Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Cho'lpon - Buzilgan o'lkaga

  Ey, tog‘lari ko‘klarga salom beran zo‘r o‘lka, Nega sening boshingda quyuq bulut ko‘lanka? Uchmoxlarning kavsaridek pokiza, Sadaflarning donasidek top-toza Salqin suvlar tog‘dan quyi tusharkan, Tomchilari yomg‘ir kabi ucharkan, Nima uchun yig‘lar kabi ingraylar? Yov bormi, deb to‘rt tarafni tinglaylar? Tabiatning o‘tini yo‘q o‘tida, Sharaq-sharaq qaynab chiqqan buloqlar Har qorong‘i, qo‘rqinch tunning betida Shifo istab kelmasin der, qo‘noqlar. -Bu nega? Ayt menga. Ko‘m-ko‘k, go‘zal o‘tloqlaring bosilg‘on, Ustlarida na poda bor, na yilqi, Podachilar qaysi dorg‘a osilg‘on? Ot kishnashi, qo‘y ma’rashi o‘rniga -Oh, yig‘i, Bu nega?

Sherzod Ortiqov - To‘rtinchi qavatdagi xonadon (hikoya)

Bugun operatsiyam yo‘qligi uchun kechki ko‘rikni o‘tkazganimdan so‘ng ishlarni navbatchi hamkasbimga topshirib ko‘chaga chiqdim. Yomg‘ir yog‘ayotganini ko‘rib, «esiz, kechagina o‘rik gullagandiya», degan xayolga bordim. Yomg‘irning maydalab yog‘ishi kamina­ning g‘ashini keltirardi. Yuzingni qay tomonga burma, mayin tomchilar urilib, dilda tushu­nib bo‘lmas bir sokinlik uyg‘otardi. Taksiga minganimda orqa eshik oynasining ochiqligini ko‘rib darrov ko‘tarib qo‘ydim. Sovuqdan junjikib, qo‘llarimni cho‘ntagimga tiqdim. Shunda cho‘ntagimdagi qog‘ozga qo‘lim tegdiyu, yana hammasi esimga tushdi. Uni asabiy tarzda ezg‘ilay boshladim. Yo‘l bo‘yi shu bilan mashg‘ul bo‘ldim. Manzilga yetganimda allaqachon qog‘oz kaftim orasida maydalanib yotardi. Uyim besh qavatli binoning to‘rtinchi qavatida. Lift tomon yurgim kelmadi. Zinadan ko‘tarildim.

Ziya Osman Saba - Nefes Almak

Nefes almak, içten içe, derin derin, Taze, ılık, serin, Duymak havayı bağrında.

Fuzuli - Gazel - 44 (Sabâ ağyârdan pinhân gamını dildâre izhâr et)

  Sabâ ağyârdan pinhân gamını dildâre izhâr et Habersiz yârimi hâl-i harâbımdan haberdâr et

Köksal Cengiz (Niyâzkâr) - Bayramlar O Bayram Değil

Ufkumuzdan kayıp gitmiş yıldızlar, Neylesek bayramlar o bayram değil. Yürekler kan ağlar, sineler sızlar; Neylesek bayramlar o bayram değil.   Nerde dede, nine, baba, annemiz? Nerde amca, dayı, hala, teyzemiz? Bir yetimhaneye dönmüş evimiz, Neylesek bayramlar o bayram değil.   Baş tacı büyükler kazanç yoluydu, Damatlar, gelinler hürmet doluydu; Oğul, kız, torunlar petek balıydı, Neylesek bayramlar o bayram değil.   Çok çabuk yitirdik edep, töreyi; Kurtlara yem oldu evin direği, Bir hüzün kapladı her bir yöreyi; Neylesek bayramlar o bayram değil.   Günler öncesinden sevinç sarardı, Bayram telaşları tatlı yorardı, Eş, dost akrabalar hatır sorardı; Neylesek bayramlar o bayram değil.   Helâl dairesinde meşru kalırdık, Manevi ikramla rızıklalanırdık. Aşk-ı muhabbetten çok haz alırdık; Neylesek bayramlar o bayram değil.   Sanki can suyunun suyu kesilmiş, Sanki coşkumuzun sesi kısılmış, Sanki gönlümüze kilit asılmış; Neylesek bayramlar o bayram değil.   Sanki...

