Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Abdulhak Hamid Tarhan - Makber

  Eyvah!. Ne yer, ne yar kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.

Attila İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil - 1

  En görkemli saatinde yıldız alacasının Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan Onu çok arıyorum onu çok arıyorum

Ozan Arif - Vebalin Var

Osman dayı bu işte, Senin de vebâlin var. Bu namussuz gidişte, Senin de vebâlin var!             *     *     *   Eken sen biçen sensin, El-avuç açan sensin, Bunları seçen sensin, Senin de vebâlin var!             *     *     *     Demedim mi inanma, Her güleni dost sanma, Şimdi bana dert yanma, Senin de vebâlin var!            *     *     *   Geçim-meçim zor deme, Gitti namus-ar deme, Soygun-vurgun var deme, Senin de vebâlin var!            *     *     *  Hiç karga gül koklar mı? Tilki tavuk saklar mı? Kedi ciğer bekler mi? Senin de vebâlin var!            *     *     *   Osman dayı halksın halk, Kalk demiştim sana kalk, Memleket allak bullak,...

Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu (Roman Özeti)

  KİTABIN ADI: ÇALIKUŞU YAZARI: REŞAT NURİ GÜNTEKİN BASIMEVİ: İNKILAP KİTABEVİ BASIM YILI: 1999 1. KİTABIN KONUSU: Bir subay kızı olan Feride ile teyzesinin oğlu Kamuran arasında yaşanan ve araya birçok engel girmesine rağmen birbirlerine karşı bitmeyen aşklarını anlatıyor.

Alisher Navoiy - G'azal - 2 (Zihi husnung zuhuridin tushub har kimga bir savdo / Badoyi' ul-bidoya)

Zihi husnung zuhuridin tushub har kimga bir savdo, Bu savdolar bila kavnayn bozorida yuz g‘avg‘o. Seni topmoq base mushkildurur, topmaslig‘ osonkim Erur paydolig‘ing pinhon, vale pinhonlig‘ing paydo.  Chaman otashgahiga otashin guldin chu o‘t solding Samandardek ul o‘tdin kulga botti bulbuli shaydo.  Ne ishga bo‘ldi beorom ko‘zgu aksidek Majnun Yuzi ko‘zgusida aksingni ko‘rguzmadi Laylo.  Quyoshg‘a gah qizormoq, goh sorg‘ormoq erur andin Ki sun’ung bog‘ida bor ul sifat yuz ming guli ra’no.  Nedin yuz gul ochar ishq o‘tidin bulbul kibi Vomiq Yuzungdin gar uzori bog‘ida gul ochmadi Uzro?  Kalomingni agar Shirin labida qilmading muzmar Nedin bas la’l o‘lur Farhodning qon yoshidin xoro?  Jamoling partavidin sham’ o‘ti gar gulsiton ermas Nedin parvona o‘t ichra o‘zin solur Xaliloso?  Malohat birla tuzdung  sarvqadlar qomatin, ya’ni Ki mundoq zeb birla ul alifni aylading zebo.  Qanoatning dalilin inzivo qilding, yana bir ham Dalil ushbuki...

Yahya Kemal Beyatlı - Açık Deniz

Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum. Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl... Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını, Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını, Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu... Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...

Ömer Seyfeddin - Üç Nasihat

– Halk Edebiyatından –   Durmuş'un bir anasından başka kimsesi yoktu. Fakirdi. Ama gençti, kuvvetliydi. Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi. Para kazanmak, tekrar çiftini düzebilmek için gurbete gitmeye karar verdi. Gurbet, İstanbul demektir. Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa, İstanbul yolunu tutar. Durmuş da torbasını omuzladı. Çarıklarını sıktı, eline bir değnek aldı, gurbetçilerin arasına katıldı. Dere tepe aştı. Nihayet İstanbul'a geldi. İki gün hemşerilerinin kahvesinde pinekledi. Ne iş tutacağını bilmiyordu. Bir sanatı yoktu.   “Bari uşak olayım”, dedi. Kapı aramaya başladı. Bir hafta geçti. Münasip bir yer bulamadı. Bir gün kahvede Müstakim Efendi isminde birini salık verdiler. Evi Edirnekapı'sında idi. Durmuş gitti. Bu efendiyi buldu. Ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar... Eteğini öptü: —Uşak arıyormuşsunuz, beni alın efendim, dedi. Müstakim Efendi, onu tepeden tırnağa süzdü. Nereli olduğunu sordu. Durmuş: — Kastanbolluyum, dedi.

