Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Orhan Seyfi Şirin

  1 Ocak 1961'de Eskişehir'de doğdu. 1985'te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu.  Şairliğinin yanında;  senaryo yazarlığı, televizyon programcılığı ve senaryo yazarlığı ile de tanınır.

Orhan Seyfi Şirin - Yak Beni

Har vurup, harman savur Didik didik et beni Karlı ateşlerde yak Uçurumdan at beni Alev alev yak beni Nefes nefes çek beni Bir mavzer al omzuna Kurşunlayıp yık beni Toprak olam, ek beni Pamuk olam, bük beni Kervan olam elinde Diyar diyar çek beni Çarmıha ger, çek beni Mengene ol, sık beni Bir mavzer al eline Gülle gülle yık beni

Faruk Nafiz Çamlıbel - San'at

  Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek, Bizim diyarımız da binbir baharı saklar! Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek, İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar. Sen kubbesinde ince bir mozayik arar da, Gezersin kırk asırlık bir mabedin içini. Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda, Bize heyecan verir bir parça yeşil çini. Sen raksına dalarken için titrer derinden, Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin; Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden, Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin. Fırtınayı andıran orkestra sesleri, Bir ürperiş getirir senin sinirlerine; Istırap çekenlerin acıklı nefesleri, Bizde geçer en hazin bir musiki yerine! Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun, Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini; Biz duyarız en büyük zevkini ruhumuzun, Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini. Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken, Söylenmemiş bir masal gibi Anadolumuz. Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken, Sana uğurlar olsun.. Ayrılıyor yolumuz!

Faruk Nafiz Çamlıbel - Çoban Çeşmesi

Derinden derine ırmaklar ağlar, Uzaktan uzağa çoban çeşmesi, Ey suyun sesinden anlıyan bağlar, Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi. "Göynünü Şirin'in aşkı sarınca Yol almış hayatın ufuklarınca, O hızla dağları Ferhat yarınca Başlamış akmağa çoban çeşmesi..." O zaman başından aşkındı derdi, Mermeri oyardı, taşı delerdi. Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi. Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi. Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu, Kerem'in sazına cevap veren bu, Kuruyan gözlere yaş gönderen bu... Sızmadı toprağa çoban çeşmesi. Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda, Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda, Ateşten kızaran bir gül arar da, Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi, Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar, Tarihe karıştı eski sevdalar. Beyhude seslenir, beyhude çağlar, Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...

Didem Madak - Annemle İlgili Şeyler

Sevgili Anneciğim Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda Kocaman bir dağ lalesi gibi Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran. Şimdi mucizevi bir yerdeyim Muc'un ucuz evinde Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem Duvarlara hep senin resmini çiziyor Dili geçmiş zamanda birçok resim, Hep gülümsüyorsun Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında Durmadan soluyormuş gibi. Hatırlar mısın? Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü Vişne bahçeleriyle dolu, Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. Bazen ölmek istiyorum. Beni yeniden doğurman için İri, ekşi bir vişne tanesi gibi Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya Bazen görülen rüyalar gibi kapkara Bir ton rüya çıtırdarken Sen kar yağmadan önce başkaydın, Kar yağdıktan sonra bambaşka. Sanki hep buluğ çağındaydın. Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini. Bizim hiç anla...

Coşkun Ertepınar - Annem

Küçükken başucumda Bana ninni söylerdin Sabahları uyanınca, Beni okşar severdin. Benim annem, güzel annem Beni al dizlerine... Kucağında okşa beni, Ninniler söyle yine... Bugün hâlâ kulağımda Çınlıyor tatlı sesin. Güzel annem, kalbimin sen, En büyük neşesisin...

Cemal Süreya - Üvercinka

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu                                                                kesmemeye Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında                            Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler Boşunaymış gibi bu...

Can Yücel - Sevgi Duvarı

  sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa                  kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi                   dilimizde akşamdan kalma bir küfür                     salonlar piyasalar sanat sevicileri                derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni                       yakanda bir amonyak çiçeği                    yalnızlığım benim sidikli kontesim                  ...

Cahit Zarifoğlu - Su

1. Taşlanan kadınlar yankır Girdap duvarda ve sırları çözük aynalar Bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri Yüzler kuyuya inen gözü terkeder Sıcaktır örfe yaklaşır Kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar Açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza Bir kere daha daha yalnızlığa Kati ve aşk geçerliğini ortaya koyarak Ulusal ve benci iki çingene arasında Bir kere daha yalnızlığa Atılarak Yerin içinde yüzlerle hücum Bütün özentili yekinmelere doğru karşı Bütün nedensiz gençliklere doğru karşı Bütün ................ doğru karşı Aç olan karın Soylu olan yoksulluk Ve mızrakla gelen alın Yerin gezisinde insan vardır Ağulu bir diş put taşında Doğacak çocukların toplandığı çadır taşında Ava çıkmıştır Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırtına Birbirini çaresiz bırakan çehrelerin Yaralı ceylanı bulup tepindiği (Fırat birdenbire kaybolur bir mağarada) sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği güneşin aşktan sudan ve topraktan daha hızlı yöneldiği raskolnikof müthiş bir iman...