Mehmed Akif Ersoy - Şehidler Âbidesi için

Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde, Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler. Hakk’ın bu velî kulları taş türbeye girmez; Gufrâna bürünmüş, yalınız Fâtiha bekler. Hilvan, 27 Aralık 1924

Mehmed Akif Ersoy - Fatih Camii (Safahat'tan - 2)

  Yatarken yerde ilhâdıyla haşr olmuş sefîl efkâr , Yarıp edvârı yükselmiş bu müdhiş heykel-i ikrâr . Siyeh reng-i dalâlet bir bulut şeklinde mâzîler , Civârından kaçar, bulmaksızın bir lâhza istikrâr; Ziyâ-rîz-i hakîkat bir seher tavrında müstakbel , Gelir fevkinden eyler sermedî binlerce nûr îsâr . Derâgûş etmek ister nâzenîn-i bezm-i lâhûtu : Kol açmış her menârı sanki bir ümmîd-i cür’etkâr! O revzenler , nazarlardan nihân dîdâra müstağrak Birer gözdür ki sıyrılmış önünden perde-i esrâr . Bu kudsî ma’bedin üstünde tâbân fevc fevc ervâh , Bu ulvî kubbenin altında cûşân mevc mevc envâr . Tecessüd eylemiş gûyâ ki subhun rûh-i mahmûru ; Semâdan yâhud inmiş hâke , Sinâ-reng olup dîdâr! Tabîat perde-pûş-i zulmet olmuş, hâbe dalmışken, O, gûyâ kalb-i nûrânîsidir leylin , durur bîdâr . Evet bir kalbdir, bir kalb-i cûşâcûş-ı âşıktır, Ki cevfinden demâdem yükselir bin nâle-i ezkâr .

Həcər Atakişiyeva - Hüseyn Cavidin “Afət” faciəsində realizmlə romantizmin heyrətamiz vəhdəti

   H ü seyn Abdulla o ğ lu Rasizad ə  Nax çı van  ş ə h ə rind ə  1882-ci il oktyabr ay ı n ı n 24-d ə   anadan olmu ş dur.  Ə dib XX  ə sr Az ə rbaycan  ə d ə biyyat ı n ı n g ö rk ə mli n ü may ə nd ə sidir. H ü seyn Rasizad ə  Az ə rbaycan  ə d ə biyyat ı  tarixind ə  filosof  ş air, b ö y ü k dramaturq H ü seyn Cavid kimi tan ı nm ış d ı r. H ü seyn Cavid Az ə rbaycan  ə d ə biyyat ı  tarixind ə  romantizm  ə d ə bi c ə r ə yan ı n  ə n q ü dr ə tli s ə n ə tkarlar ı ndan biridir.  Ə dib 1909-cu ild ə n  “ Cavid ”  ə d ə bi t ə x ə ll ü s ü  il ə  yazma ğ a ba ş lam ış d ı r. H ü seyn Cavidin dramaturji yarad ı c ı l ığı  olduqca z ə ngindir.   H ü seyn Cavidin  “ Af ə t ”  faci ə sinin t ə dqiqin ə  h ə sr olunmu ş   ç ox sayda t ə dqiqat i ş l ə ri vard ı r. Az ə rbaycan  ə d ə biyyat şü naslar ı “ Af ə t ”  faci ə sind ə ...

Montaigne - Mutluluk Üzerine

  İnsanın son gününü beklemeli her zaman. Mutlu dememeli ona ölmeden, cenazesi kaldırılmadan. Bu konuda Krezus'u hikâyesini çocuklar da bilir. Pers kralı onu esir edip ölüme mahkûm edince, sehpaya giderayak: Ah Solon, ah Solon! diye bağırmış. Krala götürmüşler bu sözü. O da ne demek istediğini sordurunca, Solon'un kendisine verdiği bir öğüdün ne doğru çıktığını anlatmış. Solon bir gün demiş ki ona: "Talih ne kadar güler yüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini. Çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir. Ufacık bir iş yüzünden, bir durumdan bambaşka bir duruma hemen geçiverir." Agesilaus da, Pers kralının o kadar genç yaşta öyle büyük bir devlete konduğu için mutlu sayılabileceğini söyleyen birine: İyi ama, demiş, Priamos da o yaşta mutsuz değildi. O büyük İskender'den sonraki Make­donya krallarının Roma'da dülgerlik, budamacılık yaptıkları, Sicilya zorbalarının Koryntos'da çocuk bakıcısı oldukları ...

Osman Çeviksoy - İki Patron, Bir İşçi

Üniversitenin aynı bölümünü okurken arkadaş oldular.  Okul bitti, küçük bir şirket kurup iş ortağı oldular. Bir süre kazandıklarıyla ancak giderlerini karşıladılar.   Krizler çıktı, kapatmadılar. Bir ara rahatladılar. Bir işçi aldılar, patron oldular. Yeni krizler çıktıkça işçilerini kolladılar.  İşten çıkarmadılar.  Ödemelerini aksatmadılar.   Kendileri kazanamasa da devlete kazandırdılar.  Zamanı geldi, emekli oldular.   BAĞ-KUR’lu iki patronun emekli maaşı; yanlarında emeklilik hakkı kazanan işçinin maaşı kadar tutmadı.

