Ana içeriğe atla

Dil Aileleri ve Dillerin Sınıflandırılması


Dil

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan canlı bir varlık; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli bir antlaşmalar sistemidir. İnsan gibi gelişir ve ölür. Dilin ilk kullanımında sadece iletişim esas alınmış sonraları ise duygu ve düşüncelerin iletimi de önem kazanmıştır. Dilin doğuşu konusunda bilim adamları iki fikir öne sürmüşlerdir. Birincisi dilin Allah tarafından insana öğretildiği, diğeri de dilin ihtiyaçların bir sonucu olduğu fikridir. Sonuç ne olursa olsun dil olmasaydı bizler duygu ve düşüncelerimizi dile getiremez, iletişim olgusundan mahrum kalırdık.

Dil Aileleri-Dillerin Sınıflandırılması

Yeryüzündeki diller, ses düzeni, söz dizimi, sözcük hazinesi ve yapı bakımından bazı yakınlık ve benzerlikler göstermektedir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir. Yeryüzündeki diller (dil aileleri) yakınlık ve benzerliklerine göre yapı ve köken olmak üzere iki bakımdan incelenir.


Yapı Bakımından Dil Aileleri

Dil aileleri-dillerin sınıflandırılması yapı bakımından gösterdikleri benzerliklere göre üç gruba ayrılır.

1. Tek Heceli Diller: Tek heceli dillerde sözcükler tek heceden oluşur. Bu dillerde çekim ve yapım eki yoktur. Sözcükler, cümlede kullanıldıkları yere ve başka sözcüklerle ilişkisine göre anlam kazanır. Bir sözcük cümledeki yerine göre birçok anlam kazanabilir. Çok zengin bir vurgu ve tonlama sisteminin olduğu tek heceli dillere Çinceyi ve Vietnam dilini örnek verebiliriz.

2. Eklemeli Diller: Eklemeli dillerde, köklere yapım ve çekim eki getirilerek sözcükler oluşturulur. Yapım ekleri ile yeni sözcükler türetilir. Eklemeli dillerde kelime türetildiğinde kelimenin kökü değişmez. Türkçe, Moğolca, Mançuca eklemeli dillerin en güzel örneklerini oluşturur

3. Çekimli (bükümlü) Diller: Bu dillerde kökler ünsüzlerden meydana gelir ve çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ortaya çıkar. Bu gruba giren köklerde kelime kökleri hep aynı şekilde kalmaz. Kelime kökleri, hem kelime türetiminde hem de çekimleme durumunda değişikliğe uğrar. Arapça, çekimli (bükümlü) dillere en güzel örnektir. Örneğin Arapçada hariç, ihraç, ihracat, hicret, hicran, mahreç, tehcir… kelimeleri "hcr" kökünden türemiştir.                                                                                                                
Köken Bakımından Dil Aileleri              

1. Hint-Avrupa Dil Ailesi: Asya ve Avrupa'da konuşulan geniş bir dil ailesidir. Dünyanın en büyük dil ailesi kabul edilir. Yaklaşık iki buçuk milyar kişinin bu dil grubunda yer alan dillerden birisiyle konuştuğu kabul edilir. Hint-Avrupa Dil Ailesi'nin Avrupa ve Asya'da mevcut iki kolu bulunmaktadır. 

A. Asya Kolu: İran (Farsça), Hindistan (Hintçe), Pakistan, Afgan, Sri Lanka ve Nepal dilleri bu gruba girer.

B. Avrupa Kolu:  

Germen dilleri: Almanca, İngilizce, İskandinav dilleri

Roman dilleri: Fransızca, Portekizce, İspanyolca, İtalyanca

Slav dilleri: Rusça, Bulgarca, Lehçe (Polonya), Sırpça, Çekçe, Slovakça, Hırvatça


2. Hami-Sami Dil Ailesi: Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da çeşitli topluluklar tarafından konuşulan tahminen 250 dilden oluşan dil ailesidir. Bu dil grubunda Arapça ön plana çıkar. Hami-Sami Dil Ailesine, Arapça, Akatça, İbranice ve Habeşçeyi örnek verebiliriz.

3. Bantu Dil Ailesi: Orta ve Güney Afrika'da konuşulan dillerin oluşturduğu ailedir. Yaklaşık 400'den fazla dilin bütününe verilen isimdir. Bantu kelimesinin insan anlamına geldiği görüşü yaygındır.

4. Çin-Tibet Dil Ailesi: Kalabalık bir insan topluluğunca konuşulup yazılan bir dil ailesidir. 300 civarında dilden oluşan bir dil ailesi olduğu tahmin edilir. Çince, Tibetçe, Vietnamca, Birmanca dilleri bu dil ailesine örnek gösterilebilir.

5. Ural-Altay Dil Ailesi: Bu iki dilin akrabalığı sürekli tartışma konusu olmuştur. İki dilin tek kaynaktan çıktığı fikri ağır basmaktadır. Ural ve Altay kolu olmak üzere iki kola ayrılır.


