Ana içeriğe atla

Нуриза Өмүрбаева - Сүтак уңу

Сүт ак деп, сүттүн өңүн ажыратып, Тынымсыз сайрап бир куш безеленет. Калп айтып түбөлүктүү жубайына, Кайгысын ырга айлантып алган дешет. Сүт ак деп чын билгенин айтса дагы, Жубайы кайрылбастан кеткен экен. Чындыкка ишене албай соңку кийин, Белгисиз алыс жакка безген экен. Сүтактын муңун тыңшап аяп кетем, Сезимим ушунчалык жаралуубу? Күйүттөн кушка айланып учуп кеткен, Сүйүүсү жаш келиндин аялуубу?..

Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler

 


Anlatmaya bağlı edebı metinler destan, masal, halk hikayesi, mesnevi, manzum hikaye, hikaye ve romandır. Göstermeye bağlı edebı metinler de tiyatro genel başlığı altında toplanmaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosundan ortaoyunu ve Karagöz, modern tiyatrodan da oyun, dram, trajedi göstermeye bağlı edebi metinlerdendir. Her iki gruptaki metinlerin ortak özellikleri, insana özgü bir gerçekliğin kurmacanın imkanlarıyla yorumlanması, dönüştürülmesi; bir olay örgüsünde birleşip bütünleşerek bir araya gelen kişi, mekan, zaman gibi ögeler yardımıyla insana özgü soyut gerçekliğin somutlaştırılmasıdır. Anlatmaya bağlı edebı metinler ile göstermeye bağlı edebı metinler arasındaki temel farklılık anlatma ve gösterme kelimeleriyle ifade edilen anlatma biçimlerindedir. Anlatma esasına bağlı edebi metinler, yaşadığımız dünyada gerçekleşmiş veya gerçekleşen bir olayı, görünüşü olduğu gibi anlatmazlar. Sanatçı dış dünyadan aldığı gerçekliği, kendi duygusu, iç dünyası, yaşadığı dönemin özellikleriyle ve düşünceleriyle yoğurur; yaptığı seçimi okuyucunun hizmetine sunar. Bunu yaparken anlatacağını bir olay çevresinde ve bir anlatıcı ile oluşturur. Anlatmaya bağlı metinlerde üzerinde yaşadığımız dünyada görülen varlık, eşya, insan ve olaylardan hareketle yeni bir evren anlatılmaktadır. Bu evrene kurmaca evren olarak adlandırılır. Edebı metinlerin özelliklerinden biri kurmaca oluşlarıdır.Amaçları okuyucu veya dinleyicide estetik yaşantı uyandırmak, böylece onları zenginleştirmektir. Anlatma esasına bağlı ilk metin türü masal ve destandır. Olay çevresinde gelişen anlatma esasına bağlı metinlerin gelişimi masal ve destandan modern tarz romana uzanan bu çizgidir.

Anlatmaya bağlı eserler ile göstermeye bağlı eserlerin benzerlik ve farklılıkları:

Benzerlikleri:
1. Her iki tür de bir olay çevresinde gelişir. Bu temel olayın etrafında daha küçük çapta gelişen olaylar yer alır.
2. Her iki türde de insanların başlarından geçen ya da geçebilecek nitelikteki olaylar gösterilir.
3. Olaylar belirli bir zaman diliminde geçer.
4. Anlatılan olaylardan etkilenen insanlar ya da varlıklar vardır. Bunlara eserin kahramanları denir. En çok etkilenen varlığa eserin başkahramanı (başkişisi) denir.
5. Olayın serim, düğüm ve çözüm bölümleri bulunur. Yani olayın bir başlangıcı, gelişmesi ve sonunda da çözümlenişi vardır.
6. Ele alınan olayların anlaşılması için tasvirlere ya da dekorlara yer verilir.
7. Metinlerin bir yazarı vardır.

