Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Attila İlhan - Sultan-ı Yegâh

  şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

Cumhuriyet Dönemi Türk Nesri – 6 (Gezi – Seyahat Yazısı, Anı ve Günlük)

  Gezi yazıları temel olarak gezen insanların gezdikleri yerleri yazıya dökme isteklerinden ortaya çıkmıştır. Bu yazılar anlatılan yerlerin mimari, dini, ticari, tarihi vb. yönlerini ortaya koyarlar.

Faruk Nafiz Çamlıbel - Zafer Türküsü

  Yaşamaz ölümü göze almayan Zafer, göz yummadan koşana gider. Bayrağa kanının alı çalmayan Gözyaşı boşana boşana gider!

Elif Yavaş - Halk Şairimiz Safiye Samyeli İle Şiir Üzerine Röportaj

        Çok sevdi ğim Ege Bölgesine, o sımsıcak Egelilere konuk olalım hep beraber. Bir Samyeli rüzgârı uçuşsun saçlarımızda. Bu kez Samyeli rüzgârı sıcak iklimin, çöl yaşamının havasından değil de yeşillikleriyle göz alan Ege Bölgesinden coşup üfürsün bizleri. Şiirin dalgalanışı Samyeli rüzgârı yla türkü tüttürtüp Safiye Sultan ile muhabbeti muştulasın. Afyonkarahisar doğumlu ama ömrünün tamamı Denizli’de geçmiş olan Denizlili bir hanımefendi ile röportaj yapmak istedim bu kez. Kendisine 2018 yaz ayında röportaj yapma teklifi sunduğumda o yoğunluğuna rağmen beni kırmayan bir bayan. Araya Kurban Bayramı, yaz tatili, şiir etkinlikleri gibi tatlı telâşlar girince onunla olan sohbetimiz okulların açılmasıyla güz dönemine sarktı (beni affetsin). Denizli’nin Safiye Sultan’ını, Halk Şairimiz Safiye Samyeli ’yi takdim etmek istedim okurlarıma. Kendisi Denizli İl Halk Kütüphanesinin “en çok okuyan okur” dalında il birincisi olan, sosyal medyada renkli sayfalard...

Ozan Arif - Künye

  Tevellüt; kırkdokuz, adım Arif`tir. Soyadım kütükte Şirin bilinir. Giresun, Alucra, Hapu köyünden, Soyumu sopumu sorun bilinir.

Cumhuriyet Dönemi Türk Nesri - 4 (Sohbet, Söyleşi)

  Sohbet, Çoğunlukla gazete ve dergilerde yayımlanan, güncel olayların, kültür ve sanat hayatındaki gelişmelerin fazla derine inilmeden, içten bir dille, okuyucuyla karşılıklı konuşma havasında işlendiği yazı türüdür. Genellikle gazete ve dergilerde yer alan sohbet türünde yazarın amacı bilimsel bir ispat değil okuyucuyla samimi diyaloglar kurarak kişisel düşüncelerini açıklamaktır.

Halit Fahri Ozansoy - Akşam

  Akşam, bir dua gibi derin, içli bir akşam Kalbimi dolduracak ellerimi uzatsam; Ellerimi uzatsam eriyecek saçlarım, Demet demet gufranla dolacak avuçlarım. Yarasalar uçarken alaca karanlıkta İçimden de taşıyor akşam gibi bir dua Akşam gibi bir dua, ince, tatlı, yumuşak.. Ah, böyle ölmeliyim akşamla sarmaşarak...

Cumhuriyet Dönemi Türk Nesri - 3 (Makale, Fıkra, Deneme)

  Makale; bir konuda bilgi vermek, ele alman konuyu, düşünceyi, tezi savunmak amacıyla yazılan yazıdır. Söz konusu edilen düşünce, derinlemesine bir bakış açısıyla detaylı bir şekilde dayanaklar etrafında, inceleme ve araştırmalarla tartışılır ve ispat edilmeye çalışılır. Makale, ele aldığı konuyu ispat gayreti ve kesin kanıtlara dayanma yöntemi bakımından deneme, sohbet ve fıkra gibi düzyazı türlerinden ayrılır. Dolayısıyla makalenin temel hareket noktası düşüncedir. Ele alman konu bir tem, imge, kişi, eser de olsa bir düşünce etrafında işlenir veya bunun sonucunda bir düşünce üretilir. Ancak bu yapılırken ileri sürülen iddiaları destekleyecek kesin kanıtlar, inandırıcı veriler kullanılmaya çalışılır.