Cahit Sıtkı Tarancı - Otuzbeş Yaş Şiiri

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider.

Nodirabegim Ibrohimova - Adibning vafoti (hikoya)

Bir marta yurak xurujini yengib o’tgan yozuvchining ko’nglini avaylashardi, ammo u saratonning qoq o’rtasida saratondan vafot etdi.

Nodirabegim Ibrohimova - Adibning vafoti (hikoya)

Bir marta yurak xurujini yengib o’tgan yozuvchining ko’nglini avaylashardi, ammo u saratonning qoq o’rtasida saratondan vafot etdi.

Nodirabegim Ibrohimova - Yonayotgan yurak (hikoya)

Oddiy va zerikarli kunlarning birida diqqinafas ofisga Malika kirib keldi. Uning yelkalarini yopib turgan kamalakrang xarir sharf, qulog’iga qistirib olgan nastarin, labidan qo’ngan nim tabassum tushkunlik ruhidagi kulrang xonada mayin shaboda kabi yeldi. Bu hissiyotni kimdir sezdi, kimdir payqamadi. Ko’ksiga urilgan bahoriy epkinni his qilgan Bahodir beixtiyor o’rnidan turdi. Ayolning yonida direktor o’rinbosari ko’ringach, boshqalar ham majburan o’rinlaridan turishdi.

Ziya Gökalp - Ala Geyik

Çocuktum, ufacıktım, Top oynadım acıktım.

Ziya Gökalp - Keloğlan (Masal)

Fakir bir babanın üç oğlu vardı. Büyük oğlunu, dişinden tırnağından arttırarak okumaya göndermişti. Bunu bir ilim adamı yapacaktı. Küçük oğluna ileride kendi dükkânını bırakacaktı. Ortanca oğluna gelince, buna verecek hiçbir şey kalmıyordu. Hatta ona bir ad bile koymamıştı. Önemli olmadığını göstermek üzere, onu hep "Keloğlan" diye çağırırdı. Böylece, bütün mahalleliler arasında onun adı "Keloğlan" kalmıştı.

Fuzuli - Gazel (Kemâl-i hüsn veriptir şarâb-i nâb sana)

  Kemâl-i hüsn veriptir şarâb-i nâb sana Sana helâldir ey muğ-beçe şarâbsana Seni melek göreli yazmaz oldu aşkı günâh Veli yazıldı bu yüzden besî sevâb sana Lebin su’âline vermez cevâb uşşâkın Su’âl olursa bu senden nedir cevâb sana Cezâ gününde sorulmaz hatâlar eylediğin Yeter figân ile ben verdiğim azâb sana Beni kararım ile koymaz oldun ey gerdûn Yeridir âhım ile versem inkilâb sana Safâ-yi cevher-i tîğinden umma rehim ey dil Sanma su verer ey teşne ol serâb sana Fuzûlî başına ol serv sâye saldı bu gün Uluvv-i rif’at ile yetmez âf-tâb sana

Mustafa Nejat Sefercioğlu (Seferî) - Uzak Dur

  Hiç söz dinlemeyen avare gönül, Derdine dert katan yardan uzak dur, Kara sevda yakar derler bunu bil Sineyi dağlayan nardan uzak dur. Derdini anlatma dosta, düşmana, Yâr olmaz gülenle ağlayan sana, Nasibin olmasın gıybetten yana Herkesin bildiği sırdan uzak dur. Dert etme dünyaya gönül vereni, Dünya bahçesinden güller dereni, Gören yok öteye mal götüreni Harama bulaşmış vardan uzak dur. Herkesin parlayan gözlerine bak, Doğru mu söylüyor sözlerine bak, Kızarır mı diye yüzlerine bak, Gönül gözü görmez körden uzak dur.  Seferî, dostunu düşmandan ayır, Bir zorda kalırsa dostunu kayır, Unutma “her şerde vardır bir hayır” Hatır, gönül bilmez yerden uzak dur.   (İstanbul, 20.10.2023)

