Bu cadde İstanbul Caddesi,
Aziziye minaresinde çifte ezan
Nal sesleri, motor gürültüleri
Arasında kaybolursunuz bazan.
Bu cadde İstanbul Caddesi,
Aziziye minaresinde çifte ezan
Nal sesleri, motor gürültüleri
Arasında kaybolursunuz bazan.
Gel ey dilber gel Allah'ı seversen
Gel ağlatma beni eller içinde
Ne acayip olur şu halk-ı alem
Söyleşirler bizi diller içinde
Bozuldu dünyanın lezzeti, tadı
Gel göçelim gönül, gidelim burdan.
Sevginin, saygının kalmadı adı,
Gel göçelim gönül gidelim burdan.
Değil mi ki o derin acılarımla şimdi
Buna destek olacak tek bir kolda yoksunum
Ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum
Ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle
Anlamalıyım artık : Yaşadın yeterince!
Gözlerin nasıl bulanık
Gözlerin sisli bir orman
Saklı korkulardan sanık
Sanki kaçarkan vurulan
Kirpiklerin diken diken
Tel örgüler kirpiklerin
Yasak sınırlar geçerken
Geride kaybettiklerin
Dudakların nasıl ürkek
Ne kadar uzakta sesin
Sen gece gelen konuğu
Hiç kimsenin ve herkesin
Hasretinle gönlümü incitme Allah aşkına,
Ya götür birlikte yahut gitme Allah aşkına,
Sabr-ı Eyyüp üstüne bahsetme Allah aşkına,
Ya götür birlikte yahut gitme Allah aşkına!..
Her bir yere bina dikti çam dikti
Keçiyi ormana sokmadı beyler
Garip gönlümüze şimdi gam dikti
Niye balık baştan kokmadı beyler
Dolaş bâb-ı hükümette, bulursun yâd lazımsa,
Mezâristâna git bir işde ancak dâd lazımsa.
Terakki maksadınsa şimdi bir câsüs-i kâbus ol,
Hafiyye nâmın olsun bir şerefli ad lazımsa…
Büyükler evlerinden başka bin kârhane yaptırdı,
Utanma, sen de bir meyhane yap irâd lazımsa
Dilersen hoş geçirmek vaktini, gayet edebsiz ol,
Bırak mazlumu, koş zâlim için imdâd lazımsa…
(…)
Bolaligimda onamning sheʼrlar daftari boʻlardi. Muqovasiga oq atirgulning rasmi yopishtirilgan. Undagi sheʼrlarni tushunmasam-da, koʻpincha daftarni qoʻlimda ushlab oʻtirardim. Sakkiz yashar bolaga unda nimalar yozilganining deyarli ahamiyati boʻlmas, men faqat varaqlardim, qiziqishim sheʼrlarni hijjalab oʻqish va har bir sheʼrga ilova qilingan suratlarni tomosha qilish bilan cheklanardi, xolos.
Həcər Atakişiyeva
“Yazarlar” jurnalının redaktoru və
Yaradıcılıq Komissiyasının sədri,
ədəbiyyatşünas-tənqidçi
Məqalədə yaradıcılığında folklor motivləri və milli ənənələrin bədii ifadə xüsusiyyətləri araşdırılır. Müəllifin poeziyasında xalq yaradıcılığından gələn obrazlar, atalar sözləri, deyimlər, milli-mənəvi dəyərlər və folklor elementlərinin poetik funksiyası təhlil edilir. Tədqiqat göstərir ki, Zaur Ustac folklor irsindən yalnız mövzu mənbəyi kimi deyil, həm də bədii-estetik düşüncə tərzinin əsas komponenti kimi istifadə edir.
Câbi Efendi, öyle her ihtiyar gibi, sabahtan akşama kadar evinde pineklemezdi. Sonuçta yine ciddi bir işe elini sürmez, "Yiyeceğim var, içeceğim var! İş benim neme gerek?" derdi. Ama her sabah, güneş doğmadan kendini sokağa atardı.