Dilaver Cebeci - Ne Mutlu Türk'üm Diyene

Gönül verip gökte aya Yoldaş olup yele suya Selâm doğudan batıya Ilgar ile yürüyene "Ne mutlu Türküm diyene”

Cumhuriyet Devri Türk Nesri - 2 (Hikaye)

  Hikâyenin tarihsel süreçte taşıdığı anlam çerçeveleri ve gösterdiği değişimi irdeleyeceğiz. Cumhuriyete kadar olan dönem ile Cumhuriyet sonrası dönemde hikâyenin geçirdiği evreler üzerinde durulurken aynı zamanda başlıca eserler ve temsilcilerden de söz edeceğiz.

Göktürk Mehmet Uytun - Köy Öğretmeni

  Ben bir köy öğretmeniyim,  Alnımda ışık,  Gözlerimde nur.. Alıp götürmeyin beni şehirlere,  Götürmeyin, ne olur..  Bir köy öğretmeniyim,  Katıksız duygular içinde yaşarım.  Çıplak ayaklar basar yüreğime,  Onları tutar, okşarım.  Bir köy öğretmeniyim,  Çaresizlik ekmeğim, keder gözyaşım,  Umut ve sevgiyim çarpan kalplerde,  Dağlardan daha çok yücedir başım.  Ben bir köy öğretmeniyim,  Evlerde motif, dillerde destan  Gölgesi düşer ay-yıldızın üstümüze,  Ve gönüllerde büyür vatan...

Cumhuriyet Devri Türk Nesri - 1

Dil; bireyin kendini ifade etmesini sağlayan, çevresi ve milletiyle iletişim kurmasına olanak veren, toplumları millet yapan en temel kültür değeridir. Bunun da ötesinde dil, milletin kültürünün aynası, kültürün ifade aracı, geniş kitlelere taşınmasında, gelecek nesillere aktarılmasında en sağlam köprüdür. Dilin birey, toplum ve millet yaşamındaki rolü ve önemine ilişkin olarak pek çok şey söylenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Kaplan’ın dilin millet hayatındaki önemini vurguladığı cümleler dikkate değer.

Orhan Seyfi Orhon - O Beyaz Bir Kuştu

  O, beyaz bir kuştu, uzun kanatlı; Ardında ışıktan bir iz bıraktı. Yel gibi dağları aştı bir atlı Arada bir engin deniz bıraktı. Uzaktan gelirken derin akisler, Kapadı geçtiğim yolları sisler. Tutuştu içimde birikmiş hisler; Gönlümü o kadar temiz bıraktı. O, beyaz bir kuştu, ak kanatlıydı; Yel gibi dağları aşan atlıydı; Hayâldi, hayâlden bile tatlıydı; Ne ışık bıraktı, ne iz bıraktı!

Oyhan Hasan Bıldırki - Bir Lira İçin (Hikaye)

     Şoför Hasan, kısa boylu, sarı saçlı, çipil gözlü birisiydi. Uzun yıllar İstanbul’da dolmuşçuluk yaptıktan sonra, bir küçük arabaya kavuşarak kasabamıza gelip yerleşmişti.       Bizim kasaba, bildiğiniz kasabalara pek benzemezdi. Yüksek dağların arasındaki küçücük bir vadiye sıkışıp kalmıştı. Güneyindeki Beşkardeşler, ya da kuzeydeki Hasan Tepesi’ne çıksanız, aşağılarda uzanan Karadeniz’i kucaklayıvereceğinizi sanırsınız. İşte, aşağılarda, o gördüğünüz kıyıda Cide ilçesi vardır.

Yavuz Bülent Bakiler - Sivas'ta Yoksul Çocuklar

  Sivas'ta Ulu Camii avlusunda çocuklar Yalvaran gözlerle etrafa baka baka Açıyorlar küçük esmer avuçlarını: -Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka!

Elif Yavaş - Fatma Özger Bilgiç İle Şiir Gecelerine Dair Röportaj

      Akdeniz topraklarına yolcu olalım. Hemşire bir anne, aynı zamanda şiir programlarının kadın organizatörü olan yazar ve şaire bir hanımefendiyi ağırlayalım sohbetimizde. Adıyaman doğumlu, eğitim hayatı farklı illerde ve güzel faaliyetlerle geçmiş ve sonrasında iş nedeniyle Mersin’in Tarsus ilçesine yerleşmiş bir hemşire kendisi. Yıllardır Tarsus’ta ikamet edip oralara şiir tohumlarını aşıladığı için şairemiz artık Tarsuslu olmuş. Fatma ÖZGER BİLGİÇ’i sizlerle tanıştırmak istiyorum. ELİF YAVAŞ : Merhabalar sevgili Fatma ÖZGER BİLGİÇ. Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için bu anlayışınız ve nezaketiniz adına çok teşekkür ediyorum. Şiir ve yazın dünyanıza dair konuşalım. Öncelikle sizi tanıyalım. Şahsen sizi yakından tanıyan bir küçüğünüz olsam da yine de mikrofon sizde olsun.