Fikret Oğuztürk (Hiddeti) - Sahildeki Sandallar

Ah o gençlik günlerim izi ne kadar tatlı Yaşananlar hakikât hayâllerse kanatlı Sen prenses gibiydin bense tam beyaz atlı Sevdamı selamlardı Yenikapı’da dallar Halâ bizi bekliyor sahildeki sandallar Avuç içlerimizde okumayarak acı Başımıza koyardı mutluluk denen tacı Ne yalanlar söylemiş Hacıhüsrevli bacı Üç Vakit’te denizdi Kasımpaşa’da fallar Halâ bizi bekliyor sahildeki sandallar Yaşanan onca şeyin nasıl kalmasın izi Emirgân’da ağaçlar meftun ederdi bizi Ne güzel seyrederdik gölgesinde denizi Aşık olmayı versin bülbül kesilir lallar Halâ bizi bekliyor sahildeki sandallar Ayrı lezzeti vardı yaşanılan her anın Müdavimi olmuştuk o güzelim adanın Bestesini dinlerdik dalgalarda sedanın Fayton aheste gider ritim tutardı nallar Halâ bizi bekliyor sahildeki sandallar Seninle mutluluğun bin bir türünü gördüm Sen biraz konuşunca şifa bulurdu derdim Gözlerine bakarak sessiz sessiz dinlerdim Ağzını açtığın an sanki akardı ballar Halâ bizi bekliyor sahildeki sandallar Hiddetî garip geldi yine gar...

Göroglynyň Öýlenişi

  Agaýunus periniň düýşünde Görogly begi görüp, oňa hak aşyk bolanyna eýýäm kyrk gün bolupdyr. Özi bir gyz-juwan, haly perişan, serçemenli Çarbagynda oňa garaşyp otyr. Görogly begden bolsa habar-hatyr ýok. Kenizler Agaýunusyň bu bolşuny geň görüp, oňa nebisleri agyryp, ony köşeşdirjek bolýarlar.

Tamara Glazunowa - "Görogly" türkmen halkynyň epiki mirasydyr

"Görogly" eposyny eline alan okyjy ony başdan-aýak okap çyksa-da, orta asyrlardan häzirki güne çenli aýdymdyr rowaýat görnüşinde gelip ýeten bu üýtgeşik gahryman barada heлaýatlara ýene ençeme gezek dolanar. Wäşi, adalatly we ugurtapyjy Görogly hakda rowaýat türkmen halkynyň arasynda döräp, ol goňşy halklara-da ýaýrapdyr. Azerbaýjanda, Özbegistanda, Täjigistanda we Türkiýede Görogludyr onuň kyrk ýigidiniň edermenligi barada şol halklaryň öz nusgalary peýda bolupdyr. Ýöne onuň diňe türkmençesinde Göroglynyň dogluşy barada rowaýat gabat gelýär. Oňa çagalykdan Röwşen diýip at berselerem, eposda oňa Görogly diýilýär.

Tuğba Yılmaz - Özbekçe Öğreniyoruz (O'zbekcha O'rganamiz)

Anahtar Kelimeler:  Özbekçe, Özbek tarihi, Özbek kültürü Prof. Dr. Juliboy Eltazarov, Doç. Dr. Kenan Koç ve Öğr. Gör. Ikhtiyor Yokubov tarafından hazırlanan  Özbekçe Öğreniyoruz (Oʻzbekcha Oʻrganamiz)  adlı eser, Özbekistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 30. yıl dönümüne ithafen Temmuz 2021’de yayımlanmıştır. Eserde, Özbekistan’ın Ankara Büyükelçisi Alişer Azamhocayev’in “Kirish Soʻzi” olarak yazdığı değerlendirme yazısında; Özbekçenin Karluk grubu Türk lehçeleri arasında yer aldığına, bir zamanlar bütün Türk dünyası için ortak edebî dil vasfı taşıyan Çağataycanın devamı olduğuna ve günümüzde yaklaşık 50 milyon konuşurunun bulunduğuna dikkat çekilmiştir. 21 Ekim 1989’da alınan bir kararla Özbekçenin  devlet dili  olarak kullanıldığı ve bu tarihin Özbekistan’da “Özbek Dili Bayramı” ilan edilip her yıl kutlandığı belirtilmiştir. Ayrıca son yıllarda alınan Bakanlar Kurulu kararıyla “2020-2030 yılları arasında Özbek dilini geliştirme ve dil siyasetini olgunlaştırma...

Zeynep Yıldırım - İran Türkmen Edebiyatı (Dönemleri ve Başlıca Şahsiyetleri)

  Anahtar Kelimeler:  Türkmen Edebiyatı, İran, İran Türkmenleri, İran Türkmen edebiyatının dönemleri, şiir Giriş 1881 yılında Çarlık Rusya ve İran arasında imzalanan sınır antlaşması ile Türkmen toprakları ve halkı iki ülke arasında bölünmüştür. Göklen ve Yomut boyuna mensup Türkmen nüfusun büyük bölümü İran sınırı içerisinde kalmıştır. Konargöçer bir yaşam sürdüren bu Türkmen nüfusun çoğunluğu okuryazar değildi. Bu nedenle aralarında yazılı edebiyattan daha ziyade halk edebiyatının sözlü türleri yaygındı. Bu durum 1881 yılında başlayan ve 1925’te Rıza Şah’ın devlet yönetimini ele geçirmesine kadar süren Kaçar iktidarı döneminde değişiklik göstermeyerek bilinen kalıp ve içerikler içerisinde kalmıştır. Devam eden Pehlevi ve İran İslam Cumhuriyeti dönemlerinde ise İran’da yaşanan gerek iç gerekse dış siyasi gelişmelerin Türkmensahra’daki etkileri edebiyatın millîleşme sürecini şekillendirmiş ve günümüzde özellikle şiir alanında kendine has özellikler barındıran güçlü bir İran Tü...

