Ana içeriğe atla

Fuzuli - Rubai (Ger kûyuna gönlüm güzer eyler güstâh)

Ger kûyuna gönlüm güzer eyler güstâh

V'er kaddüne çeşmüm nazer eyler güstâh

‘Ayb eyleme reng-i çehre-i zerdüm gör

Kim çohları ‘âlemde zer eyler güstâh

-----

Mef ‘û lü / me fâ ‘î lü / me fâ ‘î lün / fa‘

Bugünkü Türkçemizle ifadesi:

Ey sevgili, gönlüm mahallende küstahça gezerse ve gözüm boyuna bosuna küstahça bakarsa, sarı  yüzümün rengini gör de beni ayıplama. Çünkü sevgili, bu âlemde nicelerinin (benzini) sarartmıştır.

Açıklama:

Âşık, eğer gönlümün senin köyünde olmasını yani sende olmasını, gözümün boyuna bosuna takılmasını kınıyorsan şu sararmış solmuş yüzüme bak da bu hallerimi ayıplama ey sevgili, diyor. Sarı yüz âşıklık alâmetlerindendir. Bu durum, bu nedenle olağandır. Çünkü sevgili bütün âşıklarını bu hale getirmiştir. Boy bos da sevgilinin en önemli güzellik unsurlarındandır. Çoğu zaman serve, şimşada, bâlâya benzetilir. Ahmedî’ nin şu beyitinde de sevgilinin boyunun serve benzetilmesini ve âşığın hayal âlemini tuttuğu görülmektedir:


Kaddün hayâli dutdu gözümde vatan belî

Her kande serv olsa yeri cûybâr olur


Güstah kelimesi hem sevgili hem küstah olarak yorumlanabileceği için kinaye sanatı vardır. Eğer  küstah” kelimesini arsız, saygısız, haşarı anlamında ele alacak olursak şu şekilde de yorumlanabilir: “Altının zengin adamı küstahlaştırdığı gibi âşıklık da beni küstahlaştırdı.” Çünkü âşık sürekli sevgiliyledir. Sabahı akşamı, gecesi gündüzü yoktur. Ona uyku haramdır. Gönlünü sevgiliye vermiştir bir kere. Şair Beliğ’in dediği gibi:


Sakın sen kûy-ı cânânı uzakdur sanma ey Mecnûn

Seher yola giren âşık gece Leylâ’da akşamlar


Bedenin görme organı gözdür, gerisi et ve kemiktir. Göz eşyadır, eşyayı görür. “Gören, göze hayran” dediği, eşyadaki esmâda müsemmâyı görmek, hilkatte Hâlık’ı görmek, asıl o gözden kim bakıyor onu bilmektir (Mutlu, 2012: 381). Bakmak ile görmek, duymak ile işitmek farklı şeylerdir. Mesele gördüğümüz her şeyin hikmetini, yaratılış nedenini düşünmektir. Allah’ın apaçık tezâhür edişi ancak gören göze ayandır. Güneşin doğuşunu uyuyan değil uyanık olan seyredebilir. Öyleyse kula düşen öncelikle gaflet uykusundan kurtulmaktır.


Göz atma ve bakış, öznede sevginin ortaya çıkmasına neden olan sebeplerdendir. Tasavvuf alanında kelimenin anlamı sıklıkla çok güzel bir nesneye uzun bir bakışa işaret eder. Güzel bir kimse ya da nesne, farklı şekillerde ilahî güzelliğin bir işareti, Allah’ın tecellîlerinin bir aracı olarak görülür. Nitekim A‘râf suresinin 185. ayetinde “ Onlar göklerin egemenliğine, yeryüzüne ve Allah’ın yarattığı mahlûkâta bakmıyor mu?” buyrularak nazar eylemenin önemine dikkat çekilmektedir. Yani Allah’ın yarattığı her şeyin görsel yanı tefekkür sebebidir.


Hakikî vücut sahibi olan Hakk’ın yolundaki en büyük hicaplardan biri, kulun kendinde varlık vehmetmemesidir. Ona kavuşmak için varlık engeli ortadan kaldırılmalıdır. Bu engel ve bağlardan kurtulmak lazımdır. Bu ağırlıklar ortadan kaldırıldığı zaman, rahat bir şekilde her isteğe kavuşmak mümkün olabilir. Bu sebepledir ki âşık bedenden vazgeçerek yeme içmeden kesilir. Zamanla takatten düşer ve rengi sararıp solar. Bu makama ulaşmış sûfîler, Hakk’ın vücûd denizine daldıkları için orada denizden ve dalgadan başka bir şey göremezler. Kendi vücûdunu da bu deryâdan bir damla kabul eder. Nihâyetinde damlayı da düşünemez. Yani sâlik gerçek varlığın bir tane olduğunu, bunun da Hakk’ın varlığından ibaret bulunduğunu, Hak ve O’nun tecellîlerinden başka hiçbir şeyin hakikî bir varlığı olmadığını bilir. Dolayısıyla âşık tenden vazgeçmiştir, günbegün sararması da onun istenilen kemâle eriştiğinin nişânesidir. Bu rubâîde de rengi sararmış bir âşık portresi görülmektedir.


Edebi san'atlar:


Rubaide geçen “göz-çehre” kelimeleri aynı anlam dairesinde olduğu için tenasüp vardır. “güstah” kelimesi birden fazla tekrarlandığı için tekrir yapılmıştır. Ayrıca hem küstah hem de sevgili anlamlarına geldiği için kinaye sanatı yapılmıştır. Âşığın gönlünün sevgilinin mahallesini dolaşması ise kişileştirme sanatıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979