Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Seferî - Tezat

Adalet dibe vurdu, şikayet tavan yaptı, Liyakat dibe vurdu, cehalet tavan yaptı, Hiç kimse aldanmasın yalana,palavraya Gerçekler dibe vurdu,rivayet tavan yaptı.

Mehmed Akif Ersoy - Âmin Alayı (Safahat'tan - 39)

  “Gözüm ki kâne boyandı, şarâbı neyleyeyim? Şarâbı neyleyeyim? Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyleyeyim? Kebâbı neyleyeyim? Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç! İlâhî, ben bu bir avuç türâbı neyleyeyim? Türâbı neyleyeyim? Âmin! Âmin!” En önde, rahlesi âgûş-i ihtirâmında, Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek; Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında, Şafak ziyâları hattâ ufûl edip gidecek Kadar lâtîf, iki ma’sûmu bir açık payton Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasında bunun, Küçük adımlı yaman bir tabur ki hayli uzun!

Arzu Karademir - Yozgat

Sevgide bir umman, gönülde zahir, Hoşgörü yurdunun ilidir Yozgat. Beş bin yıldan beri kadim bir şehir, Kültür kervanının yoludur Yozgat.

Muhammad Yusuf - Lolaqizg'aldoq

  Shavkat Rahmon xotirasiga Mendan nima qolar: Ikki misra she’r, Ikki sandiq kitob, Bir uyum tuproq. Odamlar ortimdan Nima desa der, Men seni o`ylayman O`zimdan ko`proq – Lola, lolajonim, Lolaqizg`aldoq!

Muhammad Yusuf - Onajon

Topmoq - yo‘qotmoqdir, Yo‘qotmoq – topmoq, Sen so‘lib, Men yashab,  To‘lishimga boq. Sensiz topganimdan Ko‘proq yo‘qotdim – Sen meni yupatding, Seni yig‘latdim, Sen meni yaratding, Seni tugatdim. Uyalmay ONA deb, Kelishimga boq!..

Muhammad Yusuf - Onamga xat

Men sizni o’ylayman shomu saharda, Ona, sog’insam ham bora olamayman, Tunlari charog’on shunday shaharda Hech kimga ko’nglimni yora olmayman.

Pir Sultan Abdal - Ağlama Gözlerim Mevlâ Kerimdir

Gurbet elde bir hal geldi başıma, geldi başıma Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir Derman arar iken derde düş oldum Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir

Şiir ve Nazım

  Duygu ve düşünceleri ölçülü ve kafiyeli olarak anlatma yoluna “nazım” denir. “Nazım” sözcüğünün sözlük anlamı “dizmek, düzene koymak’tır. Duygu ve düşüncelerin, insan ruhunda ürpertiler uyandıracak biçimde, ölçülü-ölçüsüz, kafiyeli-kafiyesiz olarak genellikle dizeler hâlinde anlatılan şekline ‘şiir’ denir.

Mehmed Akif Ersoy - İstiğrak (Safahat'tan - 38)

  Tasavvur et ki muzlim bir şeb-i ecrâm-ı nâpeydâ: Yatar heybetli âgûşunda dûrâdûr bir feyfâ; Düşen gümrâh için yol bulma yok emvâc-ı zulmetten; Gidilmez... Her adım attıkça bir girdâb olur rehzen; O rîkistâna batmış, çalkanan seyyâh-ı âvâre, Nasıl müştâk ise bir nûra, bir necm-i rehâkâre , Sana ey lem’a-i ümmîd ben de öyle müştâkım; Görün bir kerre, zîrâ pek karanlık oldu âfâkım!

Adil Çiçek - Seyreyle

  Güvendiğin dostu ince elekten  Ona sezdirmeden süz de seyreyle  Şikayetçi olma kahpe felekten  Bir kaç kalleşinen gez de seyreyle 

A. Kadir - Dön Geri Bak

  Kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç, insan mısın, bu pazarda mısın, iki pula mısın, kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç. At denize kendini, git boğul. Düş bir kör kuyuya, ordan çıkama.

Mehmed Akif Ersoy - Âhiret Yolu (Safahat'tan - 37)

  Sokakta sâde bir “âmîn!” sadâsıdir gidiyor: Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor. Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût, Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût. Denildi: “Fâtihâ!”, âmîni kestiler; bu sefer, Göğüsler inledi, derken, açık duran eller, Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi; Deminki zemzemeler bir zaman için dindi. Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu , Diyordu: – Söyleyin, Allah için, şu merhûmu, Nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?