Ayvaz Morkoç - Azerbaycan Edebiyatında 1980'li Yıllarda Hikaye

Anahtar Kelimeler:  Azerbaycan edebiyatı, Azerbaycan hikâyeciliği, 1980’li yıllarda hikȃye Giriş Azerbaycan’da hikâyeciliğin 1980’li yıllardaki genel durumu hakkında isabetli değerlendirmelerde bulunabilmek için ekol olarak ortaya çıkan “edebiyatta 1960 nesri” hakkında yeterli bilgiye sahip olmak gerekir. Bu yıllardaki hikâye, ilk bakışta 1960 nesrinin doğal bir devamı gibi görünüyordu. Ancak kendine özgü nitelikleri ve orijinal gelişme çizgisi mevcuttu. 1980’li yılların yazarları edebiyatta var olan gerçekliğin, Komünist Partisi’nin güdümünde belirlenen gerçekler olmadığını dile getirmeye başlamışlardı. Edebiyatın artık 1930’lu yıllardaki katı kuralcı anlayıştan uzaklaşması gerektiğini savunuyor, bu yolda eserler veriyorlardı. Millî ve manevi değerleri hikâyenin temel unsuru hâline getiren bu yazarlar, hikâye sahasında köklü değişiklikler yapmaya girişmişlerdi.

Gülyaz Əliyeva - Əsir düşmüş sülh quşları (Hekayə)

  23 iyul 1993-cü il. Ala-toranlıq idi. Gözlərini dəhşətli atışma və “qrad” səslərinə açdı. Dünəndən bəri səngiməyən “qrad”ların atəş səsi get-gedə lap yaxınlıqdan eşidilirdi. Haradasa lap yaxınlıqda bir “qrad “mərmisi partladı, zərbənin təsirindən ev silkələndi və aynabəndin bütün şüşələri çiliklənib yerə töküldü.

Əzizağa Nəcəfzadə - Füzuli və Mirzə Cəlil: kəsişən xətlər və paralellər

  (Məhəmməd Füzulinin anadan olmasının 530, Cəlil Məmmədquluzadənin 155 illiyi münasibətilə) Cəlil Məmmədquluzadə “Molla Nəsrəddin” məcmuəsinin 1925-ci il 23 may tarixli nömrəsində dərc olunan “Füzuli” başlıqlı məqaləsində yazırdı:  “Füzuli “Molla Nəsrəddin”in birinci nömrəsindən başlayıb bu günə qədər məcmuəmizdə iştirak edib və şeirlər yazıbdır. Füzuli bizim məcmuəmizdə işləyir. Yenə də işləyəcəkdir”.  Mirzə Cəlil bu sözləri “Molla Nəsrəddin”ə münasibətdə deyirdi. Biz isə belə bir cəsarətli fikri irəli sürmək istəyirik ki, Füzuli Mirzə Cəlilin yaradıcılığa başladığı gündən hər zaman onun qələm məsləkdaşı, məfkurə yoldaşı olub. Düzdür, Cəlil Məmmədquluzadə Füzuli ədəbi məktəbinin davamçısı olmayıb, lakin Füzulini diqqətlə öyrənib, ondan bəhrələnib.

Asif Mərzili - Borc dəftəri (Hekayə)

...Qəsəbədə hamının daha çox tanıdığı bir ünvan var idi: Abbasın dükanı. Amma məcburi köçkünlər çox olduğundan bəzən Abbas kişi malı nisyə verirdi. İnsafən, pulunu gecikdirən olmurdu. Amma Abbas kişi bəzən haqq-hesabı itirərdi də. Bunun da çarəsini tapmışdı. Çoxsəhifəli bloknotlar alıb nisyə dəftəri kimi daim piştaxtanın üstünə qoyardı. Hətta neçə dəfə yoxlama gələndə bu dəftərləri qarşılarına qoymuşdu və bir-bir borcluların siyahısını göstərmişdi də: «Bu şəhid ailəsidir… Bunun yoldaşı itkin düşüb… Bunun 3 oğlu qazidir… Bunun iki körpəsi yetim qalıb… Bunun əri Rusiyaya çıxıb gedib…». Məsələ bəzən bununla da bitərdi.