Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şeyh Galib - Gazel (Lutfi görülmez âh olıcak sîneden cüdâ)

Lutfi görülmez âh olıcak sîneden cüdâ Cevher nümâyiş edemez âyîneden cüdâ Ey kâş olaydı pertev-i mehtâb-ı câm ile Târîk-i riyâ şeb-i âzîneden cüdâ   Dil penbe-pûş-ı dâg u kâkum-bedûş olan Olmuş gurûr-ı hırka-i peşmîneden cüdâ   Tab’a şarâb-ı köhne bilen fikr-i pûhtesin Bir dem deIildir işret-i dîrîneden cüdâ   Bî-pîç ü tâb-ı gam olamaz tab’-ı pür-hüner Ef‘î olur mu hîç der-i gencîneden cüdâ   Ol söz ki pür-nikât ü mezâmin-i hüsn ola Anda tahayyül-i hat ü hâl-i neden cüdâ   Gâlib bu şir-i sâfını ahbâba eyle arz Etsin zamîr-i pâkların kîneden cüdâ

Ahmet Haşim - Müslüman Saati

İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. “Saat”ten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre de “saat”lerimiz ve gün”lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder. Madenden sağlam kapaklar altında mahfuz tutulan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki seyriyle az çok münasebetdâr bir hesaba tebaan, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini, zamandan takrîbî bir sıhhatle, haberdâr ederlerdi. Zaman nâmütenahi bahçe ve saatler orada açar, gâh sağa gâh sola mâil, güneşe rengârenk çiçeklerdi. Ecnebi saati iptilasından evvel bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla simsiyah olan ve sırtı, muhtelif evkatın kı...

Mikayıl Müşfiq - Sеvgilər

Sеvgi vardır кi, dodaqlarda açar güllərini, Sеvgi vardır кi, bir az qar кimi, ruzgar кimidir. Sеvgi vardır oхudur qəlbidə bülbüllərini, Böylə bir sеvgi mənim ruhumu oхşar кimidir. Sеvgi vardır кi, uzaqdan bizə parlaq görünür, Ona yaхlaşmayalım, çünкi o zülmətlə dolu. Sеvgi vardır кi, düşər yеrlərə daim sürünür, Öylə bir sеvgi də min dürlü хəyalətlə dolu. Sеvgi vardır кi, bahardan bizə güllər gətirir İçi zəqqum və zəhər, qoхlama, qəlbin qanayar. Sеvgi vardır üzü хoş, daхili bir qorхulu yar. Sеvgi vardır bizə çoх dadlı əməllər gətirir, Fəqət həpsində qaranlıq gеcələr кölgəsi var. Sеvgilərdə qarışıq bilməcələr кölgəsi var.

Mithat Cemal Kuntay - Topkapı Arşivinde

Göğsüm değer üç asra bütün saltanatıyla, Maziyi dolaştıkça Süleyman'ın atıyla. Gönlüm tadar ummanı bütün şaşaasıyla, Sallar kayıp aktıkça Süleyman paşasıyla. Ruhum dolar, ömrün dolar orduyla, gemiyle. Fermanlar okudukça Selim'in kalemiyle... Hep sizdedir onlar: Aşan oklar, uçan atlar, Ey şemseli kaplar, çürümüş, eski kağatlar! ..

Нуриза Өмүрбаева - Ысык-Көлүм

Тартуулап эргүү, жыргал Ысык-Көлүм, Кошкондой болдуң өмүр өмүрүмө. Жаныңдан чыккыс болуп калбас белем, Жакканда бир уулуңдун көңүлүнө. Коштошуп кетээримде үйдүн ээси, Колумду кысып айтты келип тургун. Төрүндө Ысык-Көлдүн ушулардай, Төрөлбөй калганыма кейип турдум.

Orhan Veli Kanık - Güzel Havalar

Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Eve ekmekle tuz götürmeyi Böyle havalarda unuttum; Şiir yazma hastalığım Hep böyle havalarda nüksetti; Beni bu güzel havalar mahvetti.

Ahmet Haşim - Mukaddime

  Karaosmanzâde Câvide Hayri Hanımefendi'ye Zannetme ki güldür, ne de lâle Âteş doludur, tutma yanarsın Karşında şu gülgûn piyâle... İçmişti Fuzuli bu alevden, Düşmüştü bu iksir ile Mecnûn Şi'rin sana anlattığı hâle... Yanmakta bu sagârdan içenler, Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı Baştanbaşa efgân ile nâle... Âteş doludur, tutma yanarsın Karşında şu gülgûn piyâle!..

