Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hilmi Şahballı - Yürüyorum

Karlı dağların ardında Yare doğru yürüyorum Yunus'un feyiz aldığı Yere doğru yürüyorum Kah atlıyım kah yayayım Hangi derdimi sayayım Ben bu alemde rüyayım Sırra doğru yürüyorum Şahballı konmaz göçecek Dünya fani ölüm gerçek Kula şefaat edecek "Er"e doğru yürüyorum.

Çolpan - Kar Koynunda Lale

  Bir, iki, üç, dört... Beş;   beş... Altı! Yedi, sekiz, dokuz, on... Küçücük, kırmızı iplerle süslü bezden top yolunu şaşırıp kaçtı, gidip aşağıdaki ağılın duvarına yaslanıp büyüyen şekerpare kayısı fidanına çarptı ve zıplayıp “şap” diye havuza düştü… Kızlar hep birden: — Vay! Canın çıkmasın. Havuza düştü işte, diye bağırıştılar. Topu tutmak için peşinden koşan Şerafet de havuzun yanında taş kesilip kalıverdi.

Aşık Osman Feymani - İyi İnsan Olalım

  Madem gelmişiz cihana, İyi insan olalım, gel. Akıl fikir vermiş sana, İyi insan olalım, gel. İnsan diye isim vermiş, Düşünen doğruyu görmüş, Arif olan Hak'ka ermiş, İyi insan olalım, gel. Mektep, medresede tahsil, Yapanlar ilime dahil, Okumayan kalır cahil, İyi insan olalım, gel. Öğrenelim, öğretelim, Fen denen sırra erelim, Bilirsen kutsal evvelim, İyi insan olalım, gel. Çalışanlar yükselirmiş, Bunu bana törem demiş, İlk emir de “oku” imiş, İyi insan olalım, gel. Feymânî dünya bir handır, Kimi canan kimi candır, İnsan aleme sultandır, İyi insan olalım, gel.

Aşık Osman Feymani - Nevruz Bizim Bayramımız

Altaylar’dan, Viyana’ya Nevruz, Türk’ün bayramıdır. İlan ediyom cihana, Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız Türk, cefaya katlanacak, Muhabbetle tatlanacak, İlelebet kutlanacak, Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız . Vurmasınlar yanlış aşı, Nerde Türk var, Türk gardaşı, Türk takviminin yılbaşı, Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız Tarihinden al haberi, Türk isen gel, kaçma geri, Ta Satık Buğra’dan beri, Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız Türk olan alsın nasibi, O, bu yurdun öz sahibi, Sinsin gibi, Cirit gibi, Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız Kem fikirler duysun hele, Bunu böyle herkes bile, Töreleşti kanun ile, Nevruz, Türk’ün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız Körükle ateş yakalı, Demirden dağı yıkalı, Ergenekon’dan çıkalı, Nevruz, Türkün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız Almaatı, Bişkek, Taşkent, Bakü, Yesi ve Semerkant, Oba oba, kasaba, kent, Nevruz, Türkün bayramıdır. Nevruz Bizim Bayramımız Kırcaal...

Halit Fahri Ozansoy - Denizde Ay

  İndi solgun ve ılık Ay ışığı denize Bal rengi bir tatlılık Çöktü gözlerinize. Baktınız uzun uzun Bu sulara baktınız, Sulara ruhunuzun Tadını bıraktınız! Bu tatla aydınlanan enginlere aktınız!

Halit Fahri Ozansoy - Denizde Ay

  İndi solgun ve ılık Ay ışığı denize Bal rengi bir tatlılık Çöktü gözlerinize. Baktınız uzun uzun Bu sulara baktınız, Sulara ruhunuzun Tadını bıraktınız! Bu tatla aydınlanan enginlere aktınız!

