Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mehmed Akif Ersoy - Bir Mersiye (Safahat'tan - 25)

  (Henüz, ondokuz-yirmi yaşlarında iken, bu cihân-ı zulmete vedâ ederek, âlem-i nûrânûr-ı dîdâra yükselen yâr-i cânım Hilmi hakkında) Nihâyet oldu nazardan nihân o nûr-i mübîn, Peyinde kaldı ufuklarda bir hayâl-i defîn ! Zevâl, o emr-i tabî’î kemâle derpeydir: Fezâda yükselen encüm olur ufûle karîn ; Fakat bu necm-i emel sanki berk-ı hâtıf idi, Ki birden etti gurûbuyla ufku leyl-âkîn . Tenezzül etmedi nâsûta, döndü lâhûta; Kemîne pâye-i iclâli oldu ılliyyîn . Hayâli yâd-ı hazînimde, ruhu bâlâ-gerd , Vücûdu bister-i makberde iğtirâb-güzîn ... Tehallül eyledi gûyâ o nûr-i yekpare, Nigâh-ı bârika-bîn oldu bir de hârika-bîn ! Bir âsûmân-ı celâlin muhîti oldukça, Nazarda arş ile yeksân olursa çok mu zemîn? Kitâbe, seng-i mezârında hep kitâb-ı ledün; Sirâc, fevk-ı serinde ziyâ-yı nûr-i yakîn . Sütûnu merkadinin Hakk’a yükselen tehlîl; Revâkı meşhedinin nâzilât-ı arş-ı berîn . Zemîn-i hâkine ferrâş dest-i nâz-ı nesîm; Fezâ-yı kabrine sâkî sehâb-ı nesr-âyîn . Nücûm, türbesinin türbedâr-ı b...

Ziya Gökalp - Türk Oğullarına

  Düşman yine öz yurduna el attı, Mezarından Ata'n kılıç uzattı, Yürü diyor, hakkı zulüm kanattı, Attilâ'nın oğlusun sen unutma!

Ali Şir Nevai - Gazel (İstemem könglümni iylerde hayâl ol mâhını)

İstemem könglümni iylerde hayâl ol mâhını Kim tahayyül birle seyr eyler n’iter hem-râhını Könglüm ister ne diler min barın ey ay u kuyaş Sizni gönlü istemez ol kim diler dil-hâhını Okı zahmın ten ara ol yüz hayâli yarıtur Eyle kim Yûsuf cemâli rûşen itkey çâhını Cân u akl u hûşdan geçgil dedin kıldım kabûl Terk ite alman n’itey nezzâre-i geh-gâhını Garka oldı nâtavân cismim sirişkim bahrıda Gerçi su nice tiren ola çumurmaz kâhını Âşık irsen körmegil ey şeh gedâlarnı hakîr Kim belâlık aşk fark etmez gedâ vü şâhını Ey Nevâyî yâr eşiği pâklere kıbledir Kılagıl köz kanıdan âguşte ol dergâhını

Mehmed Akif Ersoy - Canan Yurdu (Safahat'tan - 24)

Eyvâh, ıssız diyâr-ı dilber ... Her hatvesi bir mezâr-ı muğber! Uçmuş da içindeki terâne Kalmış sessiz bir âşiyâne. Yer yer medfûn durur emeller... Gûyâ ki kıyâm-ı haşri bekler! Yâ Rab! Niye böyle bir yığın hâk Olmuş yatıyor o buk’a-i pâk? Yâ Rab, ne için o lem’a nâbûd ? Yâ Rab, ne için bu sâye memdûd ? Yâ Rab, ne demek harîm-i cânan Üstünde bu perde perde hicran?

Ömer Seyfeddin - Kaşağı (Hikaye)

  Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hazin şırıltısını duyardık. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la beraber onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binmezdi. Dadaruh, onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, ahırı süpürmek, gübreleri kaldırmak en eğlenceli oyundan bile daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar… bu, en zevkli şeydi. Dadaruh, eline kaşağıyı alıp işe başladı mı tıkı… tık… tık! Tıpkı bir saat gibi… 

Mehmed Akif Ersoy - Ezanlar (Safahat'tan - 23)

  “İhtilâf-ı metâli’ sebebiyle küre üzerinde ezansız zaman yoktur.” Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin vecd-i sekrânı , Zeminden yükselip, göklerde vahdetzâr-ı Yezdân’ı Ararken, dehşet-âkîn etmesin bir sayha vicdânı. Ne lâhûtî sadâ “Allâhu ekber!” sarsıyor cânı... Bu bir gülbank-i Hak’tır, çok mudur inletse ekvânı ?