Farklılıkları:
1. Anlatmaya bağlı türlerde olayın mutlaka bir anlatıcısı vardır. Bu anlatıcı olayı ilahî bakış açısıyla, kahramanın bakış açısıyla ya da gözlemci bakış açısıyla anlatır.
2. Göstermeye bağlı eserlerde, sosyal hayatta karşılaşabileceğimiz olaylar sahnede gösterilir.
3. Eserdeki olaylar aktör (erkek oyuncu), aktris (bayan oyuncu) adı verilen oyuncular tarafından canlandırılır. Sosyal yaşamın ve insan karakterinin eleştirisi yapılır.
4. Bu iki tür arasında kullanılan dil ve anlatım biçimi de birbirinden farklıdır. Anlatmaya bağlı eserlerde uzun ve kurallı cümleler kullanılırken göstermeye bağlı eserlerde günlük konuşma dili kullanılır. Cümleler daha açık ve kısadır. Söylenen sözün izleyici tarafından anlaşılması beklenir, bunun için daha açık ve kısa cümleler kullanılır. Konuşma dilinin canlılığı sahnede yansıtılır.

DESTAN
Destanlar, ülkelerin ulusal anlamda sahip oldukları en eski edebî metinlerdir. Bu nedenle de devletlerin oluşum süreçlerine ait olayları, toplumları derinden etkileyen savaş, göç, doğal afetleri konu edilir. Pek çoğu da ulusun hangi soydan geldiği, nasıl türediği ile ilgili bilgi verir. Destanlar sözlü ürünlerdir. Sonradan yazıya geçirilmiştir. İlk başlarda manzum olarak yazılmıştır, daha sonra manzum-nesir karışık yazılmışlardır.