Yunus Emre - Benem ol ‘ışk bahrîsi denizler hayrân bana (12)

  Benem ol ‘ışk bahrîsi denizler hayrân bana Deryâ benüm katremdür zerreler ‘ummân bana

Mehmed Akif Ersoy - Hüsrân-ı Mübîn (Safahat'tan - 36)

  Başlattığı gün mektebe, duydum ki, diyordu, Rahmetli babam: “Âdem olur oğlum ilerde.” Annemse, oturmuş, paşalıklar kuruyordu... Âdemliği geçtik! Paşalık olsun, o nerde? Âmâli tezâd üzre giderken ebeveynin , Hep böyle harâb olmada etfâl ara yerde!

Halide Edip Adıvar - Ateşten Gömlek (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Ateşten Gömlek Yazarı: Halide Edip Adıvar Yayıncı: Can Yayınları, 2019 1. ESERİN KONUSU: Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan aşk, memleket, vatan ve millet sevgisi.   2. ESERİN ÖZETİ: Peyami, Kurtuluş Savaşı’nda bacaklarını kaybetmiş,başına saplı kalan kurşun yüzünden sık sık hayallere dalan,eski bir hariciye nazırıdır.Başından geçen olayları kaldığı Cebeci Hastahanesi’nde yazmaktadır.olayları anlatmaya mütareke yıllarından başlar.Annesi onu amcasının kızı Ayşe ile evlendirmek istemiş fakat,o yurt dışına kaçmıştır.Geri döndüğünde Ayşe’nin ağabeyi Cemal görevi nedeniyle İstanbul’a atanmıştır.Onunla arası hiç iyi olmamasına rağmen kısa sürede iyi bir dost oluverirler.Düşman uçaklarının İstanbul’u bombaladıkları bir günde Cemal’in İhsan adında bir arkadaşıyla tanışır.Ogünden sonra her şeyi birlikte yaparlar.O sıralarda Bulgar Mütarekesi yapılır. Bununla birlikte dünyaya Türklerin barbar, ilkel insanlar olmadıklarını göstermek için toplumdan her kesimin katıldığı bü...

Fuzuli - Gazel - 269 (Aldı gül-zar içre su aks-i izâr-i âlini)

Aldı gül-zar içre su aks-i izar-i âlini Çekti güller suretin manzur edip timsâlini Adın etmiş gün alıp bir aks mir’ât-i felek Subh gösterdükde sen ruhsâr-i ferruh-fâlini Şerhe bir gün kıldığın bi-dâdı çekmez haşre dek Ol melek kim yazmak ister nâme-i a’mâlini Sey l-i hun hâlin hayâliyle bozup göz merdümin Merdüm etmiş çeşm-i hun-bâre hayâl-i hâlini Murg-i dil kalmadı kim sayd olmadı bir dem ana Sâkin et pervâzdan şeh-bâz-i müşgin-bâlini Koymadı bir kimse cevrin çekmeğe rahm et demi Men’kıl hun-rizlikten gamze-i kattâlini Gam günü üstümde senden özge yok ey dud-i âh Lütf edip benden götürme sâye-i ikbâlini Ey Fuzüli bes ki gam-nâk oldu ahvâlin soran Gamdan ölsen hiç kim sormaz dahi ahvâlini

Oyhan Hasan Bıldırki - Kader, Bozulmaz ki

        Kalbimizde birbirimizin sıcaklığı, yürüdük.       Kavuşma bayramındayız!       Yoldan geldiğini, soluklanman gerektiğini düşündüm. Üstelik kalbimde ayaklanan duygular, beni can evimden kuşatan sevgi kıvılcımları… Anlatılması zor duygular. Göz bebeklerimin içi gülüyor. Bunu biliyorum. Ama kavuşma bayramının bu ilk yangını, gözlerime düşüyor. Gözlerimde mutluluğum ıpıslak, ince ince sızıyor.       Cıvıl cıvılsın, konuşuyorsun. Soruyorsun, anlatıyorsun…       Konuşuyoruz.       Birbirimize anlatacak o kadar çok şeyimiz var ki…       “Gözlerin hiç değişmemiş!”       “Senin de!”       “Elâ mı?”       “Bal rengi…”       “Saçlarını kısaltmışsın. Rengi de değişmiş… Arasında gümüşler var. Meç mi yaptırdın?”