Ahmet Haşim - Şafakta

  Dönsek mi bu aşkın şafağından Gitsek mi ekâlîm-i leyâle? Bizden daha evvel erişenler Ağlar bugün evvelki hayâle. Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek Düştüyse gönüller bu melâle? Bir eldir ufuklardan uzanmış Zulmet bizi çekmekte visale... ekâlîm: İklimler

Avni (Fatih Sultan Mehmed) - Gazel (İmtisâl-ü cahid-ü fillah olubdur niyyetüm)

  İmtisâl-ü cahid-ü fillah olubdur niyyetüm Din-i İslâm'ın mücerred gayretidir gayretüm Fazl-ı hakk u himmet-i cünd -i ricâlullah ile  Ehl-i küfrü serteser kahreylemekdür niyyetüm Enbiyâ vü evliyâya istimâdum var benüm Lûtf-i hakdandur heman ümmid-i feth ü nusretüm Nefs ü mal ile n'ola kılsam cihanda ictihad  Hamdülillah var  gazâya sad hezâran rağbetüm Ey Muhammed! Mucizât-ı Ahmed-i Muhtar ile  Umaram gâlib ola a'dâ-yı dine devletüm   

Avnî (Fatih Sultan Mehmed) - Gazel (Elden gider)

Sâkiyâ mey sun ki bir gün lâlezâr elden gider  Erişir fasl-ı hazân bâğ u bahâr elden gider.  Her nice zühd ü salâha mail olur hâtırım  Gördüğümce ol nigârı ihtiyâr elden gider.  Şöyle hâk oldum ki âh etmeye havf eyler gönül  Lâcerem ba'd-ı sabâ ile gubâr elden gider.  Gırre olma dilberâ hüsn-i cemâle kıl vefâ Bâki kalmaz kimseye nakş ü nigâr elden gider.  Yâr içün ağyar ile merdane ceng etsem gerek  İt gibi murdar rakîb ölmezse yâr elden gider.

Avnî (Fatih Sultan Mehmed) - Gazel (Elden gider)

Sâkiyâ mey sun ki bir gün lâlezâr elden gider  Erişir fasl-ı hazân bâğ u bahâr elden gider.  Her nice zühd ü salâha mail olur hâtırım  Gördüğümce ol nigârı ihtiyâr elden gider.  Şöyle hâk oldum ki âh etmeye havf eyler gönül  Lâcerem ba'd-ı sabâ ile gubâr elden gider.  Gırre olma dilberâ hüsn-i cemâle kıl vefâ Bâki kalmaz kimseye nakş ü nigâr elden gider.  Yâr içün ağyar ile merdane ceng etsem gerek  İt gibi murdar rakîb ölmezse yâr elden gider.

Servet-i Fünun Edebiyatı (1896 – 1901)

  1877 Osmanlı-Rus savaşı sırasında II. Abdülhamit, Meclis-i Mebusanı kapatır, idareci ve aydınların bir kısmını sürgüne, bir kısmını da değişik memuriyetlere gönderir. Böylece “İstibdat (Baskı) Dönemi” diye adlandırılan dönem başlamıştır.  Servet-i Fünun dergisi , Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan, başta Batıdaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri işleyen bir dergidir. Recaizade Mahmut Ekrem , derginin yazı işleri müdürlüğüne öğrencisi  Tevfik Fikret ‘i getirtir. Recaizade, dönemin yetenekli sanatçıları olan Halit Ziya, Cenap Şehabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Hüseyin Siret, Hüseyin Suat, Ali Ekrem, Süleyman Nazif, Ahmet Hikmet ve Ahmet Şuayb gibi sanatçıların dergide yazmalarını teşvik etmiştir. Servet-i Fünun dergisi bu geçişlerden sonra güçlü bir edebiyat dergisi hüviyetini almıştır.

Fuzuli - Gazel (Dökdükçe kanımı okun ol âsitân içer)

Dökdükçe kanımı okun ol âsitân içer Bir yerdeyim esîr ki toprağı kan içer Ehl-i zamâne kanına çok teşnedir zemîn Kanın kimin dökerse felek ol zamân içer Mey içmeden açılmaz imiş bâb-i mağfiret Sevgendler bu bâbda pir-i muğan içer Ukbâda kevser istemesin rind-i mey-kede Dünyâda bes değil mi mey-i ergavan içer Gamzen görünmeyib göze kanlar içer müdâm Zâhid kimi ki bâdeni elden nihân içer Meyden eğerçi tevbe verir el Fuzûlî’ye Ey serv sen kadeh sunar olsan revân içer

Ömer Seyfeddin - Ant

  Ben Gönen'de doğdum. Yirmi yıldan beri görme­diğim bu kasaba hayalimde artık seraplaştı. Birçok yerleri unutulan eski, uzak bir rüya gibi oldu. O zaman genç bir yüzbaşı olan babamla her vakit önün­den geçtiğimiz Çarşı Camii'ni, karşısındaki küçük, harap şadırvanı, içinde binlerce kereste tomruğu yüzen nehirciği, bazen yıkanmaya gittiğimiz sıcak sulu hamamın derin havuzunu şimdi hatırlamaya çalışırım. Fakat beyaz bir unutkanlık dumanı önü­me yığılır. Renkleri siler, şekilleri kaybeder... Pek uzun gurbetlerden sonra vatanına dönen bir adam doğduğu yerin ufkunu koyu bir sis altında bulup da sevdiği şeyleri uzaktan bir an evvel göremediği için nasıl mahzun olursa, ben de tıpkı böyle meraka, sabırsızlığa benzer bir elem duyarım. O, her akşam sürülerle mandaların, ineklerin geçtiği tozlu, taşsız yollar; yosunlu siyah kiremitli çatılar; yıkılacakmış gibi duran büyük duvarlar; küçük, ahşap köprüler; nihayetsiz tarlalar; alçak çitler hep bu duman içinde erir... Yalnız, evimizle me...

Osman Çeviksoy - Erkekler de Ağlar

Üç gün kendini bilmeden yatmış, helâlleşmek için başına gelenleri bile tanımamıştı. Dördüncü gün biraz toparlanmış, gelip gidenlerden bazılarını tanımış, bazılarını tanıyamamış, bir ara "Bana ne oldu?" diye sormuştu. Beşinci gün süt, çorba içmiş, yedinci gün babamın yardımıyla tuvalete çıkmış, on ikinci gün namazını oturduğu yerden kılmaya başlamış, on sekizinci gün evin yönetimini tekrar ele almıştı.

Nedim - Şarkı

  Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İşte üç çifte kayık iskelede âmâde Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan Mâ'-i Tesnîm içelim Çeşme-i Nev-peydâdan Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Geh varub havz kenarında hırâmân olalım Geh gelüb Kasr-ı Cinân seyrine hayran olalım Gâh şarki okuyub gah gazel-hân olalım Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İzn alub Cum'a namazına deyû mâderden Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden Dolaşub iskeleye doğru nihân yollardan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ Gayrı yârânı bugünlük edib ey şuh feda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a

Nedim - Şarkı

  Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İşte üç çifte kayık iskelede âmâde Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan Mâ'-i Tesnîm içelim Çeşme-i Nev-peydâdan Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Geh varub havz kenarında hırâmân olalım Geh gelüb Kasr-ı Cinân seyrine hayran olalım Gâh şarki okuyub gah gazel-hân olalım Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a İzn alub Cum'a namazına deyû mâderden Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden Dolaşub iskeleye doğru nihân yollardan Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ Gayrı yârânı bugünlük edib ey şuh feda Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a

Friedrich Nietzsche - Ecce Homo

  Evet, bilirim nereden geldiğimi Alev gibi doymamış, aç Yanar, tüketirim kendimi. Işık olur, ne tutarsam, Küldür arkamda kalan. Ben ateşim besbelli. ( Çeviri: Önay SÖZER)

Friedrich Nietzsche - Ecce Homo

  Evet, bilirim nereden geldiğimi Alev gibi doymamış, aç Yanar, tüketirim kendimi. Işık olur, ne tutarsam, Küldür arkamda kalan. Ben ateşim besbelli. ( Çeviri: Önay SÖZER)

Fuzuli - Gazel (Ey gül ne aceb silsile-i müşg-i terin var)

  Ey gül ne aceb silsile-i müşg-i terin var V’ey serv ne hoş cân alıcı işvelerin var

Tog‘ay Murod - Ot kishnagan oqshom (qissa)

1 Birodarlar, ko‘rgilik, ko‘rgilik! Bir erta uyg‘onib, kallamga qo‘l yugurtirdim. Sochlarim orasida yara-chaqalar uch berdi. Par-voyim falak bo‘ldi, yura berdim. Onamga-da aytmadim. Chaqalar kun sayin bolaladi. Katta-katta bo‘ldi. Qo‘tir bo‘lib qichidi. Shunda, qishlog‘imiz do‘xtiriga bordim. Do‘xtir fu, deya aftini burishtirdi. Yurchidagi kalxonaga olib jo‘nadi.

Şeyh Galib - Muhammes (Dil hânesi câ-yi işretindir)

  Yek nazrada kıldın ey yüzü gül Ayînemi âftâbe-i mül Geçti bana neş'e-i tegafül Hem eyle hem eyleme tenezzül Dil hânesi câ-yi işretindir Bir şu'lesi var ki şem'-i cânın Fânûsuna sığmaz âsmânın Bu sîne-i berk-âşiyânın Sînâ dahi görmemiş nişânın Efrûhte-i inâyetindir Şehbâl-i dil oldu evc-pervâz Kim sayd-i hümâya eyleyüp nâz Zülfünde de olmaz âşiyan sâz Affeyle ki ey şeh-i felek-tâz Perverde-i dest-i himmetindir. Bir âleme olmuşum ki vâsıl Şebnemleri mihr ile mukâbil Yok, pertev-i mihre anda hâil Nezdîk ü baîdi özge menzil Kim firkatin ayn-i vuslatındır Açıldı der-i harîm-i ma'nâ Bir sûret olur hezâr da'vâ Esrâr-i hafâ hep oldu peydâ Bildim ki bu cümle şûr ü gavgâ Gavgâyı sever bir âfetindir Ey arş-kemâl ü meh-sitâre Olmak nola düşmen-i nezâre Galib sana oldu pâre pâre Bir hâne-harâb imiş ne çâre Dâm-i reh-i mihr-i tal'atindir ( Mefûlü Mefâilün Fâûilün)

Şeyh Galib - Müseddes-i Mütekebbir (Tedbirini terkeyle takdir Hüda'nındır)

  Tedbirini terkeyle takdir Hüda'nındır Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır Devran olalı devran erbab-ı safanındır Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır Meyhaneyi seyrettim uşşaka mataf olmuş Teklif ü tekellüften sükkanı maaf olmuş Bir neşe gelüp meclis bi havf u hilaf olmuş Gam sohbeti yad olmaz meşrebleri saf olmuş Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır Ey dil sen o dildara layık mı değilsin ya Da'va-yı mahabete sadık mı değilsin ya Özrü nedir Azra'nın Vamık mı değilsin ya Bu gam ne gezer sende aşık mı değilsin ya Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır Mahzun idi bir gün dil meyhane-i ma'nade İnkara döşenmiştim efkarı düşüp yade Bir pir gelüp nagah pend etti alelade Al destine bir bade derd ü gamı ver ba'de Aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır Koyma kadehi elden söz pir-i muganındır Bir...

Mustafa Çıpan - Nezr-i Mevlâna (Mevlevilik’te On Sekiz Rakamı)

  Hayırların feth, şerlerin def' ve himmetlerin üzerimize olması niyâzıyla… Cenâb-ı Hakk'ın tecellî eseri velî kullarının kalbine yerleştirdiği irfânî bir nurla ilâhî gerçekleri bizzat tadarak ve yaşayarak öğrenen Hz. Mevlânâ, akl-ı selîmden kalb-i selîme, kalb-i selîmden de zevk-i selîme yol bulan Mevlevîliğin dayandığı temel kaynaktır. Hz. Mevlânâ, hayrü'l-halefi Şeyh Gâlib'in: Merd ana denür ki aça nev-râh

Aşık Yaşar Reyhani - Kime Arzedeyim

  Kime arzedeyim ben bu halimi Ya ilahi yandım avrat elinden Yıllarca sürdürdüm kalmakalımı Ya ilahi yandım avrat elinden Yağ yerine ciğerimi eritti Beni haktan hakikatten farıttı Üç oğlumu dört kızım çürüttü Ya ilahi yandım avrat elinden Mana okur iken uzandı yattı Bütün eserimi çöplüğe attı Sırlarımı komşulara anlattı Ya ilahi yandım avrat elinden

Fuzuli - Gazel (Mende Mecnun’dan füzûn âşıklık isti’dadı var)

  Mende Mecnun’dan füzûn âşıklık isti’dadı var Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var