Oluşum Safhaları :
1. Doğuş(çekirdek)dönemi : Halkın hayalinde derin izler bırakmış bir olay ve olayı meydana getiren kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliklere uğrar, olağanüstü özellikler kazanır.
2. Yayılma dönemi : Halk, destan konusu olayları ağızdan ağza nesilden nesile aktarır.
3. Derleme dönemi : Halk şairi bu dağınık destan parçalarını toplar. Birleştirerek millî destanı oluşturur.
Destan Çeşitleri :
1. Doğal destanlar : Halkın oluşturduğu destanlardır.
2. Yapma destanlar : Bazı şair veya yazarların, milletlerin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak destanlaştırırlar. Bu tip destanlara yapma destan denir.
Doğal Destanlar
• İlyada-Odessa (Yunan-Homeros)
• Kalevala (Fin)
• Şehname (İran –Firdevsi)
• Chanson de Roland (Fransız)
• Bavulf (İngiliz)
• Mahabbara (Hint)
• Ramayana (Hint)
• Niebelungen Lied (Alman)
• İgor (Rus)
• Şinto (Japon)
• Gılgamış (Sümer)
Yapma Destanlar
• İlahi Komedya (Dante)
• Kurtarılmış Kudüs (Tasso)
• Henriyet (İngiliz)
• Kaybolmuş Cennet (Milton)
• Selçukname (Yazıcıoğlu)
• Üç Şehitler Destanı, Yedi Memetler Destanı, Fetih Destanı, Malazgirt Ulaması (Fazıl Hüsnü DAĞLARCA)
• İstiklal Destanı (Arif Hikmet PAR)
• Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (Gülten Akın)
Destanların Özellikleri:
1. Anonim ve sözlü ürünlerdir.
2. İlk başta manzum olarak daha sonra manzum-nesir karışık yazılmıştır.
3. Olağan ve olağanüstü olaylar yan yanadır.
4. Destanlarda konu, yer ve zaman masal ve roman arasındadır.
5. Tanrı, yarı tanrı, insan olmak üzere üç tip kahraman vardır.
6. Çevre belli belirsizdir. Türk destanlarında dağ, ırmak, orman vb. yerler geçer.
7. En çok işlenen tema yiğitlik ve yurt sevgisidir.
8. Sıfatlar ve benzetmemler çoğunluktadır. Abartma ve gösterişli cümleler vardır.
TÜRK DESTANLARI :
İslamiyet’ten Önceki Türk Destanları
1. Yaratılış Destanı
2. Saka Destanları
• Alp Er Tunga Destanı
• Şu Destanı
3. Hun-Oğuz Destanları
• Oğuz Kağan Destanı
• Attila Destanı
4. Göktürk Destanları
• Ergenekon Destanı
• Bozkurt Destanı
5. Siyenpi Destanları
6. Uygur Destanları
• Türeyiş Destanı
• Mani Dinini Kabulü Destanı
• Göç Destanı
İslamiyet’ten Sonraki Türk Destanları
1. Manas Destanı
2. Cengiz Han Destanı
3. Timur Destanı
4. Seyit Battal Gazi Destanı
5. Danişment Gazi Destanı
6. Köroğlu Destanı
MASAL
Olağanüstü olaylarla örülü, olağanüstü varlık ve kişilerin başlarından geçen, zaman ve yer kavramları belli olmayan ilgi çekici edebi metinlere masal denir.
Masallar anlatılan geçmiş zamanla anlatılır. Masalların başında, sonunda ortasında, uygun yerlerinde yerine göre uzun, yerine göre kısa kalıplaşmış sözler vardır. Bunlara masal tekerlemesi denir. İki çeşit masal vardır:
1. Halk Masalları: Kaynağı, yaratıcısı bilinmeyen maslardır. Toplumun geleneklerini, düşünüş tarzını, zevkini sözlü olarak kuşaktan kuşağa bildirir.
2. Sanatlı Masallar: Yazarı, yaratıcısı bilinen masallardır. Bir düşünceyi ortaya koymak, toplumun aksaklıklarını belirtmek için yazılan masallardır.
Masal Ögeleri
1. Olay: Gerçek dışı ve olağanüstü bir plan üzerine kurulu, olay ya da olaylar bütünüdür.
2. Kişiler: İnsan, hayvan; cin, peri, dev gibi hayali yaratıklardır.
3. Yer: Gerçek dışı yerlerdir. Kaf Dağı, Yedi Derya Adası…
4. Zaman: Bilinmeyen bir zamandır. Masal başı tekerlemeleriyle bu bilinmezlik ortaya konur. “Bir varmış bir yokmuş…” “Evvel zaman içinde…”
5. Dil ve Anlatım: Masallar sözlü ürünlerdir. Masalların anlatımı önemlidir. Çünkü dinleyeni masal dünyasına çekebilmek anlatıcının ustalığına bağlıdır. Masalların dili, halkın konuştuğu dildir.
Masalın Bölümleri
1. Döşeme: Masala giriş bölümüdür.
2. Olay: Giriş, gelişme, sonuç bölümlerini içine alır.
3. Dilek: Masalın güzel bir sonuca bağlandığı bölümdür.
HALK HİKAYESİ
Birtakım tarihî şahsiyetlerin, âşıkların, halk arasında ünlü olmuş kahramanların serüvenlerini anlatan hikâyelerdir. Nazım-nesir karışıktır. Konuşmalar nazım, anlatımlar nesirledir. Destan geleneğinden hikaye geleneğine geçişi temsil eder. Fakat halk hikâyelerinde, düz yazı bölümleri destanlara oranla daha fazladır. Dede Korkut Hikayeleri, destan ve halk hikayesi öğelerini barındırması yönünden güzel bir örnektir.
Orta Asya’da başlayan halk hikayeciliği geleneği, varlığını Anadolu’da sürdürmüştür. Halk arasında ortaya çıkan ve anlatma esasına dayalı bu hikayelerde anlatıcı ozandır. Ozanlar hikayeleri bağlama eşliğinde anlatır.
Halk hikayelerinin bazıları kahramanlık bazıları da aşk konuludur. Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Aşık Garip… halk hikayelerinden bazılarıdır.
MESNEVÎ
Divan edebiyatı şiir geleneği içinde oluşan mesnevîler, günümüzün roman ve modern öykü ihtiyacını karşılayan metinlerdir. Beyit sayıları sınırsızdır. Aruz ölçüsünün kısa kalıplarıyla yazılır ve her beyit kendi arasında uyaklıdır. (aa, bb, cc, dd…) bu özelliklerinde dolayı uzun manzum eserler yazılmasına imkân sağlar. Bir şairin, yazdığı beş ayrı mesnevîyi bir araya getirdiği esere hamse denir. Türk edebiyatında ilk uzun mesnevî, 11.yy.’da Yusuf Has Hacip tarafından yazılan 6645 beyitlik Kutadgu Bilig adlı eserdir.Türk edebiyatında yazılan en uzun mesnevi ise Mevlana’nın 25618 beyitlik Mesnevî isimli eseridir.13.yy.’lın sonunda Şeyyad Hamza’nın 1529 beyitlik Yusuf u Züleyha adlı eseri edebiyatımızda maddi aşkı konu alan ilk mesnevidir. Mesnevîler konularına göre ayrılır. Konularına ve seçkin örneklerine göre mesnevîler aşağıda verilmiştir.
• Aşk konulu mesnevîler: Leylâ ile Mecnun (Fuzûlî), Yusuf İle Zeliha (Şeyyad Hamza)
• Dinî konulu mesnevîler: Mesnevî (Mevlânâ), Hüsn ü Aşk (Şeyh Galip)
• Didaktik mesnevîler: Risaletün Nushiyeye (Yunus Emre), Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacip), Nâbi (Hayriye)
• Savaş ve kahramanlık mesnevîleri
• Şehir tarihlerini anlatan mesneviler (şehrengizler) : Şehrengiz-i Bursa (Lamiî)
• Eleştiri (yergi, hiciv) içerikli mesnevîler: Harname (Şeyhi)
MANZUM HİKAYE
Gerçek ya da tasarlanmış bir olayın, öğüt verme amacıyla öykülendiği manzum eserlere denir. Günlük yaşamdaki olayları kişilerin başından geçenleri serim, düğüm ve çözüm dizgesi içinde veren bu metinler, Tanzimatla birlikte edebiyatımıza girmiştir. Bu tür edebiyatımızdaki en güzel örnekleri, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif ERSOY tarafından verilmiştir.