Mehmed Akif Ersoy - Tercümedir / İfşa (Safahat'tan - 35)

  Nühüfte kalb-i ketûmunda leyl-i deycûrun, Seninle biz iki âvâre-ser idik gûyâ: Ki tâ ebed kalacak muhtefî nazarlardan, Meğer ki onları etsin lisân-ı subh ifşâ!

Mehmed Akif Ersoy - Tercümedir / Kendi Feryadım (Safahat'tan - 34)

  Kendi feryâdımdır ancak ses veren feryâdıma... Kimseler yok, âşinâdan büsbütün hâlî diyâr. “Nerde yârânım ?” diyorken ben bülend âvâz ile, “Nerde yârânım?” diyor vâdî, beyâbân, kûhsâr .

Mehmed Akif Ersoy - Gül, Bülbül (Safahat'tan - 33)

Konduğu her gusn-i ter minberidir bülbülün, Zemzeme addettiğin hutbesi, faslu’l-hitâb. Reng-i hakîkat nedir, fark eden ebsâr için, Goncada matvî duran her varak ümmü’l-kitâb.

Fuzuli - Gazel - 268 (Hayret ey büt sûretin gördükde lâl eyler beni)

Hayret ey büt sûretin gördükde lâl eyler beni Sûret-i hâlim gören sûret hayâl eyler beni Mihr salmazsan bana rahm eylemezsen bunca kim Sâye tek sevdâ-yizülfün pây-mâl eyler beni Zâ’f-i tâlî mâni’-i tevfîk olur her nice kim İltifâtın ârzû-mend-i visâl eyler beni Ben gedâ sen şâha yâr olmak yok ammâ n’eyleyim Ârzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler beni Tîr-i gamzen atma kim bağrım deler kanım döker Akd-i zülfün açma kim âşüfte-hal eyler beni Dehr vakf etmiş beni nev-res cevanlar aşkına Her yeten meh-veş esîr-i hatt u hâl eyler beni Ey Fuzûlî kılmazam terk-i târîk-i aşk kim Bu fazilet dâhil-i ehl-i kemâl eyler beni

Mehmed Akif Ersoy - Bu Da Bir Mezar Taşı İçin Yazılmış İdi (Safahat'tan)

Yâ Rab ne hatîbdir ki makber: İnsanlara en derin meâli, Bir vahy-i bülend kudretiyle Telkîn ediyor lisân-ı hali! Ondan da alınmıyorsa ibret, Yok bir daha almak ihtimâli! Binlerce vücûd-i nâzenînin Bir servi hayâl-i yâl ü bâli. Binlerce ser-i semâ-güzînin Bir kabza türâb olur zevâli. Her seng-i mezâr bin hayâtın Fânîlere karşı infiâli. Görsün de bu inkılâbı insan, Dehrin nedir anlasın kemâli! Zâir bu hakâikin önünde Hâlâ mı bırakmadın hayâli?

Dilobar Jo‘rayeva - Sizni ko‘rgim kelaveradi

  Kelasanmi, yo‘qmi so‘raysiz Dilda hislar yelaveradi, Qaytmasam ham ortimga lekin Sizni ko‘rgim kelaveradi.

Ömer Seyfeddin - Diyet

Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında, tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazulu, geniş omuzlu bir pehlivandı. On senedir bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç namluları bütün Anadolu'da, bütün Rumeli'de, serhat boylarında büyük bir nam kazanmıştı. Hatta İstanbul'da bile yeniçeriler, satın alacakları kamaların, saldırmaların, yatağanlann üstünde "Ali Usta’nın işi" damgasını arıyorlardı. O, çeliğe çifte su vermesini biliyordu. Uzun kılıçlar değil, yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur, kırılmazdı. "Çifte su vermek", sanatının yalnız ona mahsus bir sırrı idi. Yanına çırak almaz, kimse ile çok konuşmaz, dükkânından dışan çıkmaz, habire uğraşırdı. Bekârdı. Hısımı, akrabası yoktu. Memleketin yabancısıydı. Kılıçtan, demirden, çelikten, ateşten başka laf bilmez, pazarlığa girişmez, müşterileri ne verirse...

