Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Fuzuli - Murabba (Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin)

Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin Bezm edip halvet kılıp yüz lütf u ihsân ettiğin Ahd bünyadın mürüvvetdir mi virân ettiğin Hani ey zalim bizimle ahd u peymân ettiğin? Cürmümüz n'oldu ki bizden eyledin bizârlık Biz gâmın çektik, sen ettin özgeye gâmhârlık Sizde adet bu mudur, böyle olur mu yârlık Hani ey zalim, bizimle ahd u peymân ettiğin?

Abdurrahim Karakoç - Dua

Senin ak alnından gök gözlerinden Önce dallar sonra yapraklar öpsün. Eğilsin yıldızlar tutsun elinden Gecelerden sonra şafaklar öpsün.

Shukur Qurbon - Navro'z

Tun bilan tong erur tashbehda udum. Аbdulla Oripov Koʼkda parcha-parcha yulduz, Sirli-afsunli dunyo. Bir yulduz bor jahonda Tong yulduzi-purziyo. Qoʼllarida nurdan qilich, Tillarida nurdan soʼz.

Og'uz Atay - Oq paltoli odam

Gavjum bir olomon orasida edi. Cho‘ntagida hemiri ham yo‘q omadsiz edi. Masjidning oldida tilanchilik qilayotgandi. Katta bir masjid edi bu. Minoralari, gumbazlari, peshtoqlari va panjarali derazalari – bari-bari mukammal edi. Ammo tilanchilar uchun masjidning eng muhim yeri keng sahnli hovlisi edi. U bir chekkada turardi. Biror bir qiliq ko‘rsatmaganidanmi yoki rahm-shafqat uyg‘otuvchi g‘arib qiyofasi yo‘qligidanmi va yoki o‘zini butun borliqdan ayirgan ko‘yi sanoqsiz muvaffaqiyatsizliklarini qayg‘uga arzitib tuzuk-quruq o‘ylolmaganidanmi – hatto tilanchilik qilayotib ham omadsiz edi. Kichkina idishlarda bodroq sotmagani uchun bolalar va qushlarga o‘zgalar nomidan yaxshilik ham qilolmasdi; buning ustiga, u na – egnida qirmizi jubbasi bor, folbin siyoqli qariya singari tushlik vaqtida old tomonini tushirib qo‘ysa, rostmana do‘kon eshigi kabi sohibini ko‘zdan yashiruvchi oshlangan qo‘y terisi bilan o‘ralgan g‘ildirakli boshpanada yashardi va na – beso‘naqay semiz, nogiron baqqol singari...

Ahmed Ârif - Hasretinden Prangalar Eskittim

     Seni, anlatabilmek seni.    İyi çocuklara, kahramanlara.    Seni anlatabilmek seni,    Namussuza, halden bilmeze,    Kahpe yalana.

Ömer Seyfeddin - Teselli

  Batıdan gelen büyük düz yolun tâ ağzındaki taş konak, ziyaretçisi olmayan bir türbe gibi sakindi. Yeşil boyalı demir kapısının aralığına yaslanmış ak sakallı, garip, üzgün bir komutan yardımcısı; yere, karmakarışık serseri izlere bakarak düşünüyordu. Kapakları örtülü ıssız pencerelerin arkasında sanki derin, duyulmaz bir matem feryadı gizliydi. Beş hafta evvelki bozgunun şehri dolduran yaralıları, kuskunsuz atlar, aç katırlar, kırık arabalar, topallayan askerler, kalkansız süvariler, tolgasız yeniçeriler, mızraksız sipâhîler; yüksek, beyaz duvarlara, geçici bir gölge kâbusu halinde, mahzun akislerini bir an sürüyorlar, sonra titreyerek, siliniveriyorlardı.                 Bu türbede yatan ölü, Erzurum kumandanı İskender Paşa idi. Haftalardan beri, tozlu bir sanduka içi gibi karanlık odasında, dizlerini acıtan seccadeye kapanmış, yapayalnız oturuyordu. Sebebini bilmediği bir huzur ile salâtü selam çekerek...

Oyhan Hasan Bıldırki - Aşk Desem Az Gelir

  Gariptir bende bir resmin bile yok Gülsuyuna batırılmış mektupların da yok Ama beni sana, seni bana bağlayan bir şey var Aylar geçtikçe büyüyen, ölümsüzleşen Sıcaklığı ilk gençlik günlerimize kadar uzanan Aşk desem az gelir, karasevda belki

Mehmed Akif Ersoy - Çanakkale Şehidlerine

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı!” Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Muhsin İlyas Subaşı - Ozan Yusuf Polatoğlu Samimiyet Âbidesiydi

1956 yılında doğan ve 13 Mart 2021’dekaybetiğimiz Ozan Yusuf Polatoğlu, Türk Halk Şiirinin bu güçlü temsilcisi, halk irfanını mısralarıyla duygularımıza işleyen bir şairimizdi. Ben ona hep, ‘Halk Şiirini Hak Şiirine’ dönüştüren bir edebiyat adamı olarak baktım. Genç yaşında, daha lise öğrencisi iken kucağına düştüğü gurbetin kuşatıcı tehlikelerine karşı, duyalı tavrıyla bizim sesimiz olmayı başarmıştı.

