Ana içeriğe atla

Şiir Nedir?

Şiir Nedir?

Zengin semboller, çağrışımlar, ritimli sözler ve seslerin ahenkli kullanımıyla ortaya çıkan edebî türe şiir denir.

Şiir, günlük dilden farklıdır; imgesel ve çok anlamlı bir dile sahiptir.

Şiirde Anlam ve Dil

Şiir Dili: Günlük dile göre daha yoğun, çağrışım gücü yüksek, imgelerle yüklü özel bir dildir.

Tema: Şiirde okuyucuya aktarılmak istenen ana duygudur.

Örnek: aşk, özlem, kahramanlık, doğa, mutluluk, hüzün, yalnızlık, ölüm vb.

Konu: Tema somut olay ya da durum üzerinden işlenir.

Şiirde Ahenk Unsurları

Şiirde ahenk; dize, kelime, hece ve seslerin düzenli kullanımından doğar. Ahenk unsurlarını şu şekilde sıralayabiliriz:


1) Ölçü

a) Hece ölçüsü

Milli ölçmz olan “hece ölçs” dizelerdeki hece sayılarının eşit olması esasına dayanmaktadır.

Şiir okunurken bazı yerlerde duraklama olur. Ölç kalıpları içinde durulan bu yerlere durak denir.

Trk şiirinde en çok “7, 8 ve 11’li” hece ölçs kullanılmıştır.

Ben yürürüm yane yane

Aşk boyadı beni kane

Ne âkilem ne divâne

Gel gör beni aşk neyledi

-----

Hangi dağda bulsam ben o maralı

Hangi yerde görsem çeşm-i gazeli

Avcılardan kaçmış ceylan misali

Göçmüş dağdan dağa yoktur durağı


b) Aruz ölçüsü

Dize içinde hecelerin uzunluk–kısalık (açık–kapalı) değerlerinin eşitliği esasına dayanır.

Arap ve İran edebiyatından Türk edebiyatına geçmiştir.

Aruzla yazılan ilk eser Kutadgu Bilig’dir.

Örnek

Çatma, kurban / olayım çeh / reni ey naz / lı hilâl

_ . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / . . _

Fâ i lâ tün Fe i lâ tün Fe i lâ tün Fe i lün


c) Serbest ölçü

Herhangi bir sisteme bağlı kalmadan, eşitliğe ve kalıba uymadan şiir yazılmasına serbest ölç denir.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda

2) Kafiye (Uyak)

Şiirde iki veya daha çok dize arasındaki farklı anlam ve görevdeki seslerin, kelimelerin benzerliğine

kafiye denilmektedir.

Bir ses benzerliği : Yarım Kafiye

İki ses benzerliği : Tam Kafiye

Üç veya üzeri ses benzerliği : Zengin Kafiye


Cinaslı Kafiye:

Dize sonlarında yer alan yazılışları aynı ama anlamları farklı olan sözcklerin tekrar etmesi cinaslı kafiye

olarak adlandırılmaktadır.


Niçin kondun a bülbül

Kapımdaki asmaya

Ben yârimden ayrılmam

Götürseler asmaya


Tunç Kafiye:

Dize sonundaki bir kelimenin diğer bir dize sonundaki bir kelime içinde yer alması ile oluşan kafiyeye

tun kafiye denir.


Uzaktan bir tren sesi gelince

Hasretle sızlıyan kalbimiz, ince


3) Redif

Dize sonlarında aynı görevdeki ekler ile aynı anlamdaki kelime veya kelime gruplarının tekrarıdır.

Mutlaka dize sonunda bulunur.

Ahenk incelenirken önce redif aranır.


Senin bu Ruhsati’n senin kardaşın

Senin benim için böyle telaşın

Senin bu feryadın senin göz yaşın

Senin buselerin öldürür beni


4) Kafiye Şeması (Uyak Örgüsü)

Dize sonlarındaki uyakların dizilişine kafiye şeması ya da uyak örgüsü denir.

Şema çıkarılırken benzer sesler aynı harflerle gösterilir.