Mesnevînin bir uzantısı olarak düşünülebilecek bu metinler, mesnevîler kadar uzun olmayışlarıyla mesnevîlerden ayrılırken; kullanılan uyak sistemi (aa, bb, cc, dd…) yönünden mesnevîlerle benzeşir. Bu türdeki en önemli eserler Mehmet Akif ERSOY’un Küfe, Seyfi Baba ve Hasta adlı manzum hikayelerdir.
HİKAYE
Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olay veya durumları şahıs, zaman ve mekana bağlı olarak anlatan kısa edebi eserlere hikaye denir.Romanlardan daha kısa olan öyküler, daha çok tek bir olay, ya da durum etrafında şekillenir. Buna bağlı olarak da şahıs kadrosu, zaman, mekan yönünden sınırlıdır. Olaylar belli akıcılıkla, merak duygusunu canlı tutacak şekilde sunulur. Bu, bir anlatıcı tarafından yapılır. Anlatıcı, yazarın konuşturduğu ve romanın dışında yer alan biri de (üçüncü kişili anlatım) olabilir. Romanın içindeki kahramanlardan biri de (birinci kişili anlatım). Hikaye seri, düğüm ve çözüm bölümlerinden oluşur. İki çeşit hikaye vardır:
1. Olay Öyküsü : Olaya dayalı hikayelerdir. Bu tarz hikayelerde olay örgüsü şahıs, zaman ve mekan unsurlarına bağlı olarak serim, düğüm ve çözüm zinciri içinde verilir. Olay bir ya da birkaç kahraman çevresinde gelişir ve sürükleyicilik ögesi öne çıkar. Bu teknik Fransız yazar Guy de MAUPASSANT (Guy Dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için maupassant tarzı öykü de denir. Türk edebiyatındaki temsilcisi Ömer Seyfettin’dir.
2. Durum Öyküsü : Herhangi bir olaya dayanmadan yalnızca hayatın kısa bir kesitinin anlatıldığı hikaleyelere durum hikayesi denir.Bu tür öykülerde merak ögesi ikinci plandadır. Kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plandadır. Kişilerin yaşam şartları yer ve zaman anlatılmaz sezdirilir. Bu teknik Rus yazar Anton ÇEHOV tarafından geliştirildiği için çehov tarzı öykü de denir Türk edebiyatındaki temsilcisi Sait Faik ABASIYANIK’tır.
Dünya edebiyatında ilk hikaye örneğini Boccacio (Bokasyo) Decameron Hikayeleri ile vermiştir. Voltaire hikayelere ilk kez insan dışı yaratıklar ve olmayacak olaylar eklemiştir. Alphonse DAUDET (Alfons Dode) ve Guy de MAUPASSANT ilk realist romanı yazmışlardır. Mizahî öyküleri ile Mark TWAİN (Mark Tveyn), O. HENRY (O. Henri), John STEİNBECK ve Anton ÇEHOV ün kazanmıştır.
Biz de ise ilk öykü denemesi Emin Nihat’ın Müsameretnâme’sidir. Batılı anlamdaki ilk öyküyü Ahmet Mithat Efendi Letaif-i Rivâyât adlı eseriyle vermiştir. Samipaşazade Sezai Küçük Şeyler ile Nabizade Nazım da Karabibik adlı eserleriyle bu türün ilk örneklerini vermişlerdir. Sonraları Halit Ziya UŞAKLIGİL, Mehmet RAUF, Hüseyin Cahit YALÇIN gibi yazarlar hikayenin ilk olgun örneklerini vermişlerdir. Bunların yanında Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Ömer Seyfettin, Reşat Nuri GÜNTEKİN, Hüseyin Rahmi GÜRPINAR, Sat Faik ABASIYANIK, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Haldun Taner, Memduh Şevket ESENDAL, Sevinç ÇOKUM, Orhan Kemal, Halikarnas Balıkçısı, Adalet AĞAOĞLU, Necati CUMALI gibi yazarlar bu türde eserler vermişlerdir.
ROMAN
Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olay veya durumları şahıs, zaman ve mekana bağlı olarak anlatan uzun edebi eserlere roman denir.Roman da plan hikayede olduğu gibi serim (giriş), düğüm (gelişme), çözüm (sonuç) bölümlerinden oluşur. Konu ve temalarına göre romanlar; sosyal roman, tarihî roman, macera romanı (polisiye ve fantastik), tahlil (çözümleme) romanı, gerçekçi roman, mizahî roman, biyografik roman olarak ayrılırlar. Edebî akımların etkisine göre ise realist, klasik, romantik roman olarak ayrılır.
Bugünkü roman ve öyküyü anımsatan ilk eser Giovanni Boccacio (Ciovanni Bokayssio) nun yazdığı yüz küçük öyküden oluşan Dekameron’dur. Roman türünü ilk modern örneği sayılabilecek eser 16. yy. sonlarına doğru İspanya’dan Miguel de Cervantes (Mişel Dö Servantes)İn yazdığı Don Kişot’tur.
Bizde roman Tanzimat’la beraber edebiyatımıza çeviri yoluyla girmiştir. İlk çeviri ise Yusuf Kâmil paşanın Fenelon’dan yaptığı Terceme-i Telemak’tır. Aynı zamanda Mağdurun Hikayesi (Victor Hugo-Sefiller), Hikaye-i Robenson (Daniel Defoe-Robenson Crusoe) adlı çevirileri de vardır.
Türk edebiyatında ilk roman örneği, Şemsettin Sami’nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı eseridir. İlk edebî romanımız ise Namık Kemal’in İntibah (sergüzeşt-i Ali Bey), ilk köy romanımız Nabizade Nazım’ın Karabibik, ilk natüralist roman yine Nabizade Nazım’ın Zehra, ilk realist roman Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı eserleridir. Tanzimat döneminde yazılan bu eserlerin yanında Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt ve Ahmet Mithat Efendi’nin Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh adlı eserini de unutmamak gerek.
Batılı anlamda ilk roman Servet-i Fünûn döneminde Halit Ziya UŞAKLIGİL’le beraber yazılmaya başlanmıştır. Yazarın Aşk-ı Memnu ile Mai ve Siyah adlı eserleri modern Türk romanın başlangıç eserleri sayılır. Aşk-ı Memnu Batılı anlamdaki ilk romanımızdır. Aynı zamanda yine Servet-i Fünûn döneminde Mehmet Rauf tarafından yazılan Eylül adlı roman ilk psikolojik romanımızdır.
TÜRLERİN KARŞILAŞTIRMASI:
Masal ile Destan Arasındaki Benzerlikler :
1. Her iki türde de olağanüstü kahramanlar ve olaylar vardır.
2. Her ikisi de anonimdir.
3. Asıl kahramanlar ön plandadır. Kahraman; gücü, kuvveti temsil eder, her zaman doğruyu yapar.
4. Her iki türde de benzer motifler vardır. Rüya, aksakallı ihtiyar, kırklar (3- 7 – 40) motifleri gibi benzer motifler vardır.
Masal ile Destan Arasındaki Farklılıklar :
1. Masal hayâl mahsulüdür. Destanlarda ise olağanüstü olaylarla gerçek olaylar birleştirilmiştir.
2. Destanlarda zaman ve mekân kavramı belirlidir. Masallarda ise belli değildir.
3. Destanların hususî anlatıcıları vardır. Manzumdurlar (zamanla nesir hâline gelmişlerdir) saz eşliğinde söylenirler. Masalların da hususî anlatıcıları vardır, nesir şeklindedirler. Saz eşliğinde söylenmezler.
4. Masallarda amaç bir ders vermektir. Destanlardaki amaç ise bir milletin geçmişini anlatmaktır.
Destan ile Halk Hikayesi Arasındaki Benzerlikler :
1. Her ikisinde de olağanüstü olaylar vardır.
2. Her ikisi de anonim ve sözlü ürünlerdir
3. Destanlar ilk başlarda manzum söylenmişlerse de daha sonra manzum mensur karışık söylenmiştir.
4. Her ikisi de bağlama ila ozanlar içinde söylenmiştir.