Ömer Seyfeddin - Perili Köşk

Sermet Bey döndü, arkasındaki bekçiye: —   İşte bir boş köşk daha! dedi. Küçük bir çam ormanının önünde beyaz, şık bir bina, mermerdenmiş gibi göz kamaştıracak dere­cede parlıyordu. Tarhlarını yabani otlar bürümüş. Bahçesinin demir kapısında büyük bir "Kiralıktır" levhası asılıydı. Bekçi başını salladı: —   Geç efendim, geç! Orası size gelmez. —   Niçin canım? —   Demin gösterdiğim evi tutunuz. Küçük ama çok uğurludur. Kim oturursa erkek çocuğu dünyaya gelir.

Hoca Ahmed Yesevî - Onsekiz Bin Âleme Server Olan Muhammed

  Onsekiz bin âleme server olan Muhammed; Otuzüç bin ashâba rehber olan Muhammed.

Ahmet Muhip Dıranas - Ağıt

  Bir sevdiğim güzel vardı, bu evrenden vazgeçti; Sevdiğini yitirenin hali nice olur belli. Fidan boylum, güvercin bakışlım, şimdi n'etmeli? Sevip koklamadım, doyamadım; benden vazgeçti.

Refik Halit Karay - Eskici (Hikaye)

Vapur rıhtımdan kalkıp da Marmara’ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar: “Çocukcağız Arabistan’da rahat eder” dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olmanın uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler. Önce babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyla halasının yanına, Filistin’in sapa bir kasabasına gönderiliyordu.

19'uncu Asrın Başlarında Türk Şiiri

Edebiyat tarihlerinde “Tanzimat Dönemi” olarak adlandırılan ve Batı edebiyatlarının etkisinde geliştiği için klasik Osmanlı edebiyatından çok farklı özellikler gösteren yeni edebiyat anlayışı 19. yüzyılın ikinci yarısıyla başlatılır ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından önceki dönemin edebiyatı dikkate alınmadan bu yeni anlayışın değerlendirmesi mümkün değildir. Bu iki dönem arasındaki farklılıkların ortaya çıkışının tarihsel açıdan kesin bir ayrımını yapmak, klasik edebiyat ve Tanzimat edebiyatı arasında kesin bir krono­lojik ayrıma gitmek de aynı şekilde mümkün değildir. 

Yahya Kemal Beyatlı - Vuslat

  Bir uykuyu cânânla beraber uyuyanlar, Ömrün bütün ikbâlini vuslatta duyanlar, Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamânı, Görmezler ufuklarda şafak söktüğü ânı. Gördükleri rü'yâ, ezeli bahçedir aşka; Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgârı başka, Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez, Gül solmayı, mehtâb azalıp bitmeği bilmez; Gök kubbesi her lahza bütün gözlere mâvi, Zenginler o cennette fakirlerle müsâvi; Sevdâları hulyâlı havuzlarda serinler, Sonsuz gibi bir fıskiye âhengini dinler.

Mehmet Emin Yurdakul - Demirci

  Ben bir küçük çocukken bir zavallı sefildim; Ömrün ağır yumruğu beni dahi inletti; Kopardığım feryâdı yine bana dinletti; Çok vakitler hiç kimse sormadı ki: Ben kimim? ...

Faruk Nafiz Çamlıbel - Gurbet

  I Bir kuş tanıyorum ki, baharda, Salkımlar açan bahçemin üstünde uçar da Akşamların ürperdiği bir sesle öterdi. Besbelli, bu iklime yabancı, Nerden koparak geldiği meçhul, Endamı uzun, tüyleri parlak, sesi vahşî Bir kuş. Akşamla yatan köyde sadâlar durulunca, Mehtaba yakın, gölgeli bir nokta bulunca, Hicranla kısılmış, heyecanlarla boğulmuş Bir sesle öterdi.