Rıfat Ilgaz - Güvercinim Uyur mu

"Güvercinim uyur mu, Çağırsam uyanır mı?" Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun O doyumsuz lapacı güvercinler Kurşun buğusu güvercinleri severim ben Kanat uçları çelik yeşili Kuş dediğin piyerlotisiz yaşamalı Adaksız avlusuz şadırvansız Buluttan süzmeli suyunu Kuşçular çarşısında tüy dökmemeli Benim güvercinim tunç gagalı Kimlerin bakışı kardeşçedir Kimlerin bakışı düşmanca Kendisi hangi kavganın güvercinidir bilir Tüneyip acımanın saçaklarına Miskin sevilerle bitlenmez Kanadından çok pençesine güvenir Barış taklaları süzülmeler Gagalarda zeytin dalı Perendeler maviliklerde Tüm gösteriler resimlerde kalmalı Güvercin dediğin uyanık olmalı Tüyler duman duman öfkeden Yanıp tutuşmalı gözbebekleri Sevgiden tıpır tıpır bir yürek Özgürlüğünce dövüşken

Tarık Buğra - Yağmur Beklerken (Roman Özeti)

Kitabın Adı :Yağmur Beklerken Kitabın Yazarı :Tarık Buğra Yayın Evi Ve Adresi :Ötüken Neşriyat A.Ş. Klodfarer Cad. 40/7 Divanyolu/ İstanbul Basım Yılı :1987 Kitabın Konusu :Çok partili döneme geçişin halk üzerindeki etkileri.  Kitabın Özeti : Tek parti (Cumhuriyet Halk Fırkası) döneminde şirin bir Anadolu kasabasında halkın yararlanabileceği güzel bir park açılışı yapılır. Bu açılışla kasabalıların halk fırkasına olan güven ve sevgileri perçinleşir. Avukat Rahmi Bey kasabada büyümüş, küçük yaşta annesini ve babasını kaybedince hayatının sonraki dönemini amcası ve onun ailesiyle geçirmiş birisidir. Eşi ve iki çocuğuyla şirin kasabada sade ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Rahmi Beyin amcası Rıza  Efendi kasabanın sevilen ve sayılan bir simasıdır. Bu güzel geçen günlere gölge düşürecek, bu mutlu insanların arasına kırgınlıklar sokacak bir gelişme olur. Gazi Paşa’ nın bizzat kendi isteğiyle kurulacak olan yeni bir siyasi partiden bahsedilmeye başlanır....

Cahit Sıtkı Tarancı - Aşk Masalı

Nerde ne zaman bu hava çalınsa Hoş geldi geçmişteki güzel günler Nereye gidersen git günlük tasa Bırak biraz da şad olsun gönüller Beşiktaş'ta gün görmüş bir bahçede Nisan akşamlarının en tatlısı Sevdiceğim on dördünü sürmede Bende gönüllerin en kanatlısı Ben delikanlıyım o kız ve dilber Bahar kokan o yanıp tutuşan ben Şakadan derken dalmışız beraber Aşk bahçesine çıkılmaz içinden Ölüyorum senin için güzelim Nasıl gülüp sokuluyor sahi mi Saçlarını okşayan hangi elim Kollarımda o yarin kendisi mi Çöl olsa aşar dağ olsa yıkarım Bizi ayıran kalın duvarları Bu acı gerçeğe sonradan vardım Gök çoktan yeşildir,dal çoktan sarı Bir define var gitsem bulur muyum Öpüştüğümüz ağaçlar altında Sevmek devam eden en güzel huyum İnsan bir kere sever hayatında Ben değilim söz açan gelecekten Var mı yok mu alemde bir o akşam Hiçbir şey istemiyorum felekten Bir daha seninle beraber olsam

Ahmet Hamdi Tanpınar - Bursa Yangını

      Bursa yangını bazı gazetelerimizin bir milyara yakın tahmin ettiği maddi ziyanıyla, Ulucami etrafındaki tarihi eserlerde yaptığı tahribatla hakikaten milli bir felaket addedilebilecek hadiselerdendir. Bununla beraber son zamanlarda o kadar dikkatle tamir edilen Kapalıçarşı’da çıkması ve etrafa oradan yayılması bir tarafa bırakılırsa hiç de beklenmeyecek cinsten değildi. Bizim güzel Bursa, yeşil Bursa diye sevdiğimiz ve haklı olarak övündüğümüz şehrin asıl hayatının ve servetinin toplandığı bu çarşılar o kadar iç içe, üst üste, bir kav gibi tutuşmaya hazır binalardan müteşekkildi ki bu akıbet her an beklenebilirdi. Bundan birkaç sene evvel resmi bir vazife dolayısıyla birkaç arkadaşla beraber Ulucami’nin tamir işleri ve Kapalıçarşı’nın son vaziyeti hakkında bir fikir edinmek için Bursa’ya iki defa gitmiştim. Her ikisinde de bu çarşılarda heyet halinde ve tek başıma saatlerce dolaştım. Derhal söyleyeyim ki tamir işlerinin verdiği büyük hoşnutluğa rağmen ikisinden de i...

