Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Oğuz Atay - Beyaz Mantolu Adam

Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken de başarısızdı. Küçük kaplar içinde mısır satmadığı için, çocuklarla ve kuşlarla birlikte, başkaları adına sevap işleyemezdi; ayrıca, ne kırmızı cüppeli bir müneccime benzeyen ihtiyar gibi tekerlekli ve meşin duvarlı ve öğle tatilinde ön duvarı bir kepenk olup sahibini kapatıveren kulübede yaşıyordu, ne de şişman kötürüm gibi nazar boncuklarını ve tespihlerini ve çakmak taşlarını artık satamadığı anda gaz pedalına basıp motosikletli tezgâhıyla oradan hemen uzaklaşabilirdi. Sermayesi ve görünür bir sakatlığı yoktu. Belki, yoldan geçen birini durdurup, hastane...

Mehmed Akif Ersoy - Âyet Meali, Âl-i İmrân, 26 (Safahat'tan - 45)

  قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ  عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ “Yâ Muhammed, de ki: “Ey mülkün sâhibi olan Allah’ım, Sen mülkü dilediğine verirsin; Sen mülkü dilediğinin elinden alırsın; Sen dilediğini azîz edersin; Sen dilediğini zelîl edersin; hayır yalnız Senin elindedir; Sen, hiç şüphe yok ki, her şeye kâdirsin.” (Kur’ân, Âl-i İmrân, 26) İlâhî, emrinin âvâre bir mahkûmudur âlem; Meşiyyet sende, her şey sende... Hiçbir şey değil âdem! Fakat, hâlâ vücûd isbât eder, kendince, hey sersem! Bugün, üç beş karış toprakta varlıktan vururken dem; Yarın, toprak kesilmiş varlığından fışkırır mâtem!

Ömer Seyfeddin - Gizli Mabed

— Müfide Harunımefendi'ye- Geçen gün Tokatlıyan'da Sermet bana genç bir Frenk takdim etti. Sorbonne'dan arkadaşmış! Kumral, çini mavi gözlü, güzel, narin, nazik bir çocuk! Aşırı bir Doğu düşkünü. İlk lafı bu oldu: — Azizim, siz kendinizi bilmiyorsunuz. Avrupa'yı bir şey zannederek kendi güzelliklerinizi görmüyor, kendi sırlarla dolu dünyanızı yaşamıyorsunuz. Birdenbire haklı mı, haksız mı olduğunu kestiremediğim bu eleştiriye gülümsedim: — Yaşamadığımızı, göremediğimizi ne biliyorsunuz? — Bunu gözümle gördüm, diye coştu. Üç senedir Sermet'in evindeyim. Her şey alafranga: Yemek salonu, yatak odası, karısının, kardeşlerinin giyinişleri, hareketleri, hatta düşünceleri, anlayışları bile hep Avrupalı gibi! Ah, nerede Loti'nin [1] Türkiye'si? — Loti'nin Türkiye'si karşı tarafta! dedim. — Evet, öyle söylüyorlar. Fakat içine girilmez bir âlem!.. Yazık ki siz bu tablolara konu olmaya layık âlemi sevmiyorsunuz.            ...

Mehmed Akif Ersoy - Yemişçi İhtiyar (Safahat'tan - 43)

  Safahât’ımda, evet, şi’r arayan hiç bulamaz; Yalınız, bir yeri hakkında: “Hazîn işte bu!” der. Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi ya? Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!

Mehmed Akif Ersoy - Yemişçi İhtiyar (Safahat'tan - 42)

  Sinîn-i ömr-i şedâid-güzîni olmalıdır, Cebîn-i pâkine pîrin bu çîn-i ye’si veren. Elinde tartısı, dûşunda mülk-i seyyârı; Yürür... Önünde mezar, arkasında bin şîven! Zaman olur ki, uzaklarda bir serâb-ı muzî Nümâyişiyle , gözünden geçer hayâl-i vatan; Sönük nigâhını bîdâr ederdi belki ümîd, Hayâle olsa müsâid bu meşy-i tâb-efgen . Çeker şu bârı hayâtında hep hayâtı için; Bilinse âh, şu bâr-ı hayâtı çekme neden?..