Aşık Veysel - Siz Sağ Olun Biz Selamet Gidelim

Kalktı deli gönül kısmet ayrıldı Siz sağ olun biz selamet gidelim Sılayı görmenin zamanı geldi Siz sağ olun biz selamet gidelim Enstitü mektebi Hasanoğlan'dan Sanki ayırdılar cesedi candan Irkımız neslimiz aslı bir kandan Siz sağ olun biz selamet gidelim

Nahit Ulvi Akgün - Göçebe

Nereye gittiysem yadırgadım yerimi Canıma tak etti bu göçebe yaşam Tam alışırken yurduma yuvama Bir de bakıyorum saat tamam Yüzümü iyiden iyiye tanıyorum Elim ayağım benim de Başkası çıkacakmış gibi karşıma Aynalardan kaçıyorum şimdi Zaman içinde böyle darmadağın Ne mutluluğum belli ne mutsuzluğum Bir düşteymiş gibi hafif Sis dağlarından yuvarlanıyorum

Hacı Bektaş Veli Dergahı Yazma Eser Koleksiyonu Yazma Eserler Kurumu'nda

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığının (TÜYEK) resmi web sitesi "yek.gov.tr" üzerinden erişime açılan "Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı Yazma Eser Koleksiyonu"nda 465 eser katalog bilgileriyle birlikte yer alıyor. Alevi-Bektaşi tarihi, kültürü, fikriyatı, edebiyat ve toplumsal yapısının hem ender bulunan belgelerini hem de tarihi değişim süreçlerini ortaya koyan temel kaynakları ihtiva etmesiyle tarihi bir öneme sahip olan koleksiyon, Bektaşilik üzerine yapılacak yeni çalışmalara imkan sağlayacak. Koleksiyon, Bektaşiliğin kurucusu Hacı Bektaş Veli, kurumsallaştırıcısı Balım Sultan ve büyük şairleri Kaygusuz Abdal ile Virani Baba gibi tarik-i nâzenîn öncülerinin eserlerini barındıran önemli bir kaynak olarak da dikkat çekiyor.

Anton Çehov - Hayaller

  İki jandarma: biri siyah sakallı, sağlam yapılı bir adam; bacakları pek kısa, öyle ki, arkadan bakılınca bacaklarının, bütün insanlarda olduğundan daha aşağıda olduğu, daha aşağıda başladığı görülür; öbürü ise uzun boylu, zayıf, dimdik bir sopa gibidir, koyu kızıl renkli seyrek bir sakalı vardır. İkisi de, il merkezine, soyunu sopunu hatırlamayan bir serseriyi götürürler. Birinci jandarma, sallana sallana yürür, her yanına bakınır, kâh bir şeyi, kâh kolunu, kâh bir samanı çeker, uyluklarına vurur, bir şeyler mırıldanır. Umumiyetle kayıtsız, rahat bir hali vardır; öbürü ise zayıf yüzü, dar omuzlarına rağmen çok sağlam, ciddî, önemli görünür. Yüzünün çizgileri ve bütün ifadesiyle eski din kitaplarını kabul eden tarikat papazlarına yahut da eski tasvirlerdeki savaşçılara benzer; "zekâsından dolayı Tanrı ona biraz alın ilâve etmiştir" yani keldir, bu da söylediğim benzerliği daha da çok artırıyor. Birincisinin adı Andrey Ptaha, ikincisinin adı Nikandr Sapojinikov'dur.