Yegâne merakı dünyanın işlerini araştırmaktı. "Okur, yazar" güruhundandı. Fakat bu faziletini hiç kullanmıyordu. Kütüphanelerin önünden geçerken kendini tutamaz: "İşte cahillerin akıl ambarı!" diye gülümserdi. Onun fikrince kitaplar hakikatin üstürte gelişigüzel yığılmış birtakım zarif, süslü, kıymetli kerpiçlerdi. Bu kerpiçleri toplayıp bir tarafa atmayan, mümkün değil, hakikati göremezdi.
Hakikat kitapta değil, hayatın kendisindeydi. Kitaba inanan esir olur, zihni katılaşır, kafası kerpiçleşirdi. Hâlbuki ancak... Her gün değişen, hiçbir kavramın dar çerçevesine sığmayan hayat okumaya lâyıktı. Hayatın her adımında binlerce gariplik, binlerce sır... Binlerce dalavere gizliydi. İlim, hikmet, kültür, felsefe, anlayış hep hayatın içindeydi. Mesela elli senedir gezmekle bitiremediği şu İstanbul, "bir milyon küsur sayfalı" kocaman bir kitaptı.
Türk dünyasının tarihi, etnojenezi ve devlet gelenekleri üzerine araştırmalarıyla tanınan yazar ve araştırmacı Yunus Oğuz'un "Türk Etnonimleri ve Gelenekleri" adlı kitabı Türk okurların kullanımına sunuldu.
Bilge Tonyukuk Yayınevi tarafından yayımlanan kitapta yazar, Türk etnik adının kökenini, Türk halkının oluşumunu ve eski tarihinin çeşitli yönlerini inceliyor. Eserde, günümüz Türklerinin kökeni ve gelişimiyle ilgili iki ana teori olduğu belirtiliyor. Yazar, 19. yüzyıldan beri oluşan ve uzun yıllar boyunca ana bilimsel yaklaşım olarak sunulan teoriye farklı bir bakış açısı getiriyor.
Kitapta, eski Çarlık Rusyası ve daha sonra Sovyetler Birliği'nin siyasi etkisi sonucunda, Türklerin anavatanının yalnızca Orta Asya olduğu görüşünün yaygınlaştığı belirtiliyor. Yazar, bu teorinin siyasi faktörlerin etkisiyle ön plana çıktığını vurguluyor ve Türk tarihinin daha geniş bir coğrafi ve tarihi bağlamda incelenmesinin önemini ortaya koyuyor.
Yunus Oğuz, eserinde Türklerin etnik kimliği, kadim adet ve görenekleri, devlet yapısı ve gelenek sistemine ilişkin çeşitli kaynaklara atıfta bulunarak okuyuculara alternatif bir bilimsel bakış açısı sunmaya çalışmaktadır.
"Türk Etnolojisi ve Gelenekleri" kitabı, Türk tarihi, etnolojisi ve kültürel mirası üzerine çalışan araştırmacılar, tarihçiler, öğrenciler ve Türk dünyasının geçmişiyle ilgilenen geniş bir okuyucu kitlesi için hazırlanmıştır.
Yalnız Azərbaycanın deyil, bütün türk dünyasının bu il 100 illik yubileyini çox böyük təntənə ilə qeyd etdiyi Birinci Türkoloji Qurultay nə təcavüzkar çarizm dövründə, məsələn, XX əsrin əvvəllərində, nə də sovet hakimiyyətinin "güclənərək" irticaçı xarakter aldığı 30-cu (və ondan sonrakı) illərdə keçirilə bilərdi. Türk xalqlarının milli maraqlarının, türk ziyalılarının bu maraqları elmi əsaslarla həyata keçirmək iddialarının məhsulu olan Qurultayı, çox əlamətdardır ki, dövrün (və dünyanın) həm mədəni-intellektual, həm də siyasi-ideoloji qüvvələri dəstəkləmişlər.

Irmağım taştı bugün.
Fidanlar şaştı bugün:
Gözümde yaştı bugün
Gönlümün dilekleri...
Bu tufan yükselirken
Hep sizi düşündüm ben:
Daha mı ince sizden
Bir kızın bilekleri?
Büyük çamlar yıkarak
Denize koşan ırmak
Size nasıl kıyacak
Kızıl dağ çilekleri...