A. Altay Kolu: Sondan eklemeli bir dildir. Altay Kolu'nda yapım ve çekim ekleri olmak üzere iki ek vardır. İstisnaları olmakla birlikte önce yapım eki veya ekleri sonra çekim eki veya ekleri gelir. Tamlamalarda önce "tamlayan" sonra da "tamlanan" gelir. Türkçe, Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Korece ve Japonca bu grupta yer alır. Altay kolunda yer alan Türkçe ve Moğolca birbirine en yakın diller olarak bilinir.

B. Ural Kolu: Daha çok Doğu ve Kuzey Avrupa ile Kuzey Asya'da konuşulan bir dil ailesidir. "Ural" olarak adlandırmasının nedeni Ural Dağları'dır. 50 milyon kişinin konuştuğu bir dil ailesidir. Cinsiyet ayrımının olmadığı, iyelik eklerinin bulunduğu bir dil grubudur. Macarca hariç olumsuz fiiller de Ural dillerinde yer alır. Bu dil grubuna Macarca, Estonca ve Fince örnek verilebilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.

Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup

  Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Ahmet Haşim - Yeni Bir Şair Hakkında Birkaç Satır

Bundan on beş, on altı sene evvel, Galatasaray lisesi sıralarında henüz bir talebe iken, aruz vezninin mukassi darlığı içinde ciğerlerinin rahat teneffüs edemeyeceğini hissederek, Régnier ve Verhaeren'in Fransız nazmında yaptıkları inkılâbın tesiri altında, Türkçe şiir için, rüzgara göre dağılan, toplanan, sönen, canlanan, bir çoban ateşi tarzında, his tahavvüllerine ve ahenk zaruretlerine tâbi serbest bir vezin düşünmüş ve bunu "Yollar" ve "O belde" isimli iki manzumemde tatbik etmiştim. Halk denilen büyük denizin fırtınalarına asla çıkamamış ve daima korkak kuğular gibi, havuz genişliğinde dar bir sahada kalmış olan diğer şiirlerim gibi "Yollar" da yeni şekliyle ancak mahdud bir genç zümresi içinde merakı tahrik etmiş ve bazı şiddetli münakaşalara mevzu teşkil etmişti. Bu münakaşalar sırasında, serbest nazmımın hakikatte bir "serbest müstezat" olduğunu, nazariyatta yed-i tulâ sahibi olanlardan öğrendim. "Yollar" ve "O belde...

Murad Muhammed Dost - Kapının Önündeki Köpek

  Alaper, gece boyu uyumadı. Başını biraz kaldırmaya görsün, beyninde o tarif edilemez ağrı uyanıyor, “lok lok” vuruyor, kafatasını yarıp çıkacakmış gibi oluyordu. O, burnunu yere dayayıp yatarken ağrıya dayanamayıp ara sıra uluyordu. Seher vakti olmuştu. Alaper’in sol yağrısına bir köpek sineği iğnesini geçirdi. O, ayağını uzatıp sineğin iğnesini geçirdiği yeri kaşıdı. Yerinden kalkmaya çalıştı lakin bir ağrı göğsünü yakar gibi olup canını yaktı. Yan tarafa aktarılıp bir iki kez silkindi, sesi kesildi. O sırada nereden geldiği anlaşılamayan, henüz kuyruğu kesilmemiş bir köpek yavrusu gelip Alaper’in burnunu yalamaya başladı. Dili sıcaktı. Alaper biraz rahatlayıp inler gibi sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmeden yavru köpeğin canı sıkılmış olmalı ki incecik kuyruğunu bacaklarına dolanarak, oynaklaya oynaklaya uzaklaştı. Sonra geriye dönüp baktı. Alaper’in ayaklarının ucundaki kemiği görüp yine geri döndü. Yavru köpek çok sevinmişti. Minnettarlığını göstermek için Alaper’in kuyruğ...

Alisher Ibodinov - Bir tomchi yosh (hikoya)

— Hammaning kelini abitta o‘tiri-ib kashta tiksa, meniki kitobga termiladi! «Olima-da!» — Qudasi Qurbon kampirning ma’rakada katta-kichikka eshittirib va atayin unga tegizib shangillashi Sobira xolaga og‘ir botdi. Atrofida o‘tirgan bir-ikki kampir labini qimtidi. Qo‘shnisi Payzi otin uning tizzasiga qo‘lini bosib: — Indamang! — dedi. Sobira xola og‘iz ochmadi. Ma’rakadan so‘ng boshda tuguni bilan qudasinikiga o‘tdi. — Quda, — dedi. — Mana siz kelin-kevat ko‘rgan kayvoni xotinsiz. Mangina shu yosh, lodon qizimni sizga topshirganmanki, bilmaganini o‘rgatar, o‘zi bovlab olar deb. Lekin, haligi, ma’rakadagi gapingiz teshib ketdi-da, mani, quda! Shunday dedi-yu, ovozi titrab, ko‘ziga yosh keldi. Sobira xolaning ko‘ngli bo‘sh. Sal dili ozor cheksa, darrov ko‘zi g‘iltillab qoladi boyaqishning. Qurbon kampir kesatig‘i qudasiga alam qilganini sezdi-da, ichidan yayrab ketdi. «O‘la, achitibdi-ku, gapim», deb xayolidan o‘tkazdi va yumshoq ohangda: — Ha, endi, og‘izning darvozasi yo‘q, bir chiqib k...

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.