Muhammed Hüseyin Şehriyar, kurduğu manevi köprüler ve yazdığı eserlerle edebiyatımızda derin izler bırakmış büyük bir şairdir. Şiirlerini bu kadar tutkulu ve içten kılan şey, şüphesiz yaşadığı karşılıksız aşktır. Bütün Doğu dünyasını hayrete düşüren duygusal eserlerinin ardında tek bir isim vardı: Şairin Peri diye seslendiği Süreyya...
Şehriyar, Tahran'da tıp okurken güzel bir kız olan Süreyya'ya aşık oldu. Bu kız o kadar zarif ve güzeldi ki Şehriyar şiirlerinde ona "Peri" diye hitap etti. Aşkları karşılıklıydı, ancak her güzel hikayenin sonunda olduğu gibi, bu saf aşkın üzerine kara bulutlar çöktü. Şah'ın yakın bir akrabası Süreyya'ya aşık olduğu için, Şehriyar'ı devrimci şiirler yazmakla suçladı ve onu Nişabur'a sürgüne gönderdi. Şehriyar gözyaşları içinde Süreyya'nın annesine, sevgilisiyle son bir kez Behcetabad'da görüşmesine izin vermesi için yalvardı. Annesi kabul etti. Şehriyar Süreyya'yı bekledi, ancak kız gelmedi. Şehriyar, gelmesine izin verilmediğini anladı ve ünlü "Behcetabad Hatırası" şiirini yazdı.
"Her gece yıldızları sayıp gece yarısını bekliyordum,
gece yarısı yine geliyor, saat gece yarısı oldu bile."
Şairin her zaman gözyaşlarıyla söylediği "Yar Kasidi" şiiri, Süreyya ile şahın düğününün arifesinde yazılmıştır. Şair bu aşkı asla unutmamış, aksine zaman geçtikçe özlemi daha da artmıştır. O asil kalpte ne sönmüş bir alev ne de azalmış bir özlem vardı.
Uzun süre Tebriz'de yaşadıktan sonra Şehriyar, bazı işler için Tahran'a gelir. Şehriyar'ın Tahran'da olduğunu ve zamanının çoğunu gençlik anılarının simgesi olan Behcetabad Parkı'nda geçirdiğini duyan Süreyya, Şehriyar'ı görme umuduyla o parka gider. Hayatının son yıllarında, saçları ağarmış yaşlı bir adam olan yetenekli sanatçı, "peri kızıyla" Behcetabad Parkı'nda tekrar karşılaşır. Birbirlerini gördüklerinde dakikalarca konuşamazlar, sadece sessizce ve gözyaşları içinde birbirlerine bakarlar. Yıllar geçmiş ve aralarına fiziksel engeller girmiş olsa da, kader kalplerine dokunamamıştır. Aşkları ilk günkü kadar taze ve saftır.
Süreyya'ya duyduğu bu umutsuz ve karşılıksız aşk, Şehriyar'ın hayat yolunu tamamen değiştirdi. Yaşadığı manevi şok o kadar şiddetliydi ki, tıp eğitimini bitirmesine bir yıl kala, son sınıfta bırakıp Tahran'dan ayrıldı. Bu ayrılık onu tıp biliminden uzaklaştırmış olabilir, ancak bize parlak bir sanatçı kazandırdı. Şairin kendisi daha sonra bu gerçeği şöyle ifade etti:
"Eğer beni kendine aşık eden o kız olmasaydı, şimdi iyi bir doktor olabilirdim ama Şehriyar olamazdım."
Bu karşılıksız aşk, kalbinde sönmeyen bir kıvılcım yarattı ve Şehriyar, bir doktor gibi insanların bedenlerini değil, bir şair gibi milyonların ruhlarını iyileştiren bir ruhani şifacıya dönüştü. Süreyya'ya olan aşkı şairin hayatını karanlık bir hapishaneye çevirmiş olsa da, asla sönmeyecek ebedi bir ışık bıraktı ardında.
Kaynak: kulis.az