Mehmed Akif Ersoy - Bebek yahut Hakk-ı Karâr (Safahat'tan - 41)

  Bizim Cemîle Ferîde’yle bir sabah gelerek, “Unutma beybaba, akşam birer hotozlu bebek, Getir, kuzum...” dediler. Ben de kızların keyfi Kırılmasın diye reddetmedim şu teklîfi. Kiraz dudaklı, üzüm gözlü, inci dişli, iki Edâlı yosma getirdim. Aman o akşamki, Sevinme hâlini bir görmeliydi yavruların! Durup oturmadılar hiç, dedim: “Yatın da yarın, Bütün gün oynayınız...” Nerde! Kim yatar? O gece, -Yemekte sızmaya me’lûf olan- Ferîde’mce, Kabûl olunmayacak söz olursa, yatmaktı. Yatar mı hiç? O nasıl hisli bir yumurcaktı. Ferîde’nin yaşı beş yok; Cemîle’ninki yedi; Şu var ki, abla hanım pek hanım tavırlı idi. Büyük kız oynadı bir parça, sonradan yattı; Küçük sabaha kadar hep bebeğini hoplattı. Ne ninniden alıyormuş, ne öyle hoppaladan... “Işıl ışıl bakıyor â! Bebek değil, afacan!” Sabâha karşı tükenmiş mecâli yavrucuğun: Mışıl mışıl uyuyor... Değmeyin aman uyusun.

Hüseyin Nihal Atsız - Yolların Sonu

  Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize

Niyazi Mısrî - Der Tevhîd-i Bârî Teâlâ

Zihî kenz-i hafî kândan gelür her var olur peyda,  Gehi zulmet zuhûr eder, gehi envâr olur peyda. 

Niyazi Mısrî - Der Tevhîd-i Bârî Teâlâ

Zihî kenz-i hafî kândan gelür her var olur peyda,  Gehi zulmet zuhûr eder, gehi envâr olur peyda. 

Mehmed Akif Ersoy - Hasbıhal (Safahat'tan - 40)

  “Mâ medâ fâte; ve’l-mü’emmeli ğaybun, Feleke’s-sâatü’lletî ente fîha.” Büyük bir şâirin düstûr-i hikmettir şu ihtârı; Velev duymuş da olsan yolsuz olmaz şimdi tekrârı: “Geçen geçmiştir artık; ân-ı müstakbelse mübhemdir; Hayâtından nasîbin: Bir şu geçmek isteyen demdir.” Evet, mâzîye ric’at eylemek bir kerre imkânsız; Ümîdin sonra istikbâl için sağlam mı? Pek cansız! Bugünlük iş bugün lâzım yapılmak, yoksa ferdâya Bırakmışsan... O ferdâlar olur peyveste ukbâya! Benim on beş yıl evvelden kalan işler durur hâlâ; Yarın bir başlayıp yapsam demiştim, bak, demin hattâ! Müsevvifler için dünyâda mahvolmak tabî’îdir. * Bu bir kânûn-i fıtrattir ki yok te’vîli: Kat’îdir. Sakın ey nûr-i dîdem, geçmesin beyhûde eyyâmın; Çalış hâlin müsâidken... Bilinmez çünkü encâmın. Diyorlar: “Ömrü insanın yetişmez kesb-i irfâna...” Bu söz lâkin değildir her nazardan pek hakîmâne. Muhakkaktır ya insanlar için bir gâye-i âmâl; Edenler ömrünün sâ’atini hakkıyle isti’mâl , Zaferyâb olmasın isterse varsın asl-ı ...

Atatürk Döneminde Din Eğitimi

İslam Dini'nin temel hedefi, sadece insanlara uyacakları hazır davranış kalıpları kazandırmak değil, verdikleriyle aklın gelişmesini sağlamaktır. Canlılar arasında da insanı farklı ve üstün kılan şey onun öğrenme özelliğidir. Öğretmek ise elbette eğitimin işidir.

Mikayıl Müşfiq - Gecə düşüncəsi

  Xoşladığım bir gecə, yerlər, göylər işıqlı, Ay bir sərxoş göz kimi, ulduzlar yaraşıqlı. Bunları seyr edərkən Bir az fikrə gedərkən Fikrim, hissim, xəyalım o qədər yüksəldi ki, Mənə öylə gəldi ki, Bizlərdən əvvəl nə yer, nə göy, nə həyat olmuş, Nə bu ucsuz-bucaqsız gözəl kainat olmuş…

Seferî - Tezat

Adalet dibe vurdu, şikayet tavan yaptı, Liyakat dibe vurdu, cehalet tavan yaptı, Hiç kimse aldanmasın yalana,palavraya Gerçekler dibe vurdu,rivayet tavan yaptı.

