Ana içeriğe atla

Şeyh Galib - Kaside (Bir kasr-ı 'âlî binâ olundukda sultân-ı müşârün ileyhaya takdîm olunan kasîdedir.)


Zihî kâşâne-i şâhâne kim reşk-i bahârândır
Zamân-ı ömr-i câvidân zemîni hâveristândır

O rütbe revnâk-efzâdır ki zerrîn tâk-ı vâlâsı
Meh ü mihr ile bu çarh-ı kebûd ol sakfa hayrândır

Hakîkat neş’esidir nakşının bûy-ı gülistânı
Meger esdâf-ı rengi sâgar-ı ser-şâr-ı irfândır

Nice pür-şîve olmâz nergîs ol bâg-ı tasvîrin
Elinde hâmesi Bihzâdının müjgânı hûbândır

Müzeyyen lâciverd ü lâ’l ile bir tâze kişverdir
Felek gûyâ ki ol kişverde bir kûh-ı Bedahşândır

Cevâhîr genci bir altun kafesdir zer-ger-i subha
Müzerkeş şemsesi müstaInî-i şems-i dırahşândır

Görenler mevc-i reng-â-reng tasvîrin bîlirler kim
Per-i tâvûs-ı cennet hâkrubî olsa şayândır

Yagar bârân-ı zer ol künbed-i fîrûzeden gûyâ
Der ü dîvârı her su selsebîl-i dürr ü mercândır

Bu âlî kasra keştî keştî gevheri nakl ederdi hep
Seped ber-dûş be-remz-i dûrîde deryâ-yı ummândır

Gül-i tasvîr-i bâgı öyle bir şehîd-i halâvet kim
Ana nisbetle müşgû-hâne-i zenbûr-ı nâlândır

Kumâş-ı ferş-i pâkî bâl-i simurg-ı ma’ârifdir
Harîm-i hâsına saff-ı sürûşan bâl-i murgândır

Tamâm ezhâr ü envâr ile bir bâg-ı mekârimdir
Veren bu bâga revnâk himmet-i Beyhân sultândır

Hezârân âferîn bu himmete bu revnaka ammâ
Anun da matlabı şevketle teşrîf-i Selîm Handır

Hebîstân eylese şevk ile şâyândır çerâgânı
Meh-ı ikbâle pertev veren ol mihr-i dırahşândır

Ne sultân hâher-i sa’d-ahteri hâkân-ı devrânın
Sipihr-i cûda bir-keffül hadîb-i cûd u ihsândır

O hâkân kim müceddid-sâz olup iklîm-i ikbâli
Cihân-ı köhneye ahd-i şebâb-ı feyz-i Yezdândır

O sultân kim zamân-ı nev-i bahâr-ı adl-i şâhîde
Yine deryâya râci’ bir musaffâ nehr-i cûşândır

O hâkân kim gubâr-ı âsitânı ehl-i tahkîka
Misâl-i sürme-i vakt-ı ziyâ-yı nûr-ı îmândır

O nûrûn pertev-i âsârı Gâlib ber-devâm olsun
Muhakkak bu duâ her rûz u şeb vird-i Çerâgândır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup

  Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Ahmet Haşim - Yeni Bir Şair Hakkında Birkaç Satır

Bundan on beş, on altı sene evvel, Galatasaray lisesi sıralarında henüz bir talebe iken, aruz vezninin mukassi darlığı içinde ciğerlerinin rahat teneffüs edemeyeceğini hissederek, Régnier ve Verhaeren'in Fransız nazmında yaptıkları inkılâbın tesiri altında, Türkçe şiir için, rüzgara göre dağılan, toplanan, sönen, canlanan, bir çoban ateşi tarzında, his tahavvüllerine ve ahenk zaruretlerine tâbi serbest bir vezin düşünmüş ve bunu "Yollar" ve "O belde" isimli iki manzumemde tatbik etmiştim. Halk denilen büyük denizin fırtınalarına asla çıkamamış ve daima korkak kuğular gibi, havuz genişliğinde dar bir sahada kalmış olan diğer şiirlerim gibi "Yollar" da yeni şekliyle ancak mahdud bir genç zümresi içinde merakı tahrik etmiş ve bazı şiddetli münakaşalara mevzu teşkil etmişti. Bu münakaşalar sırasında, serbest nazmımın hakikatte bir "serbest müstezat" olduğunu, nazariyatta yed-i tulâ sahibi olanlardan öğrendim. "Yollar" ve "O belde...

