(Henüz, ondokuz-yirmi yaşlarında iken, bu cihân-ı zulmete vedâ ederek, âlem-i nûrânûr-ı dîdâra yükselen yâr-i cânım Hilmi hakkında) Nihâyet oldu nazardan nihân o nûr-i mübîn, Peyinde kaldı ufuklarda bir hayâl-i defîn ! Zevâl, o emr-i tabî’î kemâle derpeydir: Fezâda yükselen encüm olur ufûle karîn ; Fakat bu necm-i emel sanki berk-ı hâtıf idi, Ki birden etti gurûbuyla ufku leyl-âkîn . Tenezzül etmedi nâsûta, döndü lâhûta; Kemîne pâye-i iclâli oldu ılliyyîn . Hayâli yâd-ı hazînimde, ruhu bâlâ-gerd , Vücûdu bister-i makberde iğtirâb-güzîn ... Tehallül eyledi gûyâ o nûr-i yekpare, Nigâh-ı bârika-bîn oldu bir de hârika-bîn ! Bir âsûmân-ı celâlin muhîti oldukça, Nazarda arş ile yeksân olursa çok mu zemîn? Kitâbe, seng-i mezârında hep kitâb-ı ledün; Sirâc, fevk-ı serinde ziyâ-yı nûr-i yakîn . Sütûnu merkadinin Hakk’a yükselen tehlîl; Revâkı meşhedinin nâzilât-ı arş-ı berîn . Zemîn-i hâkine ferrâş dest-i nâz-ı nesîm; Fezâ-yı kabrine sâkî sehâb-ı nesr-âyîn . Nücûm, türbesinin türbedâr-ı b...