Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dilaver Cebeci - Bozkırda Kalan Sancı

O  çocuklar birer birer gittiler... Soylu sevda türküleri dudaklarında, Saclarında kurt nefesi rüzgârlar, O çocuklar birer birer gittiler... Bir  tamu karanlığı keleplenirken bozkıra Kehkeşenlardan yıildız gibi indiler. Tutuşturdular yeniden küllenmiş ocakları, Bacalardan duman duman tüttüler... Bir ögünç hil'ati gibi giydiler güzelliği Ufuklara oturup dolunayı sevdiler. Uzun,siyah kirpiklerinde seyyareler yanardı, Ağ buluttan atlarla ta Sidre'ye yettiler... Onlar,Oğuz mayası gök ışığın erleri, Onlar,ülkü çağının bahadır melekleri... Mor dağların göğsünde kaldı pençe izleri, Haceru'l esved gözlerini gönlümüze resmettiler... Eyvah! Biz kaldık esfele safilinde! Ahsen-i takvim üzre,onlar geçip gittiler...

Fuzuli - Gazel - 49 (Ey gönül yârı iste candan geç)

  Ey gönül yârı iste candan geç Ser-i kûyun gözet cihandan geç Yâ tama’ kes hayât zevkinden Yâ leb-i lâ’l-i dil-sitândan geç Mülk-i tecrîddir ferâgat evi Terk-i mâl eyle hân-ü mandan geç Lâ-mekan seyrinin azimetin et Bu harâb olacak mekandan geç İ’tibâr etme mülk-i dünyâya İ’tibâr-i uluvv-i şandan geç Ehl-i dünyânın olmaz âhireti Ger bunu ister isen andan geç Meskenin bezm-gâh-i vahdettir Ey Fuzûlî bu hâk-dândan geç

Ahmet Cavat - Çırpınırdı Karadeniz

  Çırpınırdı Qara dəniz Baxıb Türkün bayrağına! “Ah!…” deyərdim,heç ölməzdim Düşə bilsəm ayağına.

Şahin Ceylanlı - Çırpınırdı Karadeniz Şiirinin Yazarı Ahmet Cevat

       Ahmet Cevat , 5 Mayıs 1892 tarihinde, Azerbaycan’ın Şemkir İlçesi, Seyfali Köyü’nde doğmuş, 6 yaşına geldiğinde babasını kaybetmiş, annesi ve üvey kardeşleriyle birlikte hayata tutunmaya çalışmıştır. Daha sonraki yıllarda, Gence’de Şah Abbas Mescidi bünyesinde faaliyet gösteren medresede eğitim ve öğretime başlamış ve burada Rusça, Farsça ve Arapça dillerini öğrenmiştir. Tarihe ve özellikle edebiyata büyük ilgi duymuş, edebiyat öğretmeni  Abdullah Sur’dan  etkilenerek ondan çok şey öğrenmiştir. Şiirlerini genellikle bu medresede yazmış, çeşitli dergi ve gazetelerde şiirleri yayınlanmıştır. Medresedeki eğitimini 1912 yılında tamamlamış ve arkadaşı Abdullah Şaik ile birlikte  “ Kafkas Gönüllü Kıtası “  na katılmıştır.        Trakya’da Osmanlı güçleriyle birlikte Bulgar ordusuna karşı savaşmış, daha sonra İstanbul’da milli şair ve yazar  Mehmet Emin Yurdakul  ile tanışmış, dost sohbetlerine katılmış ve bir müddet ...

Arif Nihat Asya - Fetih Marşı

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek; Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek. Yürü , hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın? Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden, Senin de destanını okuyalım ezberden, Haberin yok gibidir taşıdığın değerden.. Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın, Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini, Göster kabaran sular nasıl yıkar bendini, Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini.. Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın; Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Bu kitaplar Fatih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır. Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan'dır. Haydi artık uyuyan destanını uyandır! Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın, Kızım, sen de Fatih'ler doğuracak yaştasın! Delikanlım, işaret aldığın gün atandan, Yürüyeceksin.. Millet yürüyecek arkandan, Sa...