Ruhsati - Her Sabah Her Sabah Dertli Esersin

  Her sabah her sabah dertli esersin Bilmem ki muradın ne seher yeli Kerem eyle dost köyüne gidersen Benim de halimi de seher yeli

Fuzuli - Gazel (Çünkim gözüme gelmedi hergîz hayâl-i hâb)

  Çünkim gözüme gelmedi hergîz hayâl-i hâb Sâkî getir piyâle vü doldur şârâb-i nâb Fursat durur bu gece gelin içelim meyi Şem ile mutrib ü ben (ü) sâki-i müşg-nâb Ma’mûr tut neşât ile cam (can) meskenin müdâm Nice nice bu dehr eder hâneler harâb Zerrâk zâhidin içelim kanını sabûh Mahrûm sofînin kılalım bağrını kebâb Hergîz zamâne kimseyi hoşnûd kılmadı Her fikr nâ-muvâkıf (u) her Fi’l nâ-sevâb Zâyi’ geçirme fursatını ağla her nefes Bu ömr-i nâzenin çu bilirsin kılar sitâb Gel ey harîf şimdi nasihat kabul kıl Cevr eyleme Fuzûlî’ye hâcet değil itâb ( Mef û lü fâ i lâ tü me fâ î lü fâ i lün)

Kutadgu Bilig

  Kutadgu Bilig  (kut+ad-gu bil-i-g “mesut olma bilgisi”), insana her iki dünyada saadete ermek için takip edilecek yolu göstermek amacıyla kaleme alınmış bir eser olup iddia edildiği gibi mansıp sahiplerine ahlâk dersi veren kuru bir öğüt kitabı değil, insan hayatının anlamını tahlil ederek onun cemiyet ve dolayısıyla devlet içindeki görevlerini belirleyen bir hayat felsefesi sistemidir. Yûsuf Has Hâcib birbirine çok sıkı bağlarla bağlı bulunan fert, cemiyet ve devlet hayatının ideal bir biçimde düzenlenmesinde zaruri olan zihniyet, bilgi ve faziletlerin nelerden ibaret olduğu, bunların nasıl elde edileceği ve nasıl kullanılacağı üzerinde sanatkârane bir şekilde durmuştur.

Pir Sultan Abdal - Ötme Bülbül

  Ötme bülbül ötme şen değil bağım Dost senin derdinden ben yana yana Tükendi fitilim eridi yağım Dost senin derdinden ben yana yana

Mehmet Emin Yurdakul - Benim Ömrüm

  Genç çağdaydım, kendimi bir dikenli yolda buldum; Hıçkırıklar işittim gül ve bülbül bağlarından. Felâketler topladım Anadolu dağlarından; Uzun sazlı âşıklar diyarında şair oldum. Ezgi koydum, âhlarla, figanlarla Türk şi'rine, Öz dilimle haykırdım, 'Ey milletim, uyan! ' diye; Viran yurdun dolaştım, bir şehrinden bir şehrine; Saç ve sakal ağarttım ben de, 'Vatan, vatan! ' diye.

Tevfik Fikret - Hân-ı Yağma

  Bu sofracık, efendiler - ki iltikâma muntazır Huzurunuzda titriyor - şu milletin hayâtıdır Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır... Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Ömer Seyfeddin - Ferman

  Sanki bir tufandı. Gök delinmiş gibi aralıksız yağmurlar yağıyor ve bütün ordu Semlin'e doğru sel, çamur, sis ve bora içinde ilerliyordu. Belgrat-Şabaç yolu çökmüştü. Karanlık ormanlara, sarp yokuşlara, uçurumlu dağlara alışkın olmayan nakliye develeri, yedekçileriyle beraber kaybolmuşlardı. Subaylar bağırıyor, boru sesleri işitiliyor, atlar kişniyordu. Hatta padişahın otağı bile meydanda yoktu. Bu kısa yol, üç gündür bitip tükenemiyordu. Konak yerine yalnız sadrazamın çadırı kurulabilmişti. Padişah,   saltanat arabasının penceresinden kendi otağını görmeyince, etrafındaki ıslanmış, allı, yeşilli, sırmalı kıyafetleriyle gözleri kamaştıran iri ve çevik muhafızlarına: — Daha durmayacak mıyız? dedi.                 Hiç kimse cevap vermedi. Herkes önüne bakıyor ve şakır şakır yağmur yağıyordu. İhtiyar padişah hasta idi. Fakat ayaklarındaki gut hastalığından kaynaklanan sızılarını duymuyor, Kurban Ba...

