Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şeyh Galib - Tahmis (Mevlevi Nesîb Dede'nin (KS) gazelini tahmis)

Gavgâ-yı vahdet-i uzatan Mevlevîleriz Pâzâr-ı kesret-i kapatan Mevlevîleriz Devrân-ı biribirine katan Mevlevîleriz Nâmûs u câhı çâha atan Mevlevîleriz Dünyâ-yı dûnu hîçe satan Mevlevîleriz Mânend-i katre bahr oluruz bir bir irkilip Pür-cevher eyleriz gönül âyînesin silip Dürdâne-i hakîkate gû" sadef k"l"p Deh-rûz kâr u bâr"n" dehrin hebâ bilip Peygûle-i fenâda yatan Mevlevîleriz Gerdişdeyiz felek gibi leyl ü nehârda Bir şu’le gösterir bu hayâli fenârda Geh pîş-i yârda döneriz gâhî dârda Ârâmımız semâ iledir rûzgârda Girdâb-ı bahr-i 'ışka batan Mevlevîleriz Dil dâg-ı cevr ü elem sîne çâk çâk Gözde su cânda âteş ü bâd elde başda hâk Varken hulâşa bin hatâr u zahm-ı hevl-nâk Telhî-i fâka etmek için nefsimiz helâk Han-" vücûda zehr katan Mevlevîleriz Gerçi dakîka-dân degiliz her ulûmda Gâlib’le imtihân oluruz baht-ı şûmda Yokdur nâzîrimiz hele bu merzbûmda Biz ey Nesîb devlet-i Monlâ-yı Rûmda Dünyâ-yı dûnu hîçe satan Mevlevîleriz 

Ümit Yaşar Oğuzcan - Böyledir Akşamları İstanbul'un

Böyledir akşamları İstanbul'un Bir efkâr basar içini çoğu zaman Çaresizliğin, yalnızlığın aklına gelir Hatıralar kayar gider avuçlarından İçinde mevsimler değişir, aynalar kırılır Uzaklarda bir çocuk ağlar durmadan Evler, apartmanlar üstüne yıkılır Nereye baksan o eski deniz, o köhne liman Ansızın bir vapur düdüğü yırtar geceyi Başını alıp gidesin gelir uzaklara Düşündüğün bir anda öyle sessizce ölmeyi Çekilir sesler, değişir manzara Kapandı sanırken o eski yara Bir sızı başlar içinde, en derinden Bir bulut gelir, çöker üstüne kapkara İki damla yaş süzülür kirpiklerinden Bir meyhane köşesinde ararsın teselliyi Saatler geçip gider, kadehler boşalır Düşersin yollara canından bezmiş Başında bir ağrı, içinde kahır Şekiller bozulur, renkler kararır Solar ümitlerin, batan günle birlikte Böyledir akşamları İstanbul'un Eriyip gidersin o koyu mavilikte

İsmail Ak - Mamak

Ruhların Kâbe'sinde varsa şeytan taşlamak, Son nefesime kadar taşlarım seni Mamak... Kapıaltında, üç gün insanlığın utancı, Tende geçse de izi, ruhta dinmeyen sancı. Bir devletin ferdine uygulattığı şiddet, Yaşamayan inanmaz, Tanrım bu nasıl nefret..! Tecrit ön, tecrit arka, Kafes gibi hücreler Sağcı, solcu fark etmez, kabus gibi geceler... Atatürk'ün Nutku'nu biliyorken ezbere Tekmil vermek o Nutku hiç bilmeyen askere... Metazori okurken İstiklal Marşı'mızı, Akıttık içimize kanlı göz yaşımızı. Hani "Bizim Ordumuz" dediğimiz bir ordu, Mamak'ta hepimizi, can evimizden vurdu. "Komutanım", demezse biri rütbesiz ere, O hücrede kim varsa yazılırdı deftere. İlk "sayım"da hepimiz, falakaya yatardık. Sesimiz çıkmazdı hiç, dişimizi sıkardık. Uzatmazsan elini mazgalın arasından. Daha büyük bir ceza gelirdi arkasından... Kar yağarken diz boyu, avluda yalınayak. İki öğün yemeğe, günde üç öğün dayak..!? İradeyi kırmaktı, biliyorduk amacı, inancı içi...