Sherali Jo'rayev - Zaman zaman

  Yillar o`tar, yillar kelar yillar ortidan, Turnalar ham uchib kelar tog`lar ortidan. Vatanimning o`g`il-qizi, eng ulug`lari, Sizni qutlay ushbu kunda yilning oldidan. Zamon-zamon bizning zamon, davron bizniki, Qo`limizda yer-u osmon, imkon bizniki.  Yer-u ko`kni titratuvchi vulqonlarimiz, Tinchlik uchun hur vatanning qalqonlarimiz. Biz yoshlarmiz – otalarning belida quvvat, Onalarning ko`z qorasi ham jonlarimiz. Zamon-zamon bizning zamon, davron bizniki, Qo`limizda yer-u osmon, imkon bizniki.  “Tinchlik” degan shior bizga shior hamisha, Shiorimiz tarqalmoqda qit’alar osha.  Biz yoshlarmiz, ishchi dehqon hamda talaba, Tinchlik albat yer yuzida qilar g`alaba. Zamon-zamon bizning zamon, davron bizniki, Qo`limizda yer-u osmon, imkon bizniki. 

Mahir Ünlü - Mevlana

  Yavrusunu koruyor ormanda canavarlar, İnsan olan insana nasıl olur da kıyar? En güzel kıvamdadır yaratılışta insan, En aşağılık iştir Yaratıcıya isyan. Öfkenin atasıdır, içimizdeki Kabil, Habil ise mazlumdur, öfkemize mukabil. Su gibi ol, insana hayat verir akan su Bir insanın insandan olmamalı korkusu. Her şey O'nun eseri, tabiatıyla kutlu Kimse bedbaht olmasın, her insan olsun mutlu. Seversen insanları asla çekmezsin kaygı, Sayarsan insanları elbet görürsün saygı. Balık gibi unutma, deve gibi tutma kin, Öfkelenme, merhameti emrediyor yüce din. Alemlere sığmayan Rabbim, gönüllerdedir... Gönülleri kıranın yeri bilmem nerdedir? .. Aşıkın gözyaşları olur aşkın gıdası Belalardan kurtarır bir mazlumun duası. Başlılar baş eğecek, dizliler diz çökecek, Kim mazluma ne yapsa kaç mislini çekecek? .. 'Aşk imiş her ne var ise alemde' demişler, Muhabbetsiz insanı da hayvan bellemişler. Bütün dünya hayrandır pirimiz Mevlana'ya, Mevlana'nın inancı sığar zannetme naya. Şimdi san...

Mahir Ünlü - Şiir Nasıl Yazılır?

Şiirin edebiyat dünyası içinde ayrı bir yeri vardır. Şiir, insanoğlunun varlığı ile birlikte var olmuş, varlığını binlerce yıl devam ettirmiştir. İnsanı başka canlılardan ayıran özelliklerin başında söz gelir. Şiirin de özünde söz, sözün özünde de güzellik vardır.

Hacı Bayram Veli

Asıl adı, Numan bin Ahmed, lakabı "Hacı Bayram"dır. 1352 (H. 753) tarihinde Ankara’nın Çubuk Çayı üzerinde Zülfadl (Sol-fasol) köyünde doğdu. Hacı Bayram-ı Veli, 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu’da yetişti. Eserlerini diğer Hacı Bektaş-ı Veli yoldaşları gibi Türkçe olarak yazarak Türkçe kulanımını Anadolu'da önemli şekilde etkiledi.