Rıza Tevfik Bölükbaşı - Galeyan-ı Aşk

Ben seni ağlattım, hem çok ağlattım Çünkü infiâlin şi're bedeldi Bir kadın ağlatmak zevkini tattım Bu bende bir çılgın, hâin emeldi Güzel gözlerine yaşlar sinerken, Sonra damla damla taşıp inerken Göğsünde şahkalar çoşup dinerken Titrek dudakların cidden güzeldi. Ben seni sevmiştim ey melek kadın Sızlıyor içimde sevgili yâdın Azâr-ı aşkımı yanlış anladın Bence hüzn-i hüsnün pek mübecceldi

Şeyh Galib - Şarkı (Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni)

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Ozan Arif - Turan'a Yolculuk

Tarifi imkânsız hisler içinde  Seviniyor, coşuyorum şu anda  Turan görünüyor sisler içinde  Yollarına düşüyorum şu anda 

Ozan Arif - Turan'a Yolculuk

Tarifi imkânsız hisler içinde  Seviniyor, coşuyorum şu anda  Turan görünüyor sisler içinde  Yollarına düşüyorum şu anda 

Ömer Seyfeddin - Kütük

Alaca karanlık içinde sivri, siyah bir kayanın müphem hayali gibi yükselen Şalgo burcu uyanıktı. Vakit vakit inlettiği trampet, boru seslerini akşamın hafif rüzgârı derin bir uğultu hâlinde her tarafa yayıyor... Kederli bağrışmalarıyla ölümü hatırlatan küfürbaz karga sürüleri, bulutlu havanın donuk hüznünü daha beter arttırıyordu. Mor dağlar gittikçe koyulaşıyor, gittikçe karanyordu. Yamaçlardaki dağınık gölgeler, kuşsuz ormanlar, hıçkıran dereler, kaçan yollar, ıssız korular, sanki korkunç bir fırtınanın gürlemesini bekliyorlardı. Burcun tepesinde beyazlı siyahlı bir bayrak, can çekişen bir kartal ıstırabıyla kıvranıyordu.

Sherzod Ortiqov - Buxoro va Parij oralig'idagi bir kun (Esse)

O’tgan yilning noyabrida bir guruh yozuvchilar bilan Buxoroga sayohat qilganimiz hali hamon yodimda. O’shanda tunash uchun shaharning ko’zga ko’ringan mehmonxonalaridan biriga tushgandik. Qo’nalg’amiz chakki emas, barcha shart-sharoitlar yaratilgandi. Nonushta paytida ustoz Abduqayum Yo’ldosh, yozuvchilar Javlon Jovliyev va Sherzod Xalilov, shuningdek kamina mehmonxonaning birinchi qavatdagi restoranga yo’l oldik. Restoran keng va shinam edi. Sheriklarim negadir u yerdagi stollardan birida savlat to’kib o’tirgan kishini ko’rib, uning oldiga oshiqishdi, men restoran xizmatchisining tavsiyasiga asosan o’sha stolga qo’shni bo’lgan-bo’sh turgan stol sari yurdim. Stulga o’tirarkanman, sheriklarimni o’sha kishi bilan qo’l berishib, uning ustiga quyuq so’rashishganiga ko’zim tushdi. Men adabiyot odami bo’lmaganim uchun uni tanimadim va kim ekan u, deb rosa boshimni qotirdim.

Mehmed Akif Ersoy - Kocakarı ile Ömer (Safahat'tan - 22)

Üstâd-ı necîbim Ali Ekrem Bey’e Yok ya Abbâs’ı bilmeyen, kimdi?.. O sahâbîyi dinleyin, şimdi: Bir karanlık geceydi pek de ayaz... İbni Hattâb’ı görmek üzre biraz, Çıktım evden ki yollar ıpıssız. Yolcu bir benmişim meğer yalnız! Aradan geçmemişti çok da zaman, Az ilerden yavaşça oldu iyân, Zulmetin sînesinde ukde gibi, Ansızın bir müheykel a’râbî! Bembeyaz bir ridâ içinde garîb, Geliyor muttasıl mehîb mehîb Ben sokuldum, o geldi, yaklaştık; Durmadan karşıdan selâmlaştık. Düşünürken selâm alan sesini, O heyûlâ uzandı tuttu beni: Bir de baktım, Ömer değil mi imiş! – Yâ Ömer! Böyle geç zaman, bu ne iş? – Şu mahallâtı devre çıkmıştım... Gel bereber, benimle, üç beş adım.

Selimi - Mirasyedi Destanı

Gurbet elden geldim malım sormağa Bunca eşya çanak çömlek nic'oldu Ey komşular gelin şer'a durmağa Köy kadısı Kambur Felek nic'oldu

Cho'lpon - Men va Boshqalar

  (O’zbek Qizi Og’zidan) Kulgan boshqalardir, yig’lag’an menmen, O’ynag’an boshqalar, ingrag’an menmen. Erk ertaklarini eshitkan boshqa, Qullik qo’shig’ini tinglag’on menmen.