Fuzuli - Gazel - 23 (Her zaman manzûr bir şûh-i sitem-kardir bana)

  Her zaman manzûr bir şûh-i sitem-kardir bana Kanda olsam bir belâ Hak’dan mukarrerdir bana Ol ham-i ebrûya kılsam secde her sâ’at n’ola Kıble ile ol ham-i ebrû ber-â-berdir bana Gam değil cismimde ger seng-i melâmet zahmi var Şıhna-i bâzâr-i sevdâyım bu buz yurttur bana Gözde hûn-âlûde peykânın hayâliyle hoşum Her biri gûyâ ki bir berg-i gül-i terdir bana Zahmlerden bin ağız açtım edâ-yi şükre kim Her okun bir ni’met-i gayr-i mükerrerdir bana Akl irşâdiyle bulmak kâm mümkindir velî Dâm-i râh ol halka-i zülf-i mu’anberdir bana Ahter-i bahtım vebâlim gör kim ol mehden gelen Mihrlerdir özgeye cevr ü cefâlardır bana Ey Fuzûlî menzil-i maksûda yetsem ne aceb Hidmet-i pîr-i mugan irşâdı reh-berdir bana

Ahmet Hikmet Müftüoğlu - Alparslan Masalı

Eteklerinde Sarısu'yun aktığı Altın dağlar silsilesinden ulu Karadağ'ın çorak yamaçlarında bir gölge ilerliyordu. Sabahtı. Güneş, ilk tatlı ışıklarını tepeden dökerek henüz serin ve taze akan nehrin dalgacıkları üstüne yayıyordu. Ağır yürüyüşünden, etrafına ürkek bir keklik gibi ürke ürke bakışından bu karaltının bir kadın olduğu anlaşılıyordu.

Elif Yavaş - Küçük Evin Öyküsü

       Çocuk edebiyatı ile yaşamı kaleme alsak. Küçücük bir evin işçinde oynanan oyunlarla minik yüreklere uzansak… Kendisiyle oynamıyorlar diye üzülen çocuklar, ah bir büyüseniz ne oyunlar oynar insanoğlu size. Küçük evin öyküsünü yazmalı çocukların dilinden. Nohut oda bakla sofa misali bir ahşap ev olsun ya da. Yaylaları olan, bol yeşillik yudumlayan Karadeniz coğrafyasında belki de. Küçüklerle iletişimi değerli kılıp onların gözünün içine bakarak konuşmak nasıl da öz güven aşılar yavrularımıza. Küçük evin hikâyesi öncelikle sevgi ve insanlık dersiyle başlamalı elbet.      Küçüklerimizin dil gelişimini kamuoyunda sevdirmeli. Kalbinizin iç resmi, editörü olur öykülerinizin. Yazarlık atölyesinde yolda kalırız lâkin insanlıkta sınıfta kalmamaktır mühim olan. Hayat da önümüze açılan bir öykü penceresidir. Bazen fırsatlar insanın ayağına gelir yahut sevdiğimiz yanı başımızdadır da değeri geç fark edilir. Gözlerinden öpmeli çocukluğun.  ...

İsmail Gerçeksöz - Bir Şehidin Ardından

Duydum ki en güzel şarkılarda ölmüşsün, Kanın vatan vatan sızmış toprağa, Gece yarılarında yağan kar gibi.. Ulu Peygamber’in savaşlarında, Teke tek dövüşen pehlivanlar gibi. Bir yükselmiş bir yükselmişsin ki, Gökyüzüne çevirdik gözlerimizi, En büyük, en parlak yıldızı arar gibi, Duydum ki en güzel düşlerde ölmüşsün. Bu dünyada sevgilere kapanırken gözlerin, Öbüründe bekleyenin var gibi, Mavi ve muhteşem boşluğunda gecelerin, Işıklı bir yıldız kayar gibi.. Duydum ki en büyük inançlarda ölmüşsün, Bir bayrağa sarmışlar fâni gövdeni, Bayrağı bir daha renge boyar gibi, Tekbir sedâlarını duyar gibi... ( 4 Nisan 1978'de şehid edilen İsmail Gerçeksöz şehidler için için “Bir Şehidin Ardından” adlı şiiri kaleme almıştı. Gerçeksöz sanki bu şiiri kendine de ithaf etmişti. )

İsmail Gerçeksöz - Sona Doğru

  Hani bir şarkı takılır ya insanın dudaklarına Eski, yarı unutulmuş, kırık dökük Birkaç mısra dil ucunda döner durur da! Nice baharlar alıp gitmiştir en güzel düşlerini Sonra yapraklar sararır, çiçekler kurur da!.. Sille yemiştir kişi felekten, Eşe dosta gülümseme zorluğu bir yana Yürek olmadık acılarla yoğrulur da! Upuzun gölgelerde bir akşam güneşi, Camlardan odalara vurur da!.. Çoktan bitmiş kadehinde son yudum, Meyhane boş, masa tarumar, İlk yudumlardaki mutluluk kaybolur da!. Bir köşede meyhaneci uyukluyordur, Son müşteri hala oturur da!. Ya da istasyon boşalmış, Son tren çoktan gitmiştir. Yolcu koskoca dünyada kaybolur da! Karanlığa uzanan saat kulelerinden, Oniki’ler hep birden vurur da!. Budur işte feleğin bize oyun oynamışlığı, Unun elenip eleğin duvara asılmışlığı, Nefes daralır, dizler iki adım da yorulur da! Uzanıp kalıvermek de var günün birinde ansızın, olur da!