Mehmed Akif Ersoy - Hasbihal (Safahat'tan - 12)

Ey bülbül-i ter-zebân-ı irfan, Dem-beste nevâlarınla vicdan Hem safvet-i rûh olan o âvâz Oldukça harîm-i canda dem-sâz , Pâmâlim olur bütün avâlim; Lâhûta kadar çıkar hayâlim. Eşvâkıma dar gelir de eb’âd, Eyler fikrim fezâlar îcâd! Ey nûr-ı mübîni Kibriyâ’nın, Sînem olamaz mı âsûmânın? Gökler mi bütün karârgâhın? Hiç yerlere uğramaz mı râhın ? Ey tâir-i nâz-ı sidre-pervâz , Kalbimde olaydın âşiyânsâz ; Bir başka terâne gûş ederdin , Rûhum gibi sen de cûş ederdin. Yâdımda duran neşâidinden Dâim cezebât içindeyim ben. Verdikçe derûna vecd o âheng, Dünyâ nazarımda teng olur teng ! Âzâdesi büsbütün kuyûdun , Bir şi’r-i semâ-zemîn sürûdun! Bir şi’r-i revan ki: Cûy-i cârî Feyziyle bahâr-ı ömre sârî. Bir nağme ki: Rûhtur, ledündür ; Kur’an gibi râsihîn içindir. Bir nâle ki: Şevk-sûz-i idrâk Havlinde nidâ-yı “mâ-arafnâk!” Ey şâir-i râzdân-ı mülhem , Ben râzına olmasam da mahrem , Hayrân-ı kemâlinim... Beyânın Gûyâ ki hitâbıdır Hudâ’nın!

Kul Himmet - Seyyah Oldum Şu Âlemi Gezerim

Seyyah oldum şu âlemi gezerim Bir dost bulamadım gün akşam oldu Kendi efkârımca okur yazarım Bir dost bulamadım gün akşam oldu İki elim gitmez oldu yüzümden Ah etikçe yaşlar gelir gözümden Kusurumu gördüm kendi özümden Bir dost bulamadım gün akşam oldu Bozuk şu dünyanın temeli bozuk Tükendi daneler kalmadı yazık Bir dost bulamadım gün akşam oldu Kul Himet üstadım ummana dalam Gidenler gelmedi bir haber alam Abdal oldum şal giyindim bir zaman Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Yahya Kemal Beyatlı - Endülüste Raks

  Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı... Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı... Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir. İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir. Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri, İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri... Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır; İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır. Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü, Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü... Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir. Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi; Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi... Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli... Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli... Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle, Her kalbi dolduran zile, her sineden: "Ole!"

Fuzuli - Gazel - 51 (Münhariftir sâkiyâ endûh-i dünyâdan mizâc)

  Münhariftir sâkiyâ endûh-i dünyâdan mizâc Bâde tut kim illet-i endûha gaflettir ilâc

Mehmet Emin Yurdakul - Ya Gazi Ol Ya Şehit!

  Hadi yavrum ben seni bugün için doğurdum Hamurunu yiğitlik duygusuyla yoğurdum Türk evladı odur ki yurdu olan toprağı Ana ırzı bilerek yad ayağı bastırtmaz Bir yabancı bayrağı ezan sesi duyulan Hiçbir yere astırtmaz

Fuzuli - Gazel - 11 (Kemâl-i hüsn veriptir şarâb-i nâb sana)

  Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür Kan ağladığum gonce-i handânun içündür Ser-geşteliğüm kâkül-i müşgînün ucundan Âşüfteliğüm zülf-i perişânun içündür Bîmâr tenüm nerkis-i mestün eleminden Hûnin ciğerüm lâ’l-i dür-efşânun içündür Yakdum tenümi vasl güni şem’ tek ammâ Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânun içündür Kurtarmağa yağma-yi gamundan dil ü cânı Sa’yim nazar-i nerkis-i fettânun içündür Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandur Cân içre seni sakladığum anun içündür Vâ’iz bize dün dûzahı vasfetdi Fuzûlî Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür

Fuzuli - Gazel - 47 (Ey gubâr-i kademin arş-i berin başına tâc)

  Ey gubâr-i kademin arş-i berin başına tâc Şeref-i zâtına ednâ-yi merâtib Mi’râc

Ahmet Haşim - Bülbül

Bir gamlı hazânın seherinde Isrâra ne hâcet yine bülbül? Bil, kalbimizin bahçelerinde Cân verdi senin söylediğin gül! Savrulmada gül şimdi havâda, Gün doğmada bir başka ziyâda..