Ümit Yaşar Oğuzcan - Beni Kör Kuyularda

  Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın, Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın, Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı; Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

Necip Fazıl Kısakürek - Hep Bu Ayak Sesleri

Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri, Dolaşıyor dışarda, gün batışından beri, Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime, Bir eski çıban gibi işliyor içerime, Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan, Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan, Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar! Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar, Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden, Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden, Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu, Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım, Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya, Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya

Divan Edebiyatı (Klasik Edebiyat)

  “ Klasik Türk Edebiyatı ” olarak da tanımlanan Divan edebiyatı, Türklerin İslam kültüründen etkilenmeleri sonucu oluşturdukları bir edebiyattır. Bu edebiyat, bazı kaynaklarda “ Havas Edebiyatı “, “ Yüksek Zümre Edebiyatı “, “ Saray Edebiyatı ”  “Eski Türk Edebiyatı ” gibi adlarla da anılmaktadır. Ancak belli ilkeler çevresinde gelişen bu edebiyat, şairlerin şiirlerini “ Divan ” denilen yazma kitaplarda toplamalarından dolayı daha çok “ Divan edebiyatı ” adıyla ifade edilmektedir.

Ahmed Arif - Terketmedi Sevdan Beni

Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz uykusuz kaldım, Terketmedi sevdan beni...

Shahriyor Shavkat - Turonga bir yurak zarur

Gar kishan taqsalar qo‘limga bir kun, Quyoshdan to‘silsa yovqur ko‘zlarim, Men bitta-bittalab sanashim mumkin Dastavval sotadi qaysi do‘stlarim. Va illo qo‘rqmasman, Yo‘lim haqmi, bas! Qaro sabuhlarga yetadi kuchim, «Bir boshga – bir o‘lim» – o‘lim naqlimas, Jo‘mardning kalomi ekani uchun. Qadahlar to‘qnashib turibdi hali, Nigohlar sirtida do‘stona bosim. Hozircha ixtilof, nifoqdan nari Adoliq topmoqda silliq marosim. Baribir bilaman, kimda qaysi o‘y, Qay sohil ishqida suzmoqda kema. Ay, fuzul yuragim, Qichqiriqni qo‘y, Burg‘ular oldida sibizg‘a nima?! Va illo demasman, Umidingni uz. Turkular kuylanmas kulib, hiringlab, Turonday vatanni umatgan ulus Tariqday ovozni tururmi tinglab?! Ey turkiy do‘stlarim, Nafasi yovqur! Yig‘ib qo‘yilmaydi shamolda yelkan. Avvalo, Turonga bir yurak zarur, Yurakki, salmog‘i Turondan ulkan!

Şehâdet Uluğ - Büyük Yalnızlık (Hikâye)

O haykırıp coşan deli dalgaları severdi. Böyle olmasına rağmen ertesi gün denizi gözden çıkarıp Hollanda’yı terk edip gidecekti. Onu Amsterdam’ın Sipol havalimanından Berlin’e uğurladım. El sallayıp aldı başını, gitti o. Aradan çok zaman geçmeden ondan kısacık yazılmış bir mektup aldım. Mektubunda sağ salim ülkesine vardığını yazıyordu Keyt Kayzer.  İki ay geçtikten sonra yine bir mektup aldım. Onun bu müjdeli haberi kendime gelmemi sağladı.

Orhan Seyfi Şirin - Benim Aşkım

  Uçup uçup konamayan Kör bir kuştur kördür aşkım Ne sınır ne yasak tanır Bulut bulut hürdür aşkım

Ozan Arif - Konuşmasınlar

Bu “Kudüs” konusu önemli konu, Şu fikren kepenler konuşmasınlar!.. İslam Konferansı dinlesin bunu, Türklüğü tepenler konuşmasınlar!.. Ta Osmanlı zor durumda kalınca, Çullandılar Türk’ü zayıf bulunca, Çıkarları söz konusu olunca, Türklerden kopanlar konuşmasınlar! Haçlı ile bir yatakta yatarak, “Lavrens” sapığına Türk’ü satarak,  Hançer olup sırtımıza batarak, Krallık kapanlar konuşmasınlar!.. Yalan isem bana yalansın deyin, Öyle yapmadı mı “Şerif Hüseyin” Müslümanlık bu mu hadi söyleyin, Dininden sapanlar konuşmasınlar!.. Mana değil bunlar madde kokuyor! Tesadüf mü bilmem herkes okuyor, “Arap” yaz, ters oku “para” çıkıyor, Dolara tapanlar konuşmasınlar!.. Bu Kudüs derdini o gün görerek, Atatürk rest çekti dünyaya direk, Şimdi Atatürk’e dinsiz diyerek, Göze kül se(r)penler konuşmasınlar!.. Büyük Ortadoğu bu neyin nesi? Ne olsun “Salomon-Sam” projesi! Bu “Büyük İsrail” kurma hevesi… Peşinde çapanlar konuşmasınlar!.. Yahudi’yi bize Erbakan, Türkeş, Anlatıp durdular yalan mı kardeş(!) ...

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.