Ziya Osman Saba - Baharı Beklerken Yazılmış Şiir

O günü görmek için sade bekleyeceğiz, Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları. Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz, Bir sabah dökülecek baharların baharı. Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır, Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun, Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır, Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun. Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle, Bir melek ordan bize uzatacak elini. -Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle. Ümitlerin en güzelini!..

Şeyh Galib - Gazel (Nigeh-i çeşm-i çü şehbâz nümûn oldu bana)

Nigeh-i çeşmi çü şehbâz nümûn oldu bana Tâir-i rûh-i kuds sayd-ı zebûn oldu bana Eşk-i çeşmimle kızıl kana boyandı dünyâ Meh ü mihri felegin çeşme-i hûn oldu bana Dest-i efsûs olalı bâl ü per-i pervâzım Lâ-mekân mevki-i ârâm u sükûn oldu bana Zülf-i Leylîde ki zencîr belâsı Kays’ın Özge ser-rişte-i davâ-yı cünûn oldu bana Çeşm-i câdûsuna divâne olam ol şûhûn Dest-i endîşede âhû-yı füsûn oldu bana Zevk-i derdinde diriI eyledi şimdi dilden Hasret-i dâg aceb dâg-ı derûn oldu bana   Gireli halvet-i manâ-ya lafızdan Gâlib Bu zuhûrât kamu ayn-ı bütûn oldu bana

Sherzod Ortiqov - Stokgolm Oqshomlari (esse)

Mabodo hozir  Nelli Zaks hayot boʻlganida yoki men sal oldinroq tugʻilganimda undan, albatta intervyu olgan boʻlardim. Aytaylik, 1950 yilda tugʻilganimda  yoki u qazo qilmay hech boʻlmaganda yigirma birinchi asrning boshiga oʻtib qolganida bunga ulgurardim (shunday deb oʻzimga koʻp gapiraman. Bunga sabab frau [1] Nellining sheʼriyati taʼbimga mos kelib, judayam yoqqani uchun emas, balki uni yodimga olganimda yuragimni tinmay qiynaydigan bitta savolga undan javob olish uchun). Shu kunlarda bu haqida yana koʻp oʻyladim. Yuqoridagi ikkita farazni tasavvur qilib, ulardan biriga, aniqrogʻi ikkinchisiga toʻxtaldim. Yaʼni, “frau Nelli omonatini Yaratganga topshirmay, yigirma birinchi asrning boshiga oʻtganida undan qanday intervyu olardim?” degan xayol shuurimni qamrab oldi. Agar shunday boʻlganida, albatta birinchi galda Stokgolmga borish uchun rosa bir yil yemay-ichmay, yangi kiyim kiymay, dam olish uchun sihatgohlarga bormay, yoqilgʻiga pul ketmasin deb mashina haydamay gonorarla...

Edgar Allan Poe - En Mutlu Gün

En mutlu gün en mutlu saat Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği, en büyük umutları gücün ve gururun Hissettiğim, geçip gitti. Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi Gençliğimin hayalleri- Ama boşver şimdi. Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi sakin ol ruhum! Belki bir diğer baş devralır Üzerime döktüğün zehri. En mutlu gün-en mutlu saat gözlerimin gördüğü göreceği, En parlak ışıltısı gücün ve gururun Hissettiğim: Ama o zaman çektiğim acıyla Gücün ve gururun umudunu verselerdi, Yaşamazdım o parlak saati tekrar Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu Öldürmeye yeterli Onu bilen bir ruhu.