Alisher Ibodinov - Bir tomchi yosh (hikoya)

— Hammaning kelini abitta o‘tiri-ib kashta tiksa, meniki kitobga termiladi! «Olima-da!» — Qudasi Qurbon kampirning ma’rakada katta-kichikka eshittirib va atayin unga tegizib shangillashi Sobira xolaga og‘ir botdi. Atrofida o‘tirgan bir-ikki kampir labini qimtidi. Qo‘shnisi Payzi otin uning tizzasiga qo‘lini bosib: — Indamang! — dedi. Sobira xola og‘iz ochmadi. Ma’rakadan so‘ng boshda tuguni bilan qudasinikiga o‘tdi. — Quda, — dedi. — Mana siz kelin-kevat ko‘rgan kayvoni xotinsiz. Mangina shu yosh, lodon qizimni sizga topshirganmanki, bilmaganini o‘rgatar, o‘zi bovlab olar deb. Lekin, haligi, ma’rakadagi gapingiz teshib ketdi-da, mani, quda! Shunday dedi-yu, ovozi titrab, ko‘ziga yosh keldi. Sobira xolaning ko‘ngli bo‘sh. Sal dili ozor cheksa, darrov ko‘zi g‘iltillab qoladi boyaqishning. Qurbon kampir kesatig‘i qudasiga alam qilganini sezdi-da, ichidan yayrab ketdi. «O‘la, achitibdi-ku, gapim», deb xayolidan o‘tkazdi va yumshoq ohangda: — Ha, endi, og‘izning darvozasi yo‘q, bir chiqib k...

Murad Muhammed Dost - Kapının Önündeki Köpek

  Alaper, gece boyu uyumadı. Başını biraz kaldırmaya görsün, beyninde o tarif edilemez ağrı uyanıyor, “lok lok” vuruyor, kafatasını yarıp çıkacakmış gibi oluyordu. O, burnunu yere dayayıp yatarken ağrıya dayanamayıp ara sıra uluyordu. Seher vakti olmuştu. Alaper’in sol yağrısına bir köpek sineği iğnesini geçirdi. O, ayağını uzatıp sineğin iğnesini geçirdiği yeri kaşıdı. Yerinden kalkmaya çalıştı lakin bir ağrı göğsünü yakar gibi olup canını yaktı. Yan tarafa aktarılıp bir iki kez silkindi, sesi kesildi. O sırada nereden geldiği anlaşılamayan, henüz kuyruğu kesilmemiş bir köpek yavrusu gelip Alaper’in burnunu yalamaya başladı. Dili sıcaktı. Alaper biraz rahatlayıp inler gibi sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmeden yavru köpeğin canı sıkılmış olmalı ki incecik kuyruğunu bacaklarına dolanarak, oynaklaya oynaklaya uzaklaştı. Sonra geriye dönüp baktı. Alaper’in ayaklarının ucundaki kemiği görüp yine geri döndü. Yavru köpek çok sevinmişti. Minnettarlığını göstermek için Alaper’in kuyruğ...

Ali Şir İbadinov - Bir Damla Yaş (Hikaye)

               — Herkesin gelini öğle arasında oturup nakış işler,   benim gelinimin gözü kitapta. “Âlime” [1] işte.                 Kurban ninenin merhum için verilen yemekte, büyük küçük herkese işittirerek ama ona laf dokundurarak konuştukları Sabire teyzenin gücüne gitti. Etrafında oturan bir iki yaşlı kadın ağzını kapattılar. Komşusu Feyziye Hanım onun sizine elini koyup:                 —Boş ver, sesini çıkarma, dedi.                 Sabire teyze ağzını açmadı. Yemekten sonra elinde bohçayla hımsının evine gitti:                 —Hısım. Bakın, siz gelin görmüş kadınsınız. Ben şu genç, bir şey bilmeyen kızımı size emanet ettim ki bilm...