Ana içeriğe atla

Özbek Klasik Edebiyatının Sevilen Şairi Şeyhzade Atâyî


Yesevî dervişlerinden Ahmed Yesevî’nin kardeşi İbrâhîm Ata’nın oğlu olan İsmâîl Ata’nın torunudur. Aslen Afganistan’ın Belh şehrindendir. Ölüm tarihi bilinmeyen şairin kabri de buradadır. Ali Şir Nevâyî’nin verdiği bilgiye göre Atayî; derviş meşrepli, hoş yaradılışlı, alçak gönüllü, şen tabiatlı biriydi. Türkçe söyleyen şairlerden olup şiirleriyle kısa zamanda Türkler arasında şöhret kazanmıştı. 

Elimizdeki tek eseri Dîvân’ıdır. Atayî Dîvânı’nın Petersburg Şarkiyat Enstitüsü’nde tek nüshasında 260 gazel vardır. Metin, 16. yüzyılda istinsah edilmiş ve Tebrizli Beylerbeyi Fethalî Han tarafından saklanmıştır. Samoyloviç (1927), Dîvân’daki 17 gazelin metnini yayımlamış ve dil özelliklerini incelemiştir. Atayî Dîvânı’nın tam metni Özbekistan’da neşredilmiştir. Bu çalışmanın giriş kısmı Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. 

Atayî; “Atayî”nin yanı sıra Yesevî ailesine mensup olması nedeniyle Dîvân’ının ilk ve son sayfalarında “Şeyhzâde Atayî” mahlasını da kullanan mutasavvıf bir şairdir. Halk şiirine ve kültürüne aşina olduğu anlaşılan Atayî, manzumelerinde halk şairleri gibi kafiye kaygısına düşmemiş, hatta gazellerinin 109’unu halk şiirindeki koşuklara uygun biçimde aruzla yazmıştır. Şiirlerinde çoğunlukla Türkçe kelimelere ve atasözlerine yer veren şairin söyleyişi sade ve halk diline yakındır. Nitekim Samoyloviç'in de belirttiğine göre “Atayî’nin dili, Çağatay dili yani XIV. yüzyılda da kullanılan Uygur dili yerine XV. yüzyılda şekillenen biraz Uygur Türkçesi görünümlü daha çok nesir diline göre şekillenmiş geleneksel Çağatay Türkçesine ait olan Oğuz Türkmen unsurlarına sahip Orta Asya (Türkistan) Türk edebî dilidir”.



Ul sanem kim suv yakasında peri tek olturur

Gayeti nâzüklükindin suv bile yutsa bolur

 

Ta meger kim, selsebil âbına cevlân kıla

Keldi cennet ravzasındın âb-ı kevser sâri hûr

 

Ul ilik kim suvdın arıktur yuvmas anı suda

Belki suvnı pâk bolsun deb iliki birle yur

 

Emdi bildim rast ermiş belki kördim köz bile

Ul ki derler suv kızı ki gâh közge körünür

 

Kaşların Yâsîn Atayî körgeli hüsn içre tâk

Subh-i dem mihrâblarda sure-i Yâsin okur

 

Gazel

Hasta könglümdin hayâli ki bir zamân ketmes begim

Nece kim vaslıng etekige kolum yetmes begim

 

Neteyin dermânde boldum men bu könglüm ilkide
Sensizin hiç yerde bir lahza karâr etmes begim

 

Gerçi sen düşnâm itersen men duâçimen sana
Âşık-ı sâdık celâldın iling çekmes begim

 

Sen meni ta’zim itib kullar sanında tutmagıl
İtlerin haylingde bolsam ne manga yetmes begim

 

Ta’nedin kavmas Atayî’ni eşikingdin rakib
Heç gedâ it ürse eşikni koyub ketmes begim

 

Gazel’den

Ey ki hûblar közgüside özing izhâr eylegen
Hem özi ol közgüge bakıp mini zâr eylegen

 

Nergis-i ayyârelerde küfr ü îmân körgüzüp
Kudreti bir gonçedin hâr u gülzâr eylegen

 

Gazel’den

Zinhâr ışk işingni usal tutma ey köngül
Asânı müşkil erür anıng müşkülâttın

 

Gazel’den

Kıldı cânımga meni şirin lebing zevkı bile
Bu meseldür kim kişi bal tutsa barmagın yalar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulla Oripov - Birinchi muhabbatim

Kecha oqshom falakda oy bo‘zarib botganda, Zuhro yulduz miltirab, xira xanda otganda, Ruhimda bir ma’yuslik sokinlik uyg‘otganda, Men seni esga oldim, birinchi muhabbatim, Eslab xayolga toldim, birinchi muhabbatim.