Mehmed Akif Ersoy - Âmin Alayı (Safahat'tan - 39)

  “Gözüm ki kâne boyandı, şarâbı neyleyeyim? Şarâbı neyleyeyim? Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyleyeyim? Kebâbı neyleyeyim? Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç! İlâhî, ben bu bir avuç türâbı neyleyeyim? Türâbı neyleyeyim? Âmin! Âmin!” En önde, rahlesi âgûş-i ihtirâmında, Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek; Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında, Şafak ziyâları hattâ ufûl edip gidecek Kadar lâtîf, iki ma’sûmu bir açık payton Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasında bunun, Küçük adımlı yaman bir tabur ki hayli uzun!

Arzu Karademir - Yozgat

Sevgide bir umman, gönülde zahir, Hoşgörü yurdunun ilidir Yozgat. Beş bin yıldan beri kadim bir şehir, Kültür kervanının yoludur Yozgat.

Muhammad Yusuf - Lolaqizg'aldoq

  Shavkat Rahmon xotirasiga Mendan nima qolar: Ikki misra she’r, Ikki sandiq kitob, Bir uyum tuproq. Odamlar ortimdan Nima desa der, Men seni o`ylayman O`zimdan ko`proq – Lola, lolajonim, Lolaqizg`aldoq!

Muhammad Yusuf - Onajon

Topmoq - yo‘qotmoqdir, Yo‘qotmoq – topmoq, Sen so‘lib, Men yashab,  To‘lishimga boq. Sensiz topganimdan Ko‘proq yo‘qotdim – Sen meni yupatding, Seni yig‘latdim, Sen meni yaratding, Seni tugatdim. Uyalmay ONA deb, Kelishimga boq!..

Muhammad Yusuf - Onamga xat

Men sizni o’ylayman shomu saharda, Ona, sog’insam ham bora olamayman, Tunlari charog’on shunday shaharda Hech kimga ko’nglimni yora olmayman.

Pir Sultan Abdal - Ağlama Gözlerim Mevlâ Kerimdir

Gurbet elde bir hal geldi başıma, geldi başıma Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir Derman arar iken derde düş oldum Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir

Şiir ve Nazım

  Duygu ve düşünceleri ölçülü ve kafiyeli olarak anlatma yoluna “nazım” denir. “Nazım” sözcüğünün sözlük anlamı “dizmek, düzene koymak’tır. Duygu ve düşüncelerin, insan ruhunda ürpertiler uyandıracak biçimde, ölçülü-ölçüsüz, kafiyeli-kafiyesiz olarak genellikle dizeler hâlinde anlatılan şekline ‘şiir’ denir.

Mehmed Akif Ersoy - İstiğrak (Safahat'tan - 38)

  Tasavvur et ki muzlim bir şeb-i ecrâm-ı nâpeydâ: Yatar heybetli âgûşunda dûrâdûr bir feyfâ; Düşen gümrâh için yol bulma yok emvâc-ı zulmetten; Gidilmez... Her adım attıkça bir girdâb olur rehzen; O rîkistâna batmış, çalkanan seyyâh-ı âvâre, Nasıl müştâk ise bir nûra, bir necm-i rehâkâre , Sana ey lem’a-i ümmîd ben de öyle müştâkım; Görün bir kerre, zîrâ pek karanlık oldu âfâkım!

Adil Çiçek - Seyreyle

  Güvendiğin dostu ince elekten  Ona sezdirmeden süz de seyreyle  Şikayetçi olma kahpe felekten  Bir kaç kalleşinen gez de seyreyle 

A. Kadir - Dön Geri Bak

  Kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç, insan mısın, bu pazarda mısın, iki pula mısın, kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç. At denize kendini, git boğul. Düş bir kör kuyuya, ordan çıkama.

Mehmed Akif Ersoy - Âhiret Yolu (Safahat'tan - 37)

  Sokakta sâde bir “âmîn!” sadâsıdir gidiyor: Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor. Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût, Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût. Denildi: “Fâtihâ!”, âmîni kestiler; bu sefer, Göğüsler inledi, derken, açık duran eller, Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi; Deminki zemzemeler bir zaman için dindi. Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu , Diyordu: – Söyleyin, Allah için, şu merhûmu, Nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?