Ses Bilgisi (Fonetik)

 Ses ve Dil Sesi Genel anlamda kulağın duyabildiği titreşimlere ses denir. Ciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşime dil sesi denir. Dil sesleri, konuşma organlarının (ağız, burun, boğaz boşluğu ve soluk borusu) uyumlu çalışmasıyla, anlamlı kelimeler oluşturacak biçimde meydana gelir. Ses, dilin en küçük birimidir. Kelimelerin söylenip yazılması ses değerlerine bağlıdır. Sesler, anlam ayırt edici özelliğe de sahiptir: ad/at, od/ot, sac/saç, hac/haç, hala/hâlâ, dahi/dâhi 

Türk Yazı Dilinin Tarihi Gelişimi

Eski Türkçe: Eski Türkçe devresi, Türk dilinin bilinen ilk devresidir, ana Türkçe devresidir. Türkçe'nin bütün yapısı bu devre ile izah edilir. Öncesi, Türkçe'nin karanlık devresi olup, Çuvaşça ve Yakutça ile, daha ileride Moğolca ile birleşir. Mîlâdî 8, 12 ve 13. asırlar arasında kullanılmıştır. Türk yazı dilinin ilk yazılı örnekleri olan Orhun Kitâbeleri, her ne kadar 8. asra ait olsa da bu kitâbelerdeki yazı dilinin, çok işlenmiş bir yazı dili olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple Türk yazı dilinin başlangıcını çok daha öncelere, belki de miladî ilk asırlara götürmek mümkündür.

İstiklal Marşı’nın Yazılışı ve Kabulü

Tarihin her döneminde milletlerin ve devletlerin oluşumunda ve bağımsızlık vurgusunda önemli belirleyici unsurlar vardır. Bunların başında bayrak ve millî marş gelir. İlk Türk Devletlerinin kuruluşundan itibaren çalgı ve özellikle de davul, bağımsızlık ve egemenlik sembolü olarak bayrak ile birlikte önemli bir yer tutmaktadır. Avrupa’da Fransız İhtilali sonrasında ortaya çıkan milliyetçilik akımı ve devletlerin kuruluş sürecinde millî marşlar milletleri bütünleyen önemli bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Mehmed Akif Ersoy - İstiklâl Marşı

Beste: Osman Zeki Üngör Güfte: M. Akif Ersoy - Kahraman ordumuza -  Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım, çehrene ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal; Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal.

Abdurrahim Karakoç - Gerek Kalmadı

  Zır deliye kaldı köyün meydanı Değneğe, sopaya gerek kalmadı  Bir kuru soğana kırdı gerdanı Pilava, lepeye gerek kalmadı

Dilaver Cebeci - Birlik Çağrısı

  Yağı 'Hurra!' deyip hücum edende, Türk'ün Türk'e küseceği çağ mıdır? Yüz bin değer yıkılırken bir günde, Türk'ün Türk'e küseceği çağ mıdır?

Adnan Durmaz - Gönülde Kar Erir Çiğdemler Açar

Yine hasret sardı gönül bağını Her güzelin türlü türlü gizi var Kördumanlar basmış Emirdağını Hayatın da dumanı var sisi var

Aziz Mahmud Hüdayi - Nutk-i Şerif

Ne sübhânsın şerîkin yok ilâhî Ne sultânsın vezîrin yok ilâhî

Ömer Seyfeddin - Başını Vermeyen Şehit

            "... Doğrusu budur ki o gaziler arasında böyle gaziler olmasa Zigetvar’a bu kadar yakınlarda, dört taraf kâfir hisarı iken durmak ve dinlenmek, özellikle böyle cenge kalkışmak ne mümkün idi..." Peçevî, s. 355 Yarın arifeydi, öbür günkü bayram için hazırlanan beyaz kurbanlar, küçük Grijgal palangasının etrafında otluyorlardı. Karşıda... Yarım mil ötede Toygun Paşa'nın son kuşatmasından çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtulan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah duruyordu. Hava bozuktu. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor; sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi, acı acı bağırıyorlardı. Palanga kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı yavaşça kımıldadı. İkindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor, uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunların he...

A. Taner Kışlalı - Balo Maskesiz Olsun

Kimileri "ortaoyunu"nu maskeli balo ile karıştırıyor. Ortaoyunu güldür güldür, bu güldürmüyor... Maskeli balonun bir gizemi vardır, bu ise sadece çirkinlikleri gizliyor. Kimileri maskelerin ardındaki gerçeği bilmiyor. Kimileri ise bildiği halde susuyor. Ya çıkar gereği... Ya da korkudan! Balo maskesiz olmalı ki, kimin kiminle dans ettiği bilinsin... Maskeler inmeli ki, o maskelerin ardındaki suratları beğenmeyenler, aldatılmaktan kurtulsun!

Döndü Demir Şınel - Anmasın

  Söyleyin o yare, anmasın adım Hicran duvarını ördükten sonra Ne muradım  kaldı ne  ağız tadım Yadında yabancı gördükten sonra

Ömer Seyfeddin - Forsa

Akdeniz'in efsaneler yuvası nihayetsiz ufuklarına bakan küçük tepe, minimini bir çiçek ormanı gibiydi. İnce, uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyor, ilkbahann tatlı rüzgârıyla sarhoş olan martılar, çılgın naralarla havayı çınlatıyorlardı. Badem bahçesinin yanı geniş bir bağdı. Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvann ötesindeki zeytinlik, ta vadiye kadar iniyordu. Bağın ortasındaki viran kulübenin kapısız girişinden bir ihtiyar çıktı. Saçı, sakalı bembeyazdı. Kamburunu düzeltmek istiyormuş gibi gerindi. Elleri, ayaklan titriyordu. Gök kadar hoş, gök kadar sakin duran denize baktı, baktı. — Hayırdır inşallah! dedi.

KONULAR
Etiketler yükleniyor...