Cho'lpon - Xalq

Xalq dengizdir, Xalq to‘lqindir, Xalq kuchdir, Xalq isyondir, Xalq olovdir, xalq o‘chdir… Xalq qo‘zg‘alsa, kuch yo‘qdirkim, to‘xtatsin, Quvvat yo‘qkim, xalq istagin yo‘q etsin. Xalq isyoni saltanatni yo‘q qildi, Xalq istadi, toj va taxtlar yiqildi…

Yunus Emre - Bir kez göñül yıkduñısa bu kılduğuñ namâz degül

  Bir kez göñül yıkduñısa bu kılduğuñ namâz degül Yitmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz degül

Oyhan Hasan Bıldırki - Kaçak

     Gün, daha henüz ışımamıştı. Buğulu camın gerisinden Polatlı’nın karanlığı delen ışıkları, kıpış kıpış, fakat belirsizce görünüyordu. Sabahın güzelim sessizliğini doya doya koklamak, tanyerinde sürüp giden renk dövüşünü kana kana görebilmek… Korkusuz olmak. Ne kadar güzelmiş değil mi?

Furqat - G'azal (Yoqma jonim o‘tlara, ey sho‘xu, zoringdur o‘shal)

Yoqma jonim o‘tlara, ey sho‘xu, zoringdur o‘shal, Mubtalo ko‘nglum nizor etma, figoringdur o‘shal. Gul tarovat topmog‘i aksi ruhingdandur bahor, Bu sababdin misli nargis intizoringdur o‘shal. “Sabzalarkim chashmai hayvon uza nedur?” dedi, Men dedim: “Lab uzra xatti mushkboringdur o‘shal”. Dedikim: “Naylay, bir oy boshida bir umri tavil”, Men dedim: “Yuz uzra zulfi tobdoringdur o‘shal”. “Bel, og‘izdin ochma lab, somoni sabring tut”, dedi, Men dedim: “Borim yo‘q etgan yo‘qu boringdur o‘shal”. Dedi: “Bildingmu tag‘oful etmog‘im mohiyatin?” Men dedim: “Bormoq uchun bergan qaroringdur o‘shal”. Dedi: “Yuz ming oshiqim, ammo biri mushtoqroq”, Men dedim: “Furqat degan bir beqaroringdur o‘shal”.

Ömer Seyfeddin - Vire

İki senedir Goça taraflarını alan, talan eden on altı bin kişilik Türk ordusundan şimdi, bu kalede yadigâr gibi yüz elli asker kalmıştı. Onlar da işte iki yazdır padişahın gelmesini bekliyorlardı. Mutlaka alınacak olan "Kızılelma"nın yolu buradandı. Sonbahar başında bir gece Hamza Bey'in ulaklarından bir genç gelmişti. Ondan padişahın Acemistan hududunda olduğunu öğrendiler. Gerçi cephaneleri çoktu. Silahları mükemmeldi. Lakin ancak daha üç dört aylık erzakları vardı. Ne yapacaklardı? "Tata"ya giden geçitler kapalıydı. Etrafta her çeşit kuşlar uçuşuyor... Ama hiçbir kervan geçmiyordu.

Oğuz Atay - Beyaz Mantolu Adam

Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken de başarısızdı. Küçük kaplar içinde mısır satmadığı için, çocuklarla ve kuşlarla birlikte, başkaları adına sevap işleyemezdi; ayrıca, ne kırmızı cüppeli bir müneccime benzeyen ihtiyar gibi tekerlekli ve meşin duvarlı ve öğle tatilinde ön duvarı bir kepenk olup sahibini kapatıveren kulübede yaşıyordu, ne de şişman kötürüm gibi nazar boncuklarını ve tespihlerini ve çakmak taşlarını artık satamadığı anda gaz pedalına basıp motosikletli tezgâhıyla oradan hemen uzaklaşabilirdi. Sermayesi ve görünür bir sakatlığı yoktu. Belki, yoldan geçen birini durdurup, hastane...

Mehmed Akif Ersoy - Âyet Meali, Âl-i İmrân, 26 (Safahat'tan - 45)

  قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ  عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ “Yâ Muhammed, de ki: “Ey mülkün sâhibi olan Allah’ım, Sen mülkü dilediğine verirsin; Sen mülkü dilediğinin elinden alırsın; Sen dilediğini azîz edersin; Sen dilediğini zelîl edersin; hayır yalnız Senin elindedir; Sen, hiç şüphe yok ki, her şeye kâdirsin.” (Kur’ân, Âl-i İmrân, 26) İlâhî, emrinin âvâre bir mahkûmudur âlem; Meşiyyet sende, her şey sende... Hiçbir şey değil âdem! Fakat, hâlâ vücûd isbât eder, kendince, hey sersem! Bugün, üç beş karış toprakta varlıktan vururken dem; Yarın, toprak kesilmiş varlığından fışkırır mâtem!