Oyhan Hasan Bıldırki - Tuzak

  Hava kapalı. Arada bir gidip gelen yağmur yeniden başlayacak. İşte başladı bile. Saçaklar çeşme oldu, ip gibi sular yere iniyor. Bahçede horozlarla tavuklar panikte. Hepsi sanki ağız birliği etmişler, kapısı açık kümese doğru koşuyorlar.      - Coşkun kalk, kıpırda biraz! Avluda semer ıslanıyor.      - İzzet, sen de fırla! Danaları dama koy.      Emredici olan sesler, yeniden bastıran yağmurun sesiyle ezildi, tavsadı. Yağmur, karşı yamaçtaki ağaç dallarında sanki mıhlanmış gibi duran yapraklarla oynaşıyor. Yapraklar yıkandıkça, yeşilin en güzel tonları ortaya çıkıyor. Yamacınucunu yalayan bulutlar, ardı sıra akıyor, besbelli birbirleriyle yarışıyorlar. Havada gök gürlemesi yok. Bu müthiş yağmur, az sonra duracak, dinecek.      Danaları dama yerleştirdikten sonra dönen İzzet'in üstü başı tenine yapışmış. Sahanlıktan içeri gireceği sırada durdu, dönüp avluya baktı. Islanan semere koştu. Yüklendi, zar zo...

Mine Mengi - Divan Şairinin Dilindeki Edebiyat Terimleri

Söze bir sözlüğün ön sözünden alıntı yaparak girelim: Mustafa Nihat Özön   ,  Edebiyat ve Tenkid Sözlüğü  adlı, zamanımızdan takriben yarım yüzyıl önce yayımlanmış olan eserinin ön sözünde, edebiyat terminolojimizin tarihiyle ilgili şu bilgiye yer verir: "Edebiyat-ı Cedide Batı anlamındaki tenkid üzerinde epey çalışmıştır. Tenkid tarihi çalışanlar, üsluplar üzerine bazı önemli yazılar çevirdikleri gibi tenkid örnekleri denecek şekilde bazı çevirmeler de yaptılar. Fakat bu işin tekniğinden söz edilmiyor, terim diye bir şey düşünülmüyordu. Bu temel kurulmadıkça da tenkid denen şey, temelsiz, köksüz bir söz kalabalığı sınırını aşamıyordu." [1]   Mustafa N. Özön  , bu söyledikleriyle bize öncelikle edebiyat çalışmaları açısından terimlerin önemini vurgulamaktadır. Bunun yanı sıra, terimler üzerindeki çalışmaların, edebiyat inceleme, araştırma ve eleştiri çalışmalarıyla birlikte başladığı ve terim konusundaki çalışmaların geçmişinin pek eskilere gitmediği bilgisini v...

Abdurrahim Karakoç - Dua

Senin ak alnından gök gözlerinden Önce dallar sonra yapraklar öpsün. Eğilsin yıldızlar tutsun elinden Gecelerden sonra şafaklar öpsün.

Shukur Qurbon - Navro'z

Tun bilan tong erur tashbehda udum. Аbdulla Oripov Koʼkda parcha-parcha yulduz, Sirli-afsunli dunyo. Bir yulduz bor jahonda Tong yulduzi-purziyo. Qoʼllarida nurdan qilich, Tillarida nurdan soʼz.

Og'uz Atay - Oq paltoli odam

Gavjum bir olomon orasida edi. Cho‘ntagida hemiri ham yo‘q omadsiz edi. Masjidning oldida tilanchilik qilayotgandi. Katta bir masjid edi bu. Minoralari, gumbazlari, peshtoqlari va panjarali derazalari – bari-bari mukammal edi. Ammo tilanchilar uchun masjidning eng muhim yeri keng sahnli hovlisi edi. U bir chekkada turardi. Biror bir qiliq ko‘rsatmaganidanmi yoki rahm-shafqat uyg‘otuvchi g‘arib qiyofasi yo‘qligidanmi va yoki o‘zini butun borliqdan ayirgan ko‘yi sanoqsiz muvaffaqiyatsizliklarini qayg‘uga arzitib tuzuk-quruq o‘ylolmaganidanmi – hatto tilanchilik qilayotib ham omadsiz edi. Kichkina idishlarda bodroq sotmagani uchun bolalar va qushlarga o‘zgalar nomidan yaxshilik ham qilolmasdi; buning ustiga, u na – egnida qirmizi jubbasi bor, folbin siyoqli qariya singari tushlik vaqtida old tomonini tushirib qo‘ysa, rostmana do‘kon eshigi kabi sohibini ko‘zdan yashiruvchi oshlangan qo‘y terisi bilan o‘ralgan g‘ildirakli boshpanada yashardi va na – beso‘naqay semiz, nogiron baqqol singari...

Ahmed Ârif - Hasretinden Prangalar Eskittim

     Seni, anlatabilmek seni.    İyi çocuklara, kahramanlara.    Seni anlatabilmek seni,    Namussuza, halden bilmeze,    Kahpe yalana.