Destan ile Halk Hikayesi Arasındaki Farklılıklar :
1. Destanlar daha çok kahramanlık konusunda yazılmıştır. Tüm milleti ilgilendiren olaylar konu edilir. Halk hikayelerinde kahramanlık konusu çok az işlenmiştir. Halk hikayelerinde ise en çok aşk konusu işlenmiştir.
2. Destanlardaki manzum kısımlar halk hikayelerine göre daha fazladır
3. Halk hikayelerinde anlatımlar nesirle (düzyazıyla), konuşmalar nazımla (şiirle) ifade edilmiştir. Destanlarda böyle bir gaye yoktur.
Hikaye ile Roman Arasındaki Benzerlikler
1. Her ikisinin de yazarı bellidir.
2. Her ikisinde de giriş, gelişme ve sonuç bölümleri vardır.
3. Her ikisinde de gerçek veya gerçeğe yakın olaylar anlatılır.
4. Her ikisinde de olağanüstü özelliklere sahip olmayan, normal yapıda kahramanlar (kişiler) vardır.
5. Her ikisinde de olayların geçtiği zaman ve mekan bellidir.
Hikaye ile Roman Arasındaki Farklar
1. Hikaye kısa ve orta uzunlukta bir yazı türüdür. Roman ise uzundur.
2. Hikayede kişi sayısı romana göre daha azdır.
3. Hikayede genellikle bir tek olay anlatılırken, romanda birbirine bağlı olaylar anlatılır.
4. Hikayede olaylar kısa bir zamanı kapsar, romanda ise genellikle uzun bir zaman söz konusudur.
5. Romanlarda olayın geçtiği dönemin siyasi, sosyal, tarih durumu hakkında bilgi edinilir. Bu durum hikayelerde pek yoktur.
6. Hikayelerde sınırlı bir mekan söz konusudur. Romanlarda ise olaylar daha geniş bir coğrafyada meydana gelir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Cho'lpon - Go'zal Turkiston