Ümit Yaşar Oğuzcan - Sevmek

Erimek tadılmamış hazların ortasında Sevgiden kanatlarla bir boşluğa yükselmek Yaşamak dolu dizgin ve her gün biraz ölmek Zevklerin sonsuzluğa açılan sofrasında Akar ta içimize çeşmelerinden sükun Dupduru göllerinde gezer beyaz bir kuğu Huzur; o sevilmeyen kalplerin unuttuğu En eski bir şaraptır ellerinle sunduğun Büyük bir yangın gibi ateşin dudaklarda Duyarken özlemini en uzak bir yıldızın Sırrına eremeyiz nasıl yandığımızın Bir gün o ateş bizi alev alev sarar da Ne kadar tutuşsak boş, hala yanmak isteriz Ellerindeki bir şey çeker bizi derine bir büyü varmış gibi dalarız gözlerine Biliriz kanılmazsın, yine kanmak isteriz Bir rüyadan silkinip görürüz tek gerçeği Çeker bizi o tutku eşiğinden ölümün Anlarız hayallerin bizi terkettiği gün Dünyada tek gerçek var, seni sevmek gerçeği

Baki - Kaside (Der-medh-i Dîvân-ı belâgat-unvân-ı Sultân Süleymân Hân)

Hat-ı müşgfâmuñla ey gonca-i ter Şekerdür o lebler mümessek mükerrer Ne zîbâ yaraşmış o leblerle dendân Ne hûb imtizâc eylemiş şîr ü şekker Göñül nakdini aldı ‘ayyâr-ı gamzeñ Gamuñdan virüp câna dârû-yı hüş-ber Egerçi ser-âmed geçer şâh-ı sünbül Mu’anber saçuñla kaçan ola hem-ser Tolar bûy-ı müşgîn-i zülfüñle ‘âlem Döner nâfe-i miske çarh-ı müdevver Meger çîn-i zülfüñde pinhân olupdur Gubâr-ı der-i şehryâr-ı muzaffer Cihân-ı kerem Hân Süleymân-ı Gâzî Şeh-i âsmân-taht u hûrşîd-efser Hudâvend-i kâmil şehenşâhı‘âdil Cihân-dârı mukbilşeh-i dâd-güster Vücûd-ı şerîfiyle dünyâ müşerref Zamîr-i münîriyle ‘âlem münevver O Şâhı felek-kadr kim dergehine Mülûk-i cihân bende ‘âlem musahhar Rikâbında kürsî gerek tâcı Kisrâ Olaşol zamân kim süvârı tek-âver Mülûk-i zamâne öñince revâne Rikâbı hümâyûnda Hâkân u Kayser Ne yaña buyursa revâdur getürmek Devâtın Aristû silâhın Sikender Eger peyk olurlarsa lâyık öñince İnüp tâcı zerrîn ile heft ahter Saçar bezme nûrı döker rezme nârı O tâcı murassa’ o tîg-i...

Yusuf Ziya Ortaç - Anahtar

-1- Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Açsam göğün mavi kapılarını. Bir samanyolundan geçip dolaşsam Yıldızların altın yapılarını! Dolansa boynuma ışıktan kollar, Açsa esrarını gök perde perde: Kayıp sesleri duysam yeniden, Kaybolan yüzleri görsem göklerde!... -2- Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Toprak kilidini açsam dünyanın, Çözsem düğüm düğüm muammasını Ölüm denen sonsuz, büyük rüyanın! Gelse bahçe bahçe mevsimler dile, Ağaçlar, çiçekler konuşsa biraz: Kimdir şu dallarda kızıl gülleri Böyle alev alev yakan sihirbaz! Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Ne yıldızlar için, ne güller için! Alnı eşiğinde bekleyenlere Açılmak bilmeyen gönüller için!

Bağdatlı Ruhi - Terkib Bend (Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der)

Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der Meyhânede ister yıkılup olmağı vîrân Bîçâre harâb olmadan âbâd olayım der Elden komasun câm-ı meyi gül gibi bir dem Her kim ki bu gamhânede dilşâd olayım der Bir serv-kadün bende-i efgendesi olsun Âlemde o kim gussadan âzâd olayım der Ömrün geçirüp kûh-ı belâda dil-i şeydâ Berhem-zen-i hengâme-i Ferhâd olayım der Vasl istemeyüp hicr ile hoş geçdügi bu kim Miskîn gam-ı cânâneye mu‘tâd olayım der Gezdi yürüdi bulmadı bir eglenicek yer Min-ba‘d yine âzim-i Bağdâd olayım der Bağdâd sadefdür güheri dürr-i Necef’dür Yanında anun dürr ü güher seng-i hazefdür

Mehmed Akif Ersoy - Süleymaniye Kürsüsünde (Safahat'tan - 44)