Murat Çobanoğlu - Öğretmen

Ana baba gibi emeği vardır Ağızdır, lisandır, dildir öğretmen Sevgisi, şefkati insana yardır Vücuttur kanattır koldur öğretmen Talebe okulun yeşil fidanı Yanan bir ocağın sönmez dumanı Öğretmendir yaraların dermanı Arıdır, kovandır, baldır öğretmen Öğretmendir bize gösteren yolu Odur talebenin kanadı kolu Öğretmen hazinedir, doludur dolu Yapraktır, ağaçtır, daldır öğretmen Öğretmendir fabrikanın temeli Öğretmendir bütün dünyanın dili Bütün insanlara uzanır eli Bize ışık tutan yoldur öğretmen Öğretmendir ışık veren dünyaya Öğretmendir bizi götüren aya Öğretmenin ilmi benzer deryaya Irmaktır denizdir göldür öğretmen Sende yetişmiştir nice paşalar Öğretmensiz açılır mı kapılar Temelinden sağlam olan yapılar Çobanoğlu der ki güldür öğretmen

Dadaloğlu - Alırım Kız Seni Komam İllere

  Oturmuş ak gelin taşın üstüne Taramış zülfünü kaşın üstüne Bir selamı geldi başım üstüne Alırım kız seni komam illere Bir taş attım karlı dağlar ardına Yuvarlandı düştü yarin yurduna Ben yeni de düştüm sevda derdine Alırım ahdımı komam illere Atımın kuyruğu cura saz gibi Divana vurmuş da ergen kız gibi Alarmış yanağı bahar yaz gibi Getirin kır atım göçem illere Dadaloğlu der de oldum kastana Gelip geçer selam verir dost bana Göçeyim mi bilmem Namrun üstüne Çekilem mi kahpe Bulgar illere

Fuzuli - Gazel (Seyr kıl gör kim gül-istânın ne âb ü tâbı var)

  Seyr kıl gör kim gül-istânın ne âb ü tâbı var Her taraf bin serv-i ser sebz ü gül-i sîrâbı var

Ömer Seyfeddin - İlk Namaz

Oh, bu sabah ne kadar soğuktu! Yatağımın sıcak­lığını terk ettiğim vakit, çılgın fırtınalarla haykırarak, tehditkâr rüzgârlarla camları döverek, geçen gecenin bütün soğuğunu emmiş olan soğuk terliklere çıplak ayaklarımı sokunca içimde geceden kalan bir üşü­menin titrediğini hissettim. Hizmetçim her zamanki gibi uyuyordu. Onu bu yakıcı soğukta sıcak yata­ğından kaldırmaya acırdım. Odamın kapısını açtım. Dışarıda kesici ve parçalayıcı kışın yırtıcı soğukları yüzümü ve ellerimi tokatladılar. Bu merhametsiz tokatların altında kollarımı sıvadım. Abdestimi al­dım. Odama dönünce yalancı bir sıcaklık, sıcak bir teselli gibi havlunun altından kollarıma, yüzüme, ıslanmış saçlanma temas ediyordu. Daha şafak sökmemişti. Yalancı fecrin donuk, kırmızı sessizliği gecenin soğuk karanlıklarının kubbesini parçalaya­rak büyüyor ve genişliyordu. Pencereye dayandım. Önümde, ayağımın altında bütün evler, ebedî bir uykunun uyanılmaz kâbuslarını görmeye devam ediyor gibi cansız ve hareketsiz duruyorlardı....

Dadaloğlu - Yine Tuttu Gavur Dağı boranı

Yine tuttu Gavur Dağı boranı Hançer vurup acarladın yaramı Sana derim Mıstık Paşa öreni İçindeki bunca beyler nic'oldu Çınar sana arka verip oturan Pöhrenk ile sularını getiren Yoksulların işlerini bitiren Samur kürklü koca beyler nic'oldu Tavlasında arap atlar beslenir Konağında baz şahinler seslenir Duldasında nice yiğit yaslanır Boz-kır atlı yüce beyler nic'oldu Gidip Karbeyaz'dan sular getiren Dört yanında meyvaların bitiren Çınar sana arka verip oturan Havranalı büyük beyler nic'oldu Feneri de deli gönül feneri Atları da dolanıyor kenarı Sana derim Küçük Ali öreni Sana inip konan beyler nic'oldu Sabahaca kandilleri yanardı Soytarılar fırıl fırıl dönerdi Ha deyince beş yüz atlı binerdi Sana inip konan beyler nic'oldu Mıstık Paşa gitmiş odası yaslı Hatunları vardı hep turna sesli Toptop zülüflü de İstanbul fesli Usul boylu hatunların nic'oldu Saçı altın bağlı fesler sırmalı Lahuri şal giymiş gümüş düğmeli Gözleri kudretten siyah sürmeli Mor belikli gü...