Nazım biçimlerinin belirlenmesinde önemli bir ölçüttür.


Gene bülbül bilir gülün hâlinden

Yeter deli oldum yârin elinden

Âşık aşıp gelir yaya belinden

Yardan bize gel olduğu zamandır


------------------- a 

------------------- a

------------------- a

------------------- b


El gibi dolaşma Anadolu’nda,

Arkadaş, yurdunu içinden tanı.

Dinle bir yosmayı pınar yolunda,

Dinle bir yaylada garip çobanı


------------------- a 

------------------- b

------------------- a

------------------- b


Bozkırın ortası bir kara duman

Bitmez yelleri, soğuğu bitmez

Yaz bahar gelmeden kar kalkıp gitmez

Bulutlu göklere ağlıyor aman


------------------- a 

------------------- b

------------------- b

------------------- a


Arabası sürgülü 

Saçları da örgülü

Babasından istedim

Güzel yüzlü sümbülü


------------------- a 

------------------- a

------------------- b 

------------------- a


5) Aliterasyon: Aynı ünsüzlerin tekrarıyla ahenk sağlanması.

Seher sabahında sessiz sedasız sokaklar…


6) Asonans: Aynı ünlülerin tekrarıyla ahenk sağlanması.

İnce ince bir dize gibi rüzgâr esiyor

Nazım Birimi

Şiirde dizelerin kendi aralarındaki kümeleniş biçimlerine nazım birimi denir.

Başlıca nazım birimleri: dize (mısra), beyit, dörtlük, bent.

1. Dize (Mısra)

Şiirin anlamlı en küçük birimidir.

Tek başına da kullanılabilir, başka dizelerle birleşerek şiiri oluşturabilir.

Çok etkileyici ve hafızada kalan dizelere mısra-ı berceste denir.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

2. Beyit

İki dizeden oluşan ve kendi içinde anlam bütünlüğü taşıyan nazım birimidir.

Divan edebiyatının temel nazım birimidir.

Gazel, kaside, mesnevi gibi nazım biçimleri beyitler üzerine kuruludur.

“Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?

Felekler yandı âhımdan murâdım şem’î yanmaz mı?

3. Dörtlük

Dört dizelik nazım birimidir.

Halk edebiyatının temel nazım birimidir.

Koşma, semai, varsağı, destan gibi nazım şekilleri dörtlüklerle yazılır.

Genellikle hece ölçüsüyle söylenir.

Derdim çoktur hangisine yanayım

Yine tazelendi yürek yarası

Ben bu derde nerden derman bulayım

Meğer şah elinden ola çaresi

4. Bent

Dize, beyit ve dörtlk dışında dizelerin oluşturduğu tm kmelere bent adı verilmektedir.

Genellikle 3’lü, 5’li, 7’li kümeler hâlinde bulunur.

Yârîn dudağından getirilmiş

Bir katre âlevdir bu karanfil,

Rûhum acısından bunu bildi!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup

  Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Ahmet Haşim - Yeni Bir Şair Hakkında Birkaç Satır

Bundan on beş, on altı sene evvel, Galatasaray lisesi sıralarında henüz bir talebe iken, aruz vezninin mukassi darlığı içinde ciğerlerinin rahat teneffüs edemeyeceğini hissederek, Régnier ve Verhaeren'in Fransız nazmında yaptıkları inkılâbın tesiri altında, Türkçe şiir için, rüzgara göre dağılan, toplanan, sönen, canlanan, bir çoban ateşi tarzında, his tahavvüllerine ve ahenk zaruretlerine tâbi serbest bir vezin düşünmüş ve bunu "Yollar" ve "O belde" isimli iki manzumemde tatbik etmiştim. Halk denilen büyük denizin fırtınalarına asla çıkamamış ve daima korkak kuğular gibi, havuz genişliğinde dar bir sahada kalmış olan diğer şiirlerim gibi "Yollar" da yeni şekliyle ancak mahdud bir genç zümresi içinde merakı tahrik etmiş ve bazı şiddetli münakaşalara mevzu teşkil etmişti. Bu münakaşalar sırasında, serbest nazmımın hakikatte bir "serbest müstezat" olduğunu, nazariyatta yed-i tulâ sahibi olanlardan öğrendim. "Yollar" ve "O belde...