Pir Sultan Abdal - Dostum

  Bin cefâlar etsen almam üstüme Gayet şirin geldi dillerin dostum Varıp yad ellere meyil verirsen Kış ola bağlana yolların dostum İlâhi onmaya yardan ayıran Bahçede bülbüller ötüyor uyan Kula gölge olsa Allah’a ayan Senden ayrılalı gülmedim dostum Pir Sultan Abdal’ım gülüm dermişler Bu şirin canıma nasıl kıymışlar İster isem dünya malın vermişler Sensiz dünya malın neylerim dostum

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Munis Faik Ozansoy - Dilek

Yurdumda bir evlik toprak isterim Yayla olsun, yamaç olsun, düz olsun Orada bir ömür kalmak isterim Yaz, kış olsun, bahar olsun, güz olsun. Bir dam altı gece barındıracak Daldan, sazdan yapma bir çardak olsun İçinde kütükler yanan bir ocak, Yünden veya ottan bir yatak olsun. Çardağı sarmalı bir çiçek dalı, Salkım olsun, gül olsun, leylâk olsun. Yakınlarda bir de su bulunmalı Deniz olsun, göl olsun, ırmak olsun. Ekmeğim topraktan, suyum ırmaktan Katığım kâh zeytin, kâh peynir olsun Mutluluk duyayım nefes almaktan Dost güvenilir, düşman bilinir olsun. Tanrım, başka bir şey ister değilim İçimde ne bir hırs, ne bir kin olsun Yolumu beklesin, akşam sevgilim Bence güzel, ellerce çirkin olsun.

Ozan Arif - Açılım

  Dinle beni ey millet... Dinle beni ahali... Bu "açılım" ne iştir, nedir bunun meali? Ne olacak bunlarla memleketin bu hali?      Habur'da gördünüz bak, çizgiden kaydı bunlar,      İhanetin adını açılım koydu bunlar... Herkes merak ederken "açılım" neyin nesi, Önce adı "Kürt" dendi, sonra da "demokrasi" Ve hatta "milli birlik", "kardeşlik" projesi!..       Kavramların içini boşaltıp soydu bunlar,       İhanetin adını açılım koydu bunlar... Millet yetki verecek, sırtına giyeceksin, Milleti ayrıştırıp her haltı yiyeceksin, Sonra bunun adına kardeşlik diyeceksin!       Hep işleri takiyye!.. Önce de buydu bunlar,       İhanetin adını açılım koydu bunlar... Hele bak bak, lafa bak; "kardeşlik projesi!.." Yahu bu, "eş başkan"ın bir eşlik projesi! Bu var ya bu, bu tam bir kalleşlik projesi...       Böyle süslü laflarla milleti baydı bunlar,       İhanetin adını açılım ko...

Yetik Ozan - Atmaca Uçurumu

Sarı Uygurların ardından Orda, Kansu'daki o yalçın yarda Bir aylak atmaca döner bunalır, Yorulup diplere doğru ağar da İnsan kokusuna konar bunalır. Bir sarı karanlık bastı basacak, Humma gibi sinsi, soluksuz, sıcak Yılan deliğine gizlenen bıçak Son diri ışıkta yanar bunalır. Bir dilsiz gece tek tanığı günün, Bakır yüreklerde paslanan kinin, Kanlı gerçeğini örtünce Çin'in Afyonlu düşüne iner, bunalır. O düşte bir yıldız azar, açılır, Beş ucundan kızıl hışım saçılır, Yeryüzü bir haşhaş kadar küçülür, Çizildikçe pınar pınar bunalır. İnsanlığa yumak çapaklı gözler Kara fenerlerle şeytanı izler, Ölüm bayramınca maskeli yüzler Çirkin gülüşlerde donar, bunalır. Kötürüm dağlara çarpan kör yollar, Sessizlik içinde boğulan göller, Uçurum başında titreyen güller O sonsuz düşüşü anar, bunalır. Gerçek bu, sanmayın bir Çin masalı, Beyaz güvercinler ürkek, tasalı, Atmaca ağzında bir defne dalı Kırılmış yerinden kanar, bunalır.