Ahmet Haşim - Bahar

Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı. Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış. Baharın hastalıkları saymakla tükenmez ki... Mart güneşi, uzviyette çöreklenip yatan bütün yılanları uyandırıyor; toprağın yeniden gençliğe kavuştuğu bu mevsimde, hava kuş cıvıltılarıyle beraber insan iniltileri ve hırıltılariyle dolu. Dün·neş'eli bir kır köşesinde baharın bu iki zıt levhasını yanyana gördüm: Bir tarafta genç hayvanlar oynaşıyor, kuşlar uçuşuyor, taze dudaklar ağaç kütüklerinin siperinde, sonu gelmez buselerle öpüşüyor; diğer tarafta ise, yaşlı hastalar, yorgun iskeletlerinin soğumuş kemiklerini güneşte ısıtmakla meşgul. Bahar bir muhasip gibi, hayata yeni kavuşturduğu yaratıkların sayısını yaşayanların yekûnundan durmadan çıkarmakta... Ne yazık ki vücudun çökmesi zekânın olgunluk zamanına tesadüf eder. Mânâsız çocukluk, tatsız gençlik, olgunluk çağına hazırlanmaktan başka nedir? Zekâ – nar, ayva ve portakal gibi – geç renk ve koku kazanan bir sonbahar m...

Nazım Hikmet - Tahirle Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte Yani yürekte. Mesela bir barikatta dövüşerek Mesela kuzey kutbuna keşfe giderken Mesela denerken damarlarında bir serumu Ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin Ama o bunun farkında değildir Ayrılmak istemezsin dünyadan Ama o senden ayrılacak Yani sen elmayı seviyorsun diye Elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Orhan Veli Kanık - Sakın Şaşırma

Gemliğe doğru Denizi göreceksin; Sakın şaşırma.

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Cemal Safi - Bilmiyorum Nerdeyim

Bilmiyorum nerdeyim ne haldeyim ben kimim? Ayrılırken kimliğim adresim sende kalmış Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış Akların kaybolduğu renğin ahenk bulduğu Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu Bir gül için bülbülün saçlarını yolduğu Aşkın harman olduğu o mevsim sende kalmış Nerede o çocuksu o şımarık hallerim Saçlarına hasreti tanımayan ellerim Rengarenk rüyalarım toz pembe hayallerim Tekmil neş'em sevincim hevesim sende kalmış Ayıplama kınama kahveye gidiyorsam Avunabilmek için bir tavla atıyorsam Garson çay uzatırken ben 'aklımda' diyorsam Sende kalmış demektir ladesim sende kalmış Dostlar da muhabbeti kestiler,luzumda yok Zaten senden ziyade sohbetim sözüm de yok Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok Aynalarda kendimi göresim sende kalmış Allahım düşmanımı düşürmesin bu za'fa Sanki her noksanımı mecburum itirafa Hangi şarkıya girsem notalar do re mi fa Sol! diyorum sana sol! sesim sende kalmış Sende kalmış umudum saa...

Ahmet Haşim - Bir Günün Sonunda Arzu

Yorgun gözümün halkalarında Güller gibi fecr oldu nümâyân, Güller gibi... sonsuz, iri güller Güller ki kamıştan daha nâlân; Gün doğdu yazık arkalarında! Altın kulelerden yine kuşlar Tekrârını ömrün eder i'lân. Kuşlar mıdır onlar ki her akşam Âlemlerimizden sefer eyler? Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam; Üstümde semâ kavs-i mutalsam! Akşam, yine akşam, yine akşam Göllerde bu dem bir kamış olsam!

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Milletin hürriyeti, dini, namusu ve şerefi, vatanın bütünlüğü, devletin bağımsızlığı  için şehid ve gazi olan kahramanlarımızın ruhları şad, Türk Milletinin  Zafer Bayramı  kutlu olsun ...

Faruk Nafiz Çamlıbel - Mehmetçik'e Kaside

Ey milletimin lâhzada halkettiği ordu! Baktın ki bütün bir vatan elden gidiyordu, Boğdun coşarak düşmanının gayzını kanda Derler ki, esaret denilen halka cihanda Bir geçti mi hür boyna, asırlar kıramazmış Bir secde eden, bir daha baş kaldıramazmış Ancak sen o zinciri söküp kırmayı bildin; Gökten geniş alnınla ne taptın, ne eğildin Dünyâ seni sehpâya çekerken gözü bağlı; Mağlûbu o gün gördü cihan gâlip edalı... Bir taştı, fakat, benliğin en sonra kabından Sarsıldı cihan kükremiş arslan gazabından. Çarpıştın ölümlerle, boğuştun heyecanla; Sildin kara gözlerden akan yaşları kanla! Memnun kapanır gözlerim ölsem de vatanda; Mademki cihan neş'eli, mademki bu anda Seyretmede bir kâfile Türk ordularından Şarkın ebedî fecrini İzmir sularından!