Fuzuli - Gazel - 27 (Subh salıp mihr-i ruhundan nikâb)

  Subh salub mihr-i ruhundan nikâb Çık ki temâşâya çıka âf-tâb

Şükrü Türkmen - Ana Yüreği

Sen gideli kaç yıl oldu saymadım Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı Yumuk gözlüm, gülüşüne doymadım Yalnızlığa gardaş oldum bil gayrı Goç yiğidim, gurban olam, gel gayri Geceler çekilmez, günüm dar gelir Duyduğum her selâ, bağrımı delir Evlat acısını kim nasıl bilir Göz yaşlarım damla değil sel gayri Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı Artar oldu, günden güne kederim Perişan haldeyim, dünden beterim Her namaz ardından niyaz ederim Göz görmüyor, doğrulmuyor bel gayrı Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı Em ummuyor, yüreğimin yarası Hep aklımda, gözleriyin karası Bende idi ayrılmanın sırası Her şeyleri, diyemiyor dil gayrı Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı Tez ayrıldın, gelen emre uyarak  Dünya nimetini hiçe sayarak Gittin beni boynu bükük koyarak Perde bozuk, akort tutmaz tel gayri  Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı...  (*) Em: İlaç

Mustafa Nejat Sefercioğlu (Seferî) - Neden?

Posta mı yetersiz, teller mi kopuk, Haber salacaktın salmadın neden? Sabrın mı tükendi, yollar mı bozuk, Çıkıp gelecektin gelmedin neden? İyiyi kötüyü, hemen seçerken,  Olura olmaza kılıf biçerken, Kapımın önünden gelip geçerken Bir kere kapımı çalmadın neden? Ağyara yüz verdin ne oldu kârın? Nerelerde kaldı eski vakarın? Seni ifsat eden o sahtekârın Saçını başını yolmadın neden? Sevdanın yolunu gülle bezerdin Demir havanlarda sabır ezerdin,  Eğri mi, doğru mu hemen sezerdin Neler çektiğimi bilmedin neden? Hayaller kurarak geçti her gece, Boğmadın bir kere gönlü sevince, Kal diye yalvardım sana gizlice Rüyalarda bile kalmadın neden? Kapılıp da gittin sevda seline,  Âşığı dolayıp her gün diline, Bir mendil alıp da nazik eline  Gözümün yaşını silmedin neden? Bütün vaatlerin hasretten yana, Yaşadım hasreti ben kana kana, Bilmem ki ne yaptı Seferî sana Sabah selamını almadın neden?   (İstanbul, 21.10.2023)

Fuzuli - Gazel - 46 (Cihân icre her fitne kim olsa hâdis)

Cihân icre her fitne kim olsa hâdis Ana serv-i kaddindir elbette bâ’is

Mehmed Akif Ersoy - Bayram (Safahat'tan - 11)

Âfâk bütün hande , cihan başka cihandır; Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır! Bayramda güler çehre-i ma’sûm-i sabâvet , Ümmîd çocuk sûret-i sâfında iyandır. Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda ; Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır. Alâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd Feyzindeki te’sir ile âsûde revandır . Ferdâ-yı sükûn-perveridir sâl-i cidâlin, Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır. Heycâ-yı maîşetteki feryâd-ı mehîbin Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır. Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu? Bak çehre-i gabrâya : Nasıl şen, ne civandır! Her sînede bir kalb-i meserret darabanda Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır. Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır , Gûyâ ki bütün sadr-ı zemîn pür-galeyandır . Eşbâhı da cûşan ediyor feyz-i mübîni , Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır ! Bayramda gelir yâda ne hoş hâtıralar ki: Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır . Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi : Mâzi-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi . * * *

Mehmed Akif Ersoy - Mezarlık (Safahat'tan - 10)

  Bakma kabristânın ancak sâha-i medhûşuna, Dur da bir müddet kulak ver nâle-i hâmûşuna! Kalbi hiç benzer mi bak sîmâ-yı heybet-pûşuna! Kim ki dalmıştır hayâtın seyl-i cûşa-cûşuna, Can atar, bir gün gelir, yorgun düşüp âgûşuna!