Go‘zal Turkiston, senga ne bo‘ldi? Sahar vaqtida gullaring so‘ldi. Chamanlar barbod, qushlar ham faryod, Hammasi mahzun. Bo‘lmasmi dil shod? Bilmam ne uchun qushlar uchmas bog‘chalaringda?

Faruk Nafiz Çamlıbel - Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi, Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi. Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar, Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar... Son yolcunun gömüldü yolda son adımları, Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları. Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda: Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda, Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye, Yollarını bekledim görüneceksin diye. Senin için kandiller tutuştu kendisinden, Resmine sürme çektim kandillerin isinden. Saksıda incelendi yapraklar senin için, Söylendi gelmez diye uzaklar senin için... Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle, Saatler son gecemin geçti cenazesiyle, Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü, Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı)

  “ Türk  Klasik   Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.

Oğuz Atay - Özge'ye Mektup

  Sevgili Özgeciğim, Mektubunu bu sabah aldım. Bana böyle uzun ve güzel bir mektup yazdığın için teşekkür ederim; Ahmet Mithat Efendi-Hüseyin Rahmi hikâyesini de çok beğendim.

Fuzuli - Kıt'a (Kıyl u kâl)

İlm kesbiyle pâye-i rif'at Ârzû-yı muhâl imiş ancak 'Aşk imiş her ne var âlemde 'İlm bir kıyl u kâl imiş ancak

Erkin Vohidov - O'zbegim

  Tarixingdir ming asrlar Ichra pinhon, o‘zbegim, Senga tengdosh Pomiru Oqsoch Tiyonshon, o‘zbegim.

Orhan Veli Kanık - Cımbızlı Şiir

Ne atom bombası, Ne Londra Konferansı; Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna; Umurunda mı dünya!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.