Ömer Seyfeddin - Gizli Mabed

— Müfide Harunımefendi'ye- Geçen gün Tokatlıyan'da Sermet bana genç bir Frenk takdim etti. Sorbonne'dan arkadaşmış! Kumral, çini mavi gözlü, güzel, narin, nazik bir çocuk! Aşırı bir Doğu düşkünü. İlk lafı bu oldu: — Azizim, siz kendinizi bilmiyorsunuz. Avrupa'yı bir şey zannederek kendi güzelliklerinizi görmüyor, kendi sırlarla dolu dünyanızı yaşamıyorsunuz. Birdenbire haklı mı, haksız mı olduğunu kestiremediğim bu eleştiriye gülümsedim: — Yaşamadığımızı, göremediğimizi ne biliyorsunuz? — Bunu gözümle gördüm, diye coştu. Üç senedir Sermet'in evindeyim. Her şey alafranga: Yemek salonu, yatak odası, karısının, kardeşlerinin giyinişleri, hareketleri, hatta düşünceleri, anlayışları bile hep Avrupalı gibi! Ah, nerede Loti'nin [1] Türkiye'si? — Loti'nin Türkiye'si karşı tarafta! dedim. — Evet, öyle söylüyorlar. Fakat içine girilmez bir âlem!.. Yazık ki siz bu tablolara konu olmaya layık âlemi sevmiyorsunuz.            ...

Mehmed Akif Ersoy - Yemişçi İhtiyar (Safahat'tan - 43)

  Safahât’ımda, evet, şi’r arayan hiç bulamaz; Yalınız, bir yeri hakkında: “Hazîn işte bu!” der. Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi ya? Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!

Mehmed Akif Ersoy - Yemişçi İhtiyar (Safahat'tan - 42)

  Sinîn-i ömr-i şedâid-güzîni olmalıdır, Cebîn-i pâkine pîrin bu çîn-i ye’si veren. Elinde tartısı, dûşunda mülk-i seyyârı; Yürür... Önünde mezar, arkasında bin şîven! Zaman olur ki, uzaklarda bir serâb-ı muzî Nümâyişiyle , gözünden geçer hayâl-i vatan; Sönük nigâhını bîdâr ederdi belki ümîd, Hayâle olsa müsâid bu meşy-i tâb-efgen . Çeker şu bârı hayâtında hep hayâtı için; Bilinse âh, şu bâr-ı hayâtı çekme neden?..

Mehmed Akif Ersoy - Bebek yahut Hakk-ı Karâr (Safahat'tan - 41)

  Bizim Cemîle Ferîde’yle bir sabah gelerek, “Unutma beybaba, akşam birer hotozlu bebek, Getir, kuzum...” dediler. Ben de kızların keyfi Kırılmasın diye reddetmedim şu teklîfi. Kiraz dudaklı, üzüm gözlü, inci dişli, iki Edâlı yosma getirdim. Aman o akşamki, Sevinme hâlini bir görmeliydi yavruların! Durup oturmadılar hiç, dedim: “Yatın da yarın, Bütün gün oynayınız...” Nerde! Kim yatar? O gece, -Yemekte sızmaya me’lûf olan- Ferîde’mce, Kabûl olunmayacak söz olursa, yatmaktı. Yatar mı hiç? O nasıl hisli bir yumurcaktı. Ferîde’nin yaşı beş yok; Cemîle’ninki yedi; Şu var ki, abla hanım pek hanım tavırlı idi. Büyük kız oynadı bir parça, sonradan yattı; Küçük sabaha kadar hep bebeğini hoplattı. Ne ninniden alıyormuş, ne öyle hoppaladan... “Işıl ışıl bakıyor â! Bebek değil, afacan!” Sabâha karşı tükenmiş mecâli yavrucuğun: Mışıl mışıl uyuyor... Değmeyin aman uyusun.

Hüseyin Nihal Atsız - Yolların Sonu

  Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize

Niyazi Mısrî - Der Tevhîd-i Bârî Teâlâ

Zihî kenz-i hafî kândan gelür her var olur peyda,  Gehi zulmet zuhûr eder, gehi envâr olur peyda. 

Niyazi Mısrî - Der Tevhîd-i Bârî Teâlâ

Zihî kenz-i hafî kândan gelür her var olur peyda,  Gehi zulmet zuhûr eder, gehi envâr olur peyda. 