Osman Çeviksoy - Denizden Gelen Kız (Hikâye)

“Yeni öğretmenimiz. İzmir’den naklen geliyor.” diye tanıştırmıştı müdür. Kısa boylu, çelimsiz, zayıf, soluk yüzlü, ancak çirkin sayılmayacak kadar güzel, az konuşan bir kızdın. İkinci gün “gururlu ve cahil” diye düşündüm hakkında. Cahilliğini gururunla saklamaya çalışıyordun. Kısacık boyuna bakmadan hepimize yüksekten bakıyordun. İşte bu çıldırtıyordu beni. Alnında yazılı değildi ama, kültürsüz olduğun halinden, hareketlerinden, duruşundan, kolayca anlaşılıyordu. Fazla güzel de değildin. Bu gurur bu yükseklerden seyir de neyin nesiydi? Neyine güveniyordun?  Açıkçası kanım kaynamadı sana. Isınamadım. Sevemedim. Bu yüzden, dersten çıkınca Ankara’ya bir sonraki arabayla döner, Ankara’da sabah senin bindiğin arabaya binmişsem en arka koltuklardan birinde otururdum. Senin saçma suskunluğunu, acayip çalımlarını, tavırlarını seyretmektense çoğunu tanıdığım araba muavinleriyle şakalaşmak daha iyiydi. Hiç değilse muavin olduklarının şuurundaydılar. Yüksekten bakış, gurur, kibir yoktu onlard...

Cemal Safi - Tek Hece Aşk

Var mı beni içinizde tanıyan Yaşanmadan çözülmeyen sır benim Kalmasa da şöhretimi duymayan Kimliğimi tarif etmek zor benim Bülbül benim lisanımla ötüştü Bir gül için can evinden tutuştu Yüreğine Toroslar’ dan çığ düştü Yangınımı söndürmedi kar benim Niceler sultandı, kraldı, şahtı Benimle değişti talihi, bahtı Yerle bir eyledim taç ile tahtı Akıl almaz hünerlerim var benim Kamil iken cahil ettim alimi Vahşi iken yahşi ettim zalimi Yavuz iken zebun ettim Selimi Her oyunu bozan gizli zor benim Yeryüzünde ben ürettim veremi Lokman Hekim bulamadı çaremi Aslı için kül eyledim Keremi İbrahim’in atıldığı kor benim Sebep bazı Leyla bazı Şirindi Hatırım için yüce dağlar delindi Bilek gücüm Ferhat ile bilindi Kuvvet benim, kudret benim, fer benim İlahimle Mevlana’yı döndürdüm Yunusumla öfkeleri dindirdim Günahımla çok ocaklar söndürdüm Mevladanım hayır benim, şer benim Benim için yaratıldı Muhammed Benim için yağdırıldı o rahmet Evliyanın sözündeki muhabbet Enbiyanın yüzündeki nur benim Kimsesiz...