Alisher Ibodinov - Bir tomchi yosh (hikoya)

— Hammaning kelini abitta o‘tiri-ib kashta tiksa, meniki kitobga termiladi! «Olima-da!» — Qudasi Qurbon kampirning ma’rakada katta-kichikka eshittirib va atayin unga tegizib shangillashi Sobira xolaga og‘ir botdi. Atrofida o‘tirgan bir-ikki kampir labini qimtidi. Qo‘shnisi Payzi otin uning tizzasiga qo‘lini bosib: — Indamang! — dedi. Sobira xola og‘iz ochmadi. Ma’rakadan so‘ng boshda tuguni bilan qudasinikiga o‘tdi. — Quda, — dedi. — Mana siz kelin-kevat ko‘rgan kayvoni xotinsiz. Mangina shu yosh, lodon qizimni sizga topshirganmanki, bilmaganini o‘rgatar, o‘zi bovlab olar deb. Lekin, haligi, ma’rakadagi gapingiz teshib ketdi-da, mani, quda! Shunday dedi-yu, ovozi titrab, ko‘ziga yosh keldi. Sobira xolaning ko‘ngli bo‘sh. Sal dili ozor cheksa, darrov ko‘zi g‘iltillab qoladi boyaqishning. Qurbon kampir kesatig‘i qudasiga alam qilganini sezdi-da, ichidan yayrab ketdi. «O‘la, achitibdi-ku, gapim», deb xayolidan o‘tkazdi va yumshoq ohangda: — Ha, endi, og‘izning darvozasi yo‘q, bir chiqib k...

Murad Muhammed Dost - Kapının Önündeki Köpek

  Alaper, gece boyu uyumadı. Başını biraz kaldırmaya görsün, beyninde o tarif edilemez ağrı uyanıyor, “lok lok” vuruyor, kafatasını yarıp çıkacakmış gibi oluyordu. O, burnunu yere dayayıp yatarken ağrıya dayanamayıp ara sıra uluyordu. Seher vakti olmuştu. Alaper’in sol yağrısına bir köpek sineği iğnesini geçirdi. O, ayağını uzatıp sineğin iğnesini geçirdiği yeri kaşıdı. Yerinden kalkmaya çalıştı lakin bir ağrı göğsünü yakar gibi olup canını yaktı. Yan tarafa aktarılıp bir iki kez silkindi, sesi kesildi. O sırada nereden geldiği anlaşılamayan, henüz kuyruğu kesilmemiş bir köpek yavrusu gelip Alaper’in burnunu yalamaya başladı. Dili sıcaktı. Alaper biraz rahatlayıp inler gibi sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmeden yavru köpeğin canı sıkılmış olmalı ki incecik kuyruğunu bacaklarına dolanarak, oynaklaya oynaklaya uzaklaştı. Sonra geriye dönüp baktı. Alaper’in ayaklarının ucundaki kemiği görüp yine geri döndü. Yavru köpek çok sevinmişti. Minnettarlığını göstermek için Alaper’in kuyruğ...

Ali Şir İbadinov - Bir Damla Yaş (Hikaye)

               — Herkesin gelini öğle arasında oturup nakış işler,   benim gelinimin gözü kitapta. “Âlime” [1] işte.                 Kurban ninenin merhum için verilen yemekte, büyük küçük herkese işittirerek ama ona laf dokundurarak konuştukları Sabire teyzenin gücüne gitti. Etrafında oturan bir iki yaşlı kadın ağzını kapattılar. Komşusu Feyziye Hanım onun sizine elini koyup:                 —Boş ver, sesini çıkarma, dedi.                 Sabire teyze ağzını açmadı. Yemekten sonra elinde bohçayla hımsının evine gitti:                 —Hısım. Bakın, siz gelin görmüş kadınsınız. Ben şu genç, bir şey bilmeyen kızımı size emanet ettim ki bilm...