Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Divan Şiirinin Öncülerinden Şeyhi

  Adı Yûsuf Sinâneddîn’dir. Sehî ve Latîfî şairin adını Yûsuf; Âşık Çelebi, Mecdî ve Riyâzî ise Sinân olarak kaydetmektedir.  Dîvân ’ının bir iki yerinde kendisinden “Yûsuf-ı Şeyhî” şeklinde söz eden Şeyhî’nin ailesi hakkında biyografik kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak Germiyan Beyi II. Yakûb’a ait iki vakfiyede Şeyhî şahit olarak kayıtlıdır. Bu vakfiyelerin birinde şairin baba adı Ahmed, diğerinde Mecdeddîn’dir. Timurtaş, bu iki farklı bilgiyi Şeyhî’nin babasının adının “Ahmed Mecdeddîn” şeklinde olabileceğini belirtmek suretiyle değerlendirmiştir.  Şeyhî; 14. yüzyılın güçlü beyliklerinden Germiyanoğulları Beyliği’nin sınırları içerisinde, 773/1371-778/1376 ya da 786/1385-792/1390 yılları arasındaki bir tarihte Kütahya’da dünyaya geldi.  Germiyan Beyi Süleymân Şâh zamanında doğan Şeyhî asıl şöhretini II. Yakûb Bey döneminde kazandı.  Anadolu’nun ilk önemli kültür merkezlerinden biri olan Kütahya, divan edebiyatında söz sahibi birço...

Şeyhi - Gazel (Bahâr mevsimidür hemdem-i sabâ olalum)

Bahâr mevsimidür hemdem-i sabâ olalum Gül ile dost kohusıyla âşinâ olalum  Çü devr-i lâledür ihlâsjle kadeh dutalum  Nitfi ki nerkis olur mest-i bîriyâ olalum  Zamâne sırrını ko gönce gibi ser-beste  Çemen safâsma gül gibi dil-küşâ olalum  Cihan fütûhına Cem câmdur dimiş miftâh  Gelün mülâzim-i câm-i cihan-nümâ olalum  Amelden ücret umunca gurûr-i tâat ile  Günehde muntazır-ı rahmet-i Hudâ olalum  Bahâr tevbeye Şeyhî cünun dimiş âkil  Bugün muvâfakat et irte pârsâ olalum  Mefâilûn Feilâtün Mefâilûn Feilûn (Fa’lûn)  ----------- Bahar mevsimidir; tan yeline arkadaş, gülle dost ve kokusuyle bildik olalım. Madem ki lâle mevsimidir, o halde samimiyetle ele kadeh alalım ve nergis nasıl riyasız sarhoş oluyorsa, biz de öyle sarhoş olalım. Bırak, yaşadığımız devrin sırrı konca gibi kapalı kalsın, Biz bağ, bahçe safasına gül gibi gönlümüzü açalım. Cem, “dünyada neşe ve emel kapısının anahtarı kadehtir" demiş. Gelin, biz de içinde cihanı ...

Saliha Malhun - Güz

  Güz sâlâlarını duyunca toprak Melekler döverler sînelerini Kelâmın bittiği yerde gün ve tûn Kızıl bir kefene bürünür yaprak Ölümden bir sûret arar kendine Gölgeler dolaşır mahzun yüzünde Gök aksanı gibi bir dil konuşur Ervah kokan kâfurun nefesiyle Solgun bir minyatür kalmış elinde Uzanır tutamaz gökte ebrûyu Kızıl bir yağmurdur renkleri silen Âharlı bir zaman çöker üstüne Yükselir niyâzla bulutlar göğe Mahzun bir edâyla iner yeniden Ta’lik bir rüyadır görülen şimdi; Nasıl tabir eder dilsiz gökkubbe Şadırvanda ağlar üveyik kuşu Zümrüt bir ışıkla konar camlara Kuşluk vakti gelir olur cân kuşu; Teheccüt taşırlar kıblegâhlara Tekvin nağmeler olur yakutlar Tılsım gibi asılır güz ortasına Öfkeyi eritir, ağlar, ürpertir; Ehibbâ gelirler gök sofrasına.

Seyyid Nesimi - Gazel (Ben Bu Cihâna Sığmazam)

Mende sığar iki cihân men bu cihâna sığmazam Cevher-i lâ-mekân menem kevn ü mekâna sığmazam Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim Sen bu nişân ile meni bil ki nişâna sığmazam Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş Hakk'ı bilen bilir ki men zann ü gümâna sığmazam Sûrete bak vü ma'nîyi sûret içinde tanı kim Cism ile cân menem velî cism ile câna sığmazam Hem sadefem hem inciyem haşr ü sırât Bunca kumâş ü raht ile men bu dükâna sığmazam Genc-i nihân menem men uş 'ayn-ı ayân menem men uş Gevher-i kân menem men uş bahr ile kâna sığmazam 'Arş ile ferş ü kâf ü nûn mende bulundu cümle çün Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam Gerçi muhît-i a'zamam adım âdemdurur âdemim Dâr ile kün fekân menem men bu mekâna sığmazam Cân ile hem cihân menem dehr ile hem zamân menem Gör bu latifeyi ki men dehr ü zamâna sığmazam Encüm ile felek menem vahy ile melek menem Çek dilini vü ebsem ol men bu lisâna sığmazam Zerre menem güneş menem çâr ile penc ü şeş menem Sûreti gör b...