Cemal Safi - Tek Hece Aşk

Var mı beni içinizde tanıyan Yaşanmadan çözülmeyen sır benim Kalmasa da şöhretimi duymayan Kimliğimi tarif etmek zor benim Bülbül benim lisanımla ötüştü Bir gül için can evinden tutuştu Yüreğine Toroslar’ dan çığ düştü Yangınımı söndürmedi kar benim Niceler sultandı, kraldı, şahtı Benimle değişti talihi, bahtı Yerle bir eyledim taç ile tahtı Akıl almaz hünerlerim var benim Kamil iken cahil ettim alimi Vahşi iken yahşi ettim zalimi Yavuz iken zebun ettim Selimi Her oyunu bozan gizli zor benim Yeryüzünde ben ürettim veremi Lokman Hekim bulamadı çaremi Aslı için kül eyledim Keremi İbrahim’in atıldığı kor benim Sebep bazı Leyla bazı Şirindi Hatırım için yüce dağlar delindi Bilek gücüm Ferhat ile bilindi Kuvvet benim, kudret benim, fer benim İlahimle Mevlana’yı döndürdüm Yunusumla öfkeleri dindirdim Günahımla çok ocaklar söndürdüm Mevladanım hayır benim, şer benim Benim için yaratıldı Muhammed Benim için yağdırıldı o rahmet Evliyanın sözündeki muhabbet Enbiyanın yüzündeki nur benim Kimsesiz...

Fuzuli - Gazel - 45 (Hat-i ruhsârın eder lûtfda reyhân ile bahs)

Hat-i ruhsârın eder lûtfda reyhân ile bahs Hüsn-i sûrette cemâlin gül-i handân ile bahs

Fuzuli - Gazel - 30 (Sen yüzünden âlemi rûşen kılıp saldın nikâb)

Sen yüzünden âlemi rûşen kılıp saldın nikâb Yazıya salsın bu günden böyle nûrun âfitâb

Mehmed Akif Ersoy - Meyhane (Safahat'tan - 9)

  Hurûşan bâd-ı süfliyyet derûnundan , kenârından; Girîzan rûh-i ulviyyet harîminden, civârından. Çıkar bin nâle-i nevmîd hâk-i ra’şe-dârından , İner bin zulmet-i makber fezâ-yı şeb-nisârından . Gelir feryâdlar ebkem duran her seng-i zârından : Yıkılmış hânümanlar sanki çıkmış da mezârından, Dehân-ı hasret açmış rahnedâr olmuş cidârından ! Çöker bir dûd-i mâtem titreyen kandîl-i târından : Sönüp gitmiş ocaklar yükselir gûyâ gubârından ! Giren bir kerre nâdimdir hayât-ı müsteârından ; Çıkan âvâredir artık cihânın kâr ü bârından.

Mehmed Âkif Ersoy - Geçinme Belası (Safahat'tan - 8)

“Ömr-i giran-mâye der in sarf şûd Tâ çihorem sayf, çipûşem şitâ!” Sa’dî Doksan senelik ömre, İlâhî, bu mu gâyet? Bilmem ki ne âlem bu cedelgâh-ı maîşet ! Korkunç oluyor böyle hakîkatleri, gerçek, Sa’dî o kadar felsefesiyle, hüneriyle, Fikrindeki hürriyet-i fevka’l-beşeriyle Esbâb-ı maîşet denilen kayda girerse, Yâd etmesin âzâdeliğin nâmını kimse. İnsan ki çıkar perde-i mektûm-i ademden, Tâ sahne-i hestîde zuhûr ettiği demden, İkmâle kadar fâcia-i devr-i hayâtı, Atlatmaya mahkûm ne mülhik akabâtı ! Zannetme ölüm şahsına bir kerre muhâcim ... Bin kerre olur günde o düşmenle müzâhim . Âvâre beşer sâha-i gabrâya düşünce Etrâfına binlerce devâhî üşüşünce Meydan mı bulur râhatı esbâbını celbe? Başlar o cılız kolları dünyâ ile harbe! Kaynar güneşin âteşi mihrâk-ı serinde; Karlar buz olur hep beden-i bî-siperinde. Medhûş nigâhında köpürdükçe denizler; Beyninde bütün dalgalar öttükçe mükerrer; Sâhilden uzansam der, eder tayy-ı merâhil ; Lâkin onu bilmez ki uzaklar daha sâil: Dağlar o nihâyetsi...