Yunus Emre - Benem ol ‘ışk bahrîsi denizler hayrân bana (12)

  Benem ol ‘ışk bahrîsi denizler hayrân bana Deryâ benüm katremdür zerreler ‘ummân bana

Mehmed Akif Ersoy - Hüsrân-ı Mübîn (Safahat'tan - 36)

  Başlattığı gün mektebe, duydum ki, diyordu, Rahmetli babam: “Âdem olur oğlum ilerde.” Annemse, oturmuş, paşalıklar kuruyordu... Âdemliği geçtik! Paşalık olsun, o nerde? Âmâli tezâd üzre giderken ebeveynin , Hep böyle harâb olmada etfâl ara yerde!

Halide Edip Adıvar - Ateşten Gömlek (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Ateşten Gömlek Yazarı: Halide Edip Adıvar Yayıncı: Can Yayınları, 2019 1. ESERİN KONUSU: Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan aşk, memleket, vatan ve millet sevgisi.   2. ESERİN ÖZETİ: Peyami, Kurtuluş Savaşı’nda bacaklarını kaybetmiş,başına saplı kalan kurşun yüzünden sık sık hayallere dalan,eski bir hariciye nazırıdır.Başından geçen olayları kaldığı Cebeci Hastahanesi’nde yazmaktadır.olayları anlatmaya mütareke yıllarından başlar.Annesi onu amcasının kızı Ayşe ile evlendirmek istemiş fakat,o yurt dışına kaçmıştır.Geri döndüğünde Ayşe’nin ağabeyi Cemal görevi nedeniyle İstanbul’a atanmıştır.Onunla arası hiç iyi olmamasına rağmen kısa sürede iyi bir dost oluverirler.Düşman uçaklarının İstanbul’u bombaladıkları bir günde Cemal’in İhsan adında bir arkadaşıyla tanışır.Ogünden sonra her şeyi birlikte yaparlar.O sıralarda Bulgar Mütarekesi yapılır. Bununla birlikte dünyaya Türklerin barbar, ilkel insanlar olmadıklarını göstermek için toplumdan her kesimin katıldığı bü...

Fuzuli - Gazel - 269 (Aldı gül-zar içre su aks-i izâr-i âlini)

Aldı gül-zar içre su aks-i izar-i âlini Çekti güller suretin manzur edip timsâlini Adın etmiş gün alıp bir aks mir’ât-i felek Subh gösterdükde sen ruhsâr-i ferruh-fâlini Şerhe bir gün kıldığın bi-dâdı çekmez haşre dek Ol melek kim yazmak ister nâme-i a’mâlini Sey l-i hun hâlin hayâliyle bozup göz merdümin Merdüm etmiş çeşm-i hun-bâre hayâl-i hâlini Murg-i dil kalmadı kim sayd olmadı bir dem ana Sâkin et pervâzdan şeh-bâz-i müşgin-bâlini Koymadı bir kimse cevrin çekmeğe rahm et demi Men’kıl hun-rizlikten gamze-i kattâlini Gam günü üstümde senden özge yok ey dud-i âh Lütf edip benden götürme sâye-i ikbâlini Ey Fuzüli bes ki gam-nâk oldu ahvâlin soran Gamdan ölsen hiç kim sormaz dahi ahvâlini

Oyhan Hasan Bıldırki - Kader, Bozulmaz ki

        Kalbimizde birbirimizin sıcaklığı, yürüdük.       Kavuşma bayramındayız!       Yoldan geldiğini, soluklanman gerektiğini düşündüm. Üstelik kalbimde ayaklanan duygular, beni can evimden kuşatan sevgi kıvılcımları… Anlatılması zor duygular. Göz bebeklerimin içi gülüyor. Bunu biliyorum. Ama kavuşma bayramının bu ilk yangını, gözlerime düşüyor. Gözlerimde mutluluğum ıpıslak, ince ince sızıyor.       Cıvıl cıvılsın, konuşuyorsun. Soruyorsun, anlatıyorsun…       Konuşuyoruz.       Birbirimize anlatacak o kadar çok şeyimiz var ki…       “Gözlerin hiç değişmemiş!”       “Senin de!”       “Elâ mı?”       “Bal rengi…”       “Saçlarını kısaltmışsın. Rengi de değişmiş… Arasında gümüşler var. Meç mi yaptırdın?”

Mehmed Akif Ersoy - Tercümedir / İfşa (Safahat'tan - 35)

  Nühüfte kalb-i ketûmunda leyl-i deycûrun, Seninle biz iki âvâre-ser idik gûyâ: Ki tâ ebed kalacak muhtefî nazarlardan, Meğer ki onları etsin lisân-ı subh ifşâ!