Mehmed Akif Ersoy - Hasbıhal (Safahat'tan - 40)

  “Mâ medâ fâte; ve’l-mü’emmeli ğaybun, Feleke’s-sâatü’lletî ente fîha.” Büyük bir şâirin düstûr-i hikmettir şu ihtârı; Velev duymuş da olsan yolsuz olmaz şimdi tekrârı: “Geçen geçmiştir artık; ân-ı müstakbelse mübhemdir; Hayâtından nasîbin: Bir şu geçmek isteyen demdir.” Evet, mâzîye ric’at eylemek bir kerre imkânsız; Ümîdin sonra istikbâl için sağlam mı? Pek cansız! Bugünlük iş bugün lâzım yapılmak, yoksa ferdâya Bırakmışsan... O ferdâlar olur peyveste ukbâya! Benim on beş yıl evvelden kalan işler durur hâlâ; Yarın bir başlayıp yapsam demiştim, bak, demin hattâ! Müsevvifler için dünyâda mahvolmak tabî’îdir. * Bu bir kânûn-i fıtrattir ki yok te’vîli: Kat’îdir. Sakın ey nûr-i dîdem, geçmesin beyhûde eyyâmın; Çalış hâlin müsâidken... Bilinmez çünkü encâmın. Diyorlar: “Ömrü insanın yetişmez kesb-i irfâna...” Bu söz lâkin değildir her nazardan pek hakîmâne. Muhakkaktır ya insanlar için bir gâye-i âmâl; Edenler ömrünün sâ’atini hakkıyle isti’mâl , Zaferyâb olmasın isterse varsın asl-ı ...

Atatürk Döneminde Din Eğitimi

İslam Dini'nin temel hedefi, sadece insanlara uyacakları hazır davranış kalıpları kazandırmak değil, verdikleriyle aklın gelişmesini sağlamaktır. Canlılar arasında da insanı farklı ve üstün kılan şey onun öğrenme özelliğidir. Öğretmek ise elbette eğitimin işidir.

Mikayıl Müşfiq - Gecə düşüncəsi

  Xoşladığım bir gecə, yerlər, göylər işıqlı, Ay bir sərxoş göz kimi, ulduzlar yaraşıqlı. Bunları seyr edərkən Bir az fikrə gedərkən Fikrim, hissim, xəyalım o qədər yüksəldi ki, Mənə öylə gəldi ki, Bizlərdən əvvəl nə yer, nə göy, nə həyat olmuş, Nə bu ucsuz-bucaqsız gözəl kainat olmuş…

Seferî - Tezat

Adalet dibe vurdu, şikayet tavan yaptı, Liyakat dibe vurdu, cehalet tavan yaptı, Hiç kimse aldanmasın yalana,palavraya Gerçekler dibe vurdu,rivayet tavan yaptı.

Mehmed Akif Ersoy - Âmin Alayı (Safahat'tan - 39)

  “Gözüm ki kâne boyandı, şarâbı neyleyeyim? Şarâbı neyleyeyim? Ciğer ki odlara yandı, kebâbı neyleyeyim? Kebâbı neyleyeyim? Ne yâre yaradı cismim, ne bana, bilmem hiç! İlâhî, ben bu bir avuç türâbı neyleyeyim? Türâbı neyleyeyim? Âmin! Âmin!” En önde, rahlesi âgûş-i ihtirâmında, Ağır ağır yürüyen bir dokuz yaşında melek; Beş on adım geriden, pîş-i ihtişâmında, Şafak ziyâları hattâ ufûl edip gidecek Kadar lâtîf, iki ma’sûmu bir açık payton Vakâr u nâz ile çekmekte; arkasında bunun, Küçük adımlı yaman bir tabur ki hayli uzun!

Arzu Karademir - Yozgat

Sevgide bir umman, gönülde zahir, Hoşgörü yurdunun ilidir Yozgat. Beş bin yıldan beri kadim bir şehir, Kültür kervanının yoludur Yozgat.

Muhammad Yusuf - Lolaqizg'aldoq

  Shavkat Rahmon xotirasiga Mendan nima qolar: Ikki misra she’r, Ikki sandiq kitob, Bir uyum tuproq. Odamlar ortimdan Nima desa der, Men seni o`ylayman O`zimdan ko`proq – Lola, lolajonim, Lolaqizg`aldoq!

Muhammad Yusuf - Onajon

Topmoq - yo‘qotmoqdir, Yo‘qotmoq – topmoq, Sen so‘lib, Men yashab,  To‘lishimga boq. Sensiz topganimdan Ko‘proq yo‘qotdim – Sen meni yupatding, Seni yig‘latdim, Sen meni yaratding, Seni tugatdim. Uyalmay ONA deb, Kelishimga boq!..