  Kardeşim Fatîn Hoca’ya Köprüden çok geçerim; hem ne kadar geçtimse, Beni sevk etmedi bir kerrecik olsun ye’se, Ne Halîc’in o yosun çehreli miskin suları; Ne onun hilkate küsmüş gibi durgun kenarı! Herkesin hissi bir olmaz. Meselâ karşıdaki, Sâhilin, başbaşa vermiş, düşünen, pis, eski. Ağlamış yüzlü, sakîl evleri durdukça, sizin, İçinizden acı şeyler geçecek hep... Lâkin, Bak benim öyle değil... Siz de biraz şâir olun: Meselâ, geçtiğiniz yalpa yapan tahta yolun, Cedd-i merhûmu aceb sal mı demekten ne çıkar? (*1) Geliniz farz edelim biz bunu: Sâbih bulvar! Köprüler asma imiş Avrupa âfâkında... Varsın olsun, o da bir şey mi? Bizim Şark’ın da, Böyle daldırma olur... Hem açınız âsârı, Köprünün nerde görülmüş, hani, tahte’l-bahrı ? Anladım: Ben ne kadar şi’re özensem de, demek, Seni ey sevgili kâri’, bu telâkkî , pek pek, Azıcık güldürecek... Yoksa öbür yanda, hazin, Bin hakîkat sırıtırken kıyısından denizin, Diyeceksin ki: “Hayâlin yeri yoktur... Boşuna!” Ya şu timsâl-i İlâhî de mi gi...

Yahya Kemal Beyatlı - Rubai (Bilmem ki kime yahut neye uyduk gittik")

Bilmem kime yahut neye uyduk gittik Gâhi meye gâhi neye uyduk gittik Erbâb-ı zekâ riyayı mezhep bildi Bizler dili divâneye uyduk gittik

İbrahim Sadri - İstanbul'a Kar Yağıyordu

Yetmişdokuzun kışıydı, Sertti, soğuktu İstanbul'a kar yağıyordu. Kömür yanıyordu sobalarda Geceleri polisler, bekçiler oluyordu. Bir de biz oluyorduk Ölümüne üşüyorduk ha Yalan yok polisler de üşüyordu Onaltı yaşındaydım .. Her şeyi bükecek bileğim vardı Onaltı yasındaydım Aslan gibi ortadaydım Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına Senin için şiirler, Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için Kahrolsun yazacak kadar adamdım Onaltı yaşındaydım Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden Ne de birileri kahroluyordu Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden Onaltı yaşındaydım Yalan yok Ben yazmaya böyle başladım Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer Yıkıldı gitti. Simdi güzel kağıtlara yazıyorum, Kocaman laflar ediyorum Marşlar biliyordum, Kitaplar okuyordum. Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum. Bak İstanbul'u seviyordum Seni seviyordum Dualar öğreniyordum Meydanlarda toplanıp ...

Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler

  Anlatmaya bağlı edebı metinler destan, masal, halk hikayesi, mesnevi, manzum hikaye, hikaye ve romandır. Göstermeye bağlı edebı metinler de tiyatro genel başlığı altında toplanmaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosundan ortaoyunu ve Karagöz, modern tiyatrodan da oyun, dram, trajedi göstermeye bağlı edebi metinlerdendir. Her iki gruptaki metinlerin ortak özellikleri, insana özgü bir gerçekliğin kurmacanın imkanlarıyla yorumlanması, dönüştürülmesi; bir olay örgüsünde birleşip bütünleşerek bir araya gelen kişi, mekan, zaman gibi ögeler yardımıyla insana özgü soyut gerçekliğin somutlaştırılmasıdır. Anlatmaya bağlı edebı metinler ile göstermeye bağlı edebı metinler arasındaki temel farklılık anlatma ve gösterme kelimeleriyle ifade edilen anlatma biçimlerindedir. Anlatma esasına bağlı edebi metinler, yaşadığımız dünyada gerçekleşmiş veya gerçekleşen bir olayı, görünüşü olduğu gibi anlatmazlar. Sanatçı dış dünyadan aldığı gerçekliği, kendi duygusu, iç dünyası, yaşadığı dönemin özellikleriyl...

Elif Yavaş - Oğuzhan Saygılı İle Kitap Projelerine Dair Röportaj

Güneydoğu Anadolu’yu konuk edelim sohbetimize. Akdeniz ikliminin sıcaklığı Güneydoğu halkının sımsıcak insanlarıyla buluşsun. Antep fıstığı ve baklavalarıyla dünyaya meydan okuyan, meşhur ev yemekleriyle Türk mutfağını buluşturan Gaziantep ilimize uzanalım. Gaziantepli bir beyefendiyle uzun zamandır röportaj yapmak istemiştim ve sonunda sağ olsun beni kırmadı. Oğuzhan Saygılı Bