Ana içeriğe atla

Montaigne - Tembellik Zor Zanaat


Nasıl ki, nadasa bırakılan topraklar zenginleşip bereketlendiğinde üzerlerini yüzlerce binlerce çeşit yabani ot sarıyor ve biz buna engel olarak, yarar sağlayacak nitelikli tohumlarla toprağı işleyip hepsine görev yüklüyorsak; nasıl ki, bir dişi tek başına üreyemez ve sağlıklı bir nesil dünyaya getirebilmek için bir ersuyuna gerek duyarsa zihinlerimizin işleyişi de tıpkı böyledir. Dizginlerini ele alıp verimli olabilecekleri belirli konular üzerinde tutmayı sağlayamazsak ipe sapa gelmez başıboş düşüncenin yaban topraklarında bir aşağı bir yukarı döner dururlar.

Demek oluyor ki, aptallığa, ipini koparmış deliler gibi abuk sabuk saçmalamaya, böyle çalkantılarda yalpalamaya gerek yok.


Belli bir amacı olmayan ruh kayıp bir ruhtur. Hep denir ya; her yerde varsan hiçbir yerde yoksundur.

"Küçük de olsa hiçbir yerde evin yoksa Maksimus, nerede olsa yaşarsın." (Martialis)

Kısa bir süre önce ömrümün geri kalan küçük kısmını kendime adamaya, sessiz sedasız, gözlerden uzak yaşamaya karar vererek köşeme çekildim; bana öyle geliyordu ki aklıma yapabileceğim en büyük iyilik zihnimi kendini gözden geçireceği, yalnız kendisiyle ilgileneceği, telaşa kapılmadan kendi hakkında düşüneceği mutlak bir aylaklık içinde tutmaktı. Geçen zaman kilolarıma kilo katmış ve olgunlaşmıştım, bunu yapabilmenin daha kolay olacağını umuyordum.

Ne yazık ki tam aksi oldu: Zincirlerinden kurtulan zihnim, binicisini üzerinden silkeleyip atan bir at gibi şahlanarak hiçbir binicinin başaramayacağı bir süratle belaya koşmaya başladı. Hiçbir kural ve uygunluk tanımadan birinden diğerine geçerek öyle umacılar, öyle fantastik canavarlar üretti ki, aklım bu görülmemiş acayipliklerini görür de belki kendinden utanır diye umut ederek hepsini kaydetmeye başladım.

"Avare akıl daldan dala konar." (M. A. Lucanius)
-------
Derleyen ve Çeviren: Tülin Dagüloğlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Ozan Arif - Açılım

  Dinle beni ey millet... Dinle beni ahali... Bu "açılım" ne iştir, nedir bunun meali? Ne olacak bunlarla memleketin bu hali?      Habur'da gördünüz bak, çizgiden kaydı bunlar,      İhanetin adını açılım koydu bunlar... Herkes merak ederken "açılım" neyin nesi, Önce adı "Kürt" dendi, sonra da "demokrasi" Ve hatta "milli birlik", "kardeşlik" projesi!..       Kavramların içini boşaltıp soydu bunlar,       İhanetin adını açılım koydu bunlar... Millet yetki verecek, sırtına giyeceksin, Milleti ayrıştırıp her haltı yiyeceksin, Sonra bunun adına kardeşlik diyeceksin!       Hep işleri takiyye!.. Önce de buydu bunlar,       İhanetin adını açılım koydu bunlar... Hele bak bak, lafa bak; "kardeşlik projesi!.." Yahu bu, "eş başkan"ın bir eşlik projesi! Bu var ya bu, bu tam bir kalleşlik projesi...       Böyle süslü laflarla milleti baydı bunlar,       İhanetin adını açılım ko...

Yetik Ozan - Atmaca Uçurumu

Sarı Uygurların ardından Orda, Kansu'daki o yalçın yarda Bir aylak atmaca döner bunalır, Yorulup diplere doğru ağar da İnsan kokusuna konar bunalır. Bir sarı karanlık bastı basacak, Humma gibi sinsi, soluksuz, sıcak Yılan deliğine gizlenen bıçak Son diri ışıkta yanar bunalır. Bir dilsiz gece tek tanığı günün, Bakır yüreklerde paslanan kinin, Kanlı gerçeğini örtünce Çin'in Afyonlu düşüne iner, bunalır. O düşte bir yıldız azar, açılır, Beş ucundan kızıl hışım saçılır, Yeryüzü bir haşhaş kadar küçülür, Çizildikçe pınar pınar bunalır. İnsanlığa yumak çapaklı gözler Kara fenerlerle şeytanı izler, Ölüm bayramınca maskeli yüzler Çirkin gülüşlerde donar, bunalır. Kötürüm dağlara çarpan kör yollar, Sessizlik içinde boğulan göller, Uçurum başında titreyen güller O sonsuz düşüşü anar, bunalır. Gerçek bu, sanmayın bir Çin masalı, Beyaz güvercinler ürkek, tasalı, Atmaca ağzında bir defne dalı Kırılmış yerinden kanar, bunalır.

Şeyh Galib - Gazel (Nâz eyler bana)

Hûh-i bed hûy-i kazâ zann etme nâz eyler bana Bîm-i cândan çeşm-i cellâd-ı niyâz eyler bana Öyle bir ankâ-yı manâyım ki sayda tab’ımı Hâh-ı endîşem hümâ-yı şâhbâz eyler bana Kalbim ol âyine-i vahy-irtisâm-ı aşk kim Tûti-i Cibrîli dest-âmûz-ı râz eyler bana   Çeşm-i âteş pâre ammâ çeşme-i âb-ı hayât La’l-i cân-bahş-ı bütân sûz ü güdâz eyler bana   Gâlibim ol kahramân-tab’ım ki ben rûh-ı Fehîm Havf edip bin dürlü vaz’-ı dil-nüvâz eyler bana