Selimiye Camii'nin Kubbesindeki Yazıların Değiştirilmesi Kültür Mirasına Saldırıdır

  Türk- İslam medeniyetinin, Osmanlı Cihan Devleti elinde zirveye ulaştığı dönemde Mimar Sinan tarafından inşa edilen şaheseri Selimiye Camii, taşıdığı manalarla da ziyaretçilerini olduğu kadar, sanat tarihçilerini de kendisine hayran bırakıyor. Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” diye nitelendirdiği ve UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Selimiye Camii, kubbe yazılarında yapılmak istenen müdahale sebebiyle mazinin emaneti hedef alınmış durumda. Yaklaşık dört yıl süren restorasyon tamamlanmış ve cami ibadete açılmışken, yeniden iskele kurulması ve mevcut yazıların kazınarak yeni yazılarla değiştirilmesi iddiası, sanat camiasında infiale yol açtı. Bu iddia, sanat ve tarihin ortak değerine yönelik bir tehdittir. Selimiye Camii’nin kubbe yazıları, 16. yüzyılın büyük hattatı Ahmed Şemseddin Karahisari’nin talebesi Hasan Çelebi’ye ait. Bugüne kadar yapılan restorasyonlarda korunmasına özen gösterilen bu yazıların kazınarak yerine günümüz hattatlarının imzalarının geçirilmek istenm...

Cahit Sıtkı Tarancı - Gün Eksilmesin Penceremden

Ne doğan güne hükmüm geçer, Ne halden anlayan bulunur; Ah aklımdan ölümüm geçer; Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur. Ve gönül Tanrısına der ki: - Pervam yok verdiğin elemden; Her mihnet kabulüm, yeter ki Gün eksilmesin penceremden!

Edebi Akımlar

Belirli bir yaygınlık ve etkinlik kazanan düşün ve sanat akımlarını elle tutulur, gözle görülür bir tarihsel çerçeve içerisine almak, kesin kurallarla tanımlamak, zorlayıcı ve hatalı olur. Antik Yunan'dan günümüze dek bütün düşün ve sanat akımları, değişik yüzyıllarda ve değişik şartlarda eserler çoğaldıkça, ayrıntılarda ki ayrılıklara ve değişik yorumlara karşın genelde benzerlikler gösterdiğinden, bu akımlar için kesin tarihler koymak edebiyat tarihi anlayışını basite indirgemek olur. Birbirine kaynak olan, önceki kaynaklarla belini doğrultup daha kişilikli ve daha etkin olarak karşımıza çıkan, tabii bir yasa gibi gelişimsel bir süreç izleyen yazar çizer dünyasını sınırlara, kalıplara sokmak olur. Bu akımları, kesin çizgilerle birbirinden ayırmak, belli bir tarihi sınır içerisine almak doğru değildir. Edebiyat akımlarını genel anlayış yapıları içinde birbirlerinden ayrıldıkları ayrıntılarda ele alacağız. Klasisizm Romantizm Parnassizm Gerçekçilik Tabiilik Simgecilik Ünanimizm Gel...

Nedim - Kaside (Der-Medh-i Sayd u Şikâr-ı Sultân Ahmed)

Efendim dâimâ ikbâl ü câhın pâydâr olsun  Değil ukkâb u âhû sana ankâlar şikâr olsun  O rütbe şâh-bâz-ı himmetin evc üzre çıksın kim  Hirâsından felekde nesr-i tâ'ir bî-karâr olsun  Künâmında yatup ser şîr-âsâ şark u garb içre  Adûlar dilkilensin heybetinden hâr u zâr olsun  Nigâhın düşdügü yerlerde açılsın gül-i şâdî  Saʿâdetle hırâmân olduğun yer nev-bahâr olsun  Binersen zevraka deryâda cûş etsin dürr ü gevher  Süvâr olursan esbe deşt ü sahrâ lâlezâr olsun  Efendim hak budur kim devletinde âlem etdik pek  Neşât u şevk u şâdî böyle dâ'im bî-şümâr olsun  Edüp hem seyr-i deryâ geşt-i sahrâ hoş havâlarla  Safâ kesb etdin âlem re'fetinle kâmkâr olsun  Hele Allaha şükr olsun güzel sayd u şikâr oldu  Hemîşe bendenin böyle hulûsu âşkâr olsun  Efendim hidmetinden cümleyi dûr etmesin  Bârî celâl ü haşmetin ârâyiş-i hîş ü tebâr olsun

Âşık Edebiyatı

Âşık edebiyatının kaynağı, İslamiyet’in kabulünden önceki  Sözlü Edebiyat ‘tır. 15. yüzyıldan sonra gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır. Şiirini, aşk, doğa, kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte söyleyen şairlere İslâm’dan önce “ozan”, “baksı”, “kam” “oyun” denilirken, İslâm’ın kabulünden sonra “âşık” ya da “saz şairi” denmiştir. Bu  âşıklar ın oluşturduğu edebiyata da “ Âşık Tarzı Türk edebiyatı ” denir. Âşık edebiyatı şiirden ibarettir. Bu şiir din dışı bir şiirdir; âşık da denilen şairlerin kopuz, bağlama, cura, tambura eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli edebiyat türüdür. Usta-çırak ilişkisiyle yetiştirilen aşıkların çoğu okuma yazma bilmeyen ancak saz çalma ve şiir söyleme yeteneği olan kişilerdir. Âşıklar, saz şairliğini usta âşıkların yanında öğrenir, sonra onlardan mahlâs alarak diyar diyar gezmeye, ellerinde saz şiirler söylemeye başlarlar. Gelişme alanları arasında kahvehaneler, kışlalar, kervansaraylar, bozahaneler, tekkeler, konaklar, sınır karakolları ve s...

Dadaloğlu - Aslımı Sorarsan Avşar Soyundan

  Aslımı sorarsan Avşar soyundan Ayrı düştüm aşiretten beyimden Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen Çıkıp da cana kıyanlardanım Çekerim çileyi böyl'olsun bugün Alırım mı sandın şol Kozan Dağın Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim Dadaloğlum der de böyle olmazdım Gördüğüm günlerin birini görmezdim Kavga kızışınca geri durmazdım Meydanda kardaşa kıyanlardanım

Saliha Malhun - Deryâ-yı Sîm İçinde Zümrüt Gerdanlık: Sultan Üçüncü Ahmed Hân Çeşmesi

Bâb-ı Hümâyun… Sultan Üçüncü Ahmet Hân, güzel yüzünü ve mercan mevceli gözlerini annesi Râbia Gülnûş Emetullah Sultan’dan mı almış? Öyle olmasa ikindi güneşinin bu solgun saatinde varlığın orta yerinde dehrin gözleri gibi parlar mı bu çeşme? Asırlardır ebediyete akan bu sebil, hâfızasına sinen binlerce bakışla beni fark etti mi acaba? Ürperiyorum… İlk defa eşyânın beni fark etmiş olmasından korkuyorum. Ona baktığımda kalbime üşüşen yüzler, sesler ve görüntüler, kendinden çok benim varlığıma bir kanıt sanki. Ne tuhaf… İlk defâ bir çeşmenin varlığımda bir payı olduğunu hissediyorum… Vâr olmak biraz da hâfızaya dokunan suretler, sesler ve kokularmış demek. Peki ya bundan ötesi? Sultân Üçüncü Ahmed Hân’in ilk padişahlık günleri disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayreti içinde geçmiş. Ne tuhaf… Devlet-i Âliyye, bir asitin demiri eritir gibi erimeye başladığı o sinsi ve menhus hastalığın sancısını ve solgun yüzünü örtmek için gülsima pâdişah kalbinin hâllerini şehre yansıtmış. Topka...

Gülcan Havva Eraslan - "Kurşunlanan Türkoloji" Üzerine

Prof. Dr. Ahmet Buran’ın “Kurşunlanan Türkoloji” kitabı; hangi coğrafyada olursa olsun Türk insanı, Türk dili veya Türk kültürü, baskı ve zulme maruz kaldığında dünyanın üç maymunu oynayarak görmezden gelişini gözler önüne seren bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Genel olarak Türk dili, edebiyatı ve tarihi ile ilgili konuları ele alan bilim dalına Türkoloji denir. Bu kitap; Türklük biliminin siyasal ve sosyal tarihini açıklarken hangi ideoloji, yönetim ve toplumların hangi dilden, dinden ve soydan insanların bu bilim alanına nasıl yaklaştıklarını da ortaya koymaktadır. Oryantalist, emperyalist, ideolojik ve siyasal yaklaşımlarla bilim odağındaki yaklaşımlar arasındaki farklılıkları gösterip, olayları daha doğru anlamamıza kılavuzluk etmektedir. Batıda Türkiye’den yaklaşık 80-90 yıl kadar önce başlayan Türkoloji çalışmalarına cumhuriyetin ilanından sonra bizde de önem verilmiştir. Türkologlarımız kısa sürede büyük mesafe katetmiştir. Yine de Türkoloji alanındaki çalışmalarımız bugün bil...