Halide Nusret Zorlutuna - Bayrak Merasiminde

"Hazırol! " emri... Selam... Sonra yürekler çarpar; Genç göğüsler kabarır, ruhları kaplar da bahar. Şafak üstünde gülerken güzelim "nazlı hilal" Yükselir bir heyecan dalgası... yüzler al al "Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak, O benimdir, o benim milletimdir ancak! " Her çocuk bir koca arslan "o benimdir! " derken, Ona can vermeğe hazır bir işaret etsen' Her yürek aşkına tutkundur ezelden ebede: Şu küçük yavru, bu genç kız, o beyaz saçlı dede. Onun aşkıyla erir kalbleri örten kara yas; Bu kızıl gül dedemizden, atamızdan miras. Ona gül rengini vermiş dökülen kanlarımız: Sönmesin, ey yüce Tanrım, budur ancak varımız!

Ötkir Haşimov - Aydınlık Geceler

            Ne zaman çocukluğumu hatırlasam aklıma ılık yaz geceleri gelir. Avlumuzda bir badem ağacı vardı. Baharın gelmesiyle birlikte çiçek açardı ama hiç meyve vermezdi. Annem: “Badem yalnız olduğu için meyve vermiyor” diye anlatırdı. O bademin alt tarafında bir seki vardı. Gün batarken annem avluya bolca su serperdi. Gün boyunca yakıcı güneşin altında ısınan toprağın kokusu, sekinin altındaki reyhanların kokusuna karışır, güzellik saçardı. Etraf sessizliğe bürünürdü. Sonra pırıl pırıl yıldızlarla dolan gökyüzünde incecik altın bir kaş gibi ay görünürdü. Annem ayakta, aya bakarak yavaşça fısıldardı: Ay anamız giyinmiş, Kanatları altın. Sübhanallah Rabbim size, Ömür veresin bize…   Böyle söyler ve başımı okşardı. Ay ana ise bu güzel şarkıyı yeniden işitmek ister gibi boşlukta durup beklerdi. Yıldızlar dalıp giden gözlerini bize dikmiş sevgiyle bakarken annem bana masal anlatırdı. Masalda, “taşların arasına girip ...

Tanzimat Edebiyatı

Üç kıta üzerinde yüzlerce yıl köklü bir medeniyet kuran Osmanlı Devleti, dünyadaki değişimi kavrayamamış, büyük devlet olma sarhoşluğu ile bilim ve teknolojideki yenilikleri görememiş, siyasi, askeri ve ekonomik  gücünü kaybetmiş XIX. Yüzyılda büyük devletlerin saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. 

Cho'lpon - Bahorni sog'indim...

Bahorni sog’indim, bahorni... Ko’rganda yerlar, olamlar to’la qorni. Qor... qor – Zaharli ninalar kabi Ko’zlarga qarab oqar... Qaydasiz, qaydasiz Latif siynalar kabi Dalalarga singgan bahor? Tala-tuz, Ekin-tikin... G’amgin-g’amgin So’la boshladi. Sarg’aygan yaproq, Bo’yanib tuproq O’la boshladi, o’la boshladi... Yo’q... o’lim yo’qdir! Yolg’iz bir o’chib, bir so’nish bordir. Bir o’chib, so’nib... yana yonish bor. Yana bahorlar, Yana lolalar, Yana siz, ey... erkin tilaklar!.. ----------------- 1926-yil, Sentabr, Samarqand

Şeyh Galib - Kaside (Der-medh-i evsâf-ı şerîfe-i gavvâs-ı bahr-i manevi cenâb-ı şârih-i Mesnevi İsmail Ankaravi kuddise sırruhu)

Merhâbâ ey muktedâ-yı âşıkan-ı Mevlevî Heyh Csmâil-i şârih kâhramân-ı manevî Meşrebîndir çeşme-i irfân feyzin mâksimi Kalb-i pâkin vâris-i mîrâs-ı genc-i Mesnevî   Mâhzar-ı Hızr-ı hayât oldur gel istersen delîl Olduğudur tekye-i İskenderîde münzevî Mahber-i faslından etsin bâde-i tahkîki nûş Zanneden efsâne-i câm-ı bî-nefâd-ı Hüsrevî Der gören mecmuâ-i esrârını budur hemân “Tâmmetül-Kübrâ” da cem olan kibâr-ı kübrevî Mesnevînin yek-be-yek şerh eyleyen ebyâtını Arş-ı alâsında olmuş çarh-ı aşkın müstevî Ayrı düşmez zerresi metnin sevâd-ı şerhine Sâye salmış guyiyâ ol âftâbın pertevi    Süllem-i ebyâtı tatbîk eyleyip ayâta hep Her sözü olmuş delîl-i tâm u burhân-ı kavî Himmetin Hızr eyleyip ey rehnümâ-yı sâlikan Koymâ bî-kes Gâlib-i gümgeşte-râh-ı keçrevi