benüm (214)

Ger râzumı söylerisem kimse dilüm bilmez benüm Eger sabır eylerisem gönlüm karâr kılmaz benüm İy uslular iy uslular siz eyidün ben n'ideyüm Ol dost yüzin göreliden ‘aklum başa gelmez benüm Bunun gibi tertîbile işüm niçe başa vara Elümden iş kaldıyısa cânumdan iş kalmaz benüm Ne usluyam ne delüyem neye benzer işüm benüm ‘Işk denizine gark olup gönlüm gözüm toymaz benüm Bu mahabbet odı benüm yüregümde yana durur Denize gark olurısam söynüp hatâ kılmaz benüm Yıl on iki ay ‘ışk odı içümde uş yanup durur Yandugunca artar kokum devrüm geçüp solmaz benüm Cümle Hak'a yol vardılar sabrıla Hakk'a irdiler ‘Işkun aslı oddan durur sabrumıla olmaz benüm Niçe eyitdüm gönlüme var sabır eyle dek otur Şol dem dahı bed-ter olur ögüdümi almaz benüm Bu Yûnus'un çün sûreti ölüp toprak olurısa Bâtınumdan ‘ışk sevgüsi bilün ki hîç gitmez benüm      Müstef‘ilün Müstef‘ilün Müstef‘ilün Müstef‘ilün

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu - Sunmuşlar Ağuyu Bize Aş Diye

Sazının sesini duydum uzaktan  Eledim elekten, süzdüm süzekten Nasıl kurtulurum ben bu tuzaktan? Yüzyıllarca Sünni, Kızılbaş diye Sunmuşlar ağuyu bize aş diye! Biz, Türk oğlu Türk’üz; soyumuz belli, Üçok’ta, Bozok’ta boyumuz belli, Ongunumuz belli, payımız belli... Yüzyıllarca Sünni, Kızılbaş diye Sunmuşlar ağuyu bize aş diye! Oğuz torunları, bir büyük soyuz, Sünni ve Kızılbaş... Yirmi dört boyuz, Hacı Bektaş neyse, işte biz oyuz... Yüzyıllarca Sünni, Kızılbaş diye Sunmuşlar ağuyu bize aş diye! Soy, sop nedir diye buyuranlar ey! Hain çaşıtları kayıranlar ey! Sırrımı düşmana duyuranlar ey! Böldün beni Sünni, Kızılbaş diye  İçirdin ağuyu bana aş diye! Uğursuz baykuşun sedasına yuf! Kardeş kanı içen midesine yuf! Sahte hocasına, dedesine yuf! Utanmadan, Sünni, Kızılbaş diye Sunmuşlar ağuyu bize aş diye! Kurdu koyun edip güttüler uyan! Tüylerini yolup dittiler uyan! Balçığa, batağa ittiler; uyan!... Sana Sünni, bana Kızılbaş diye  Sundular ağuyu güzel aş diye! Kardaşı kardaşa...

Ahmet Haşim - Ay

Bütün gün kırlarda, deniz kenarlarında dolaştık. Güneş, hayale müsaade etmeyecek tarzda her şeyi vazıh [1]  ve berrak gösterdiği için yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik. Ağaçların tozlu yapraklarını, kayalar üzerinde durup soyulan kertenkeleleri, denizin kirli suları altında cam kırıklarını, paslı tenekeleri, eski pabuç nâş [2] larını seyretmenin ne kadar çabuk ruha kesel [3]  verdiğini tecrübe etmeyen var mı? Güneşli geçen bir gezinti gününden sonra, akşamüstü eve mahzun ve nevmid [4]  dönmemenin mümkün olmadığını tecrübelerimle bilirim. Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır. Onun ışığında eğlenmenin ve mes’ut olmanın hiç imkânı var mı? Nihayet akşam oldu. Karanlık bastı. Karşı karşıya  oturmuş iki insan, artık yüzlerimizi görmüyor, yalnız seslerimizi duyuyorduk. Birden, arkamızda garip bir fısıltıyı andıran bir hışırtı duyar gibi olduk. Başımızı çevirdik: İki büyük fıstık ağacı arkasından kırmızı bir ay, sanki yapraklara...

Ahmed Paşa - Kaside (Der Medh-i Sultan Mehmed Hân)

Ey muhît-i keremün katresi ‘ ummân-ı kerem Bâğ-ı cûd ebr-i kefünden tolu bârân-ı kerem Matla’ -ı subh-ı zafer mihr-i zekâ ebr-i hayâ Felek izz ü ‘ alâ dâver-i devrân-ı kerem Tâc bahş-ı ser-i sultân-ı salâtin-i cihân Zînet-i taht u nigîn Hazret-i sultân-ı kerem Zıll-ı Hakk Şâh Muhammed ki işiği gökinün Kem-terin ılduzı olur meh-i tâbân-ı kerem Ayağı toprağıdur cevher-i iksir-i hayât Âsitânı tozıdur sürme-i a’ yân-ı kerem Açılur hulk-ı nesîmiyle gül-i gülşen-i cûd Bezenür lutfi zülâliyle gülistân-ı kerem Bahr-ı ahzar ne durur kulzüm-i cûdında habâb Katre-i feyzi nedür ebr-i dür-efşân-ı kerem Bî-kıyâs olalı ihsânlarun ey hüccet-i cûd Kâtı oldı cedel-i haşmunı bürhân-ı kerem Kefi bir demde nisâr itdüği gencin oşrin Haşre dek vezni demez kefe-i mizân-ı kerem Ne melek hûy meliksin ki dem-i lutfun ile Kevser-i cûd akıdur ravza-i Rıdvân-ı kerem Ne kerâmet kodı Hakk zât-ı kerîmünde k’ olur Ayağun basduğı yir çeşme-i hayvân-ı kerem Bulmasa nâm-ı şerîfünle şeref-nâme-i cûd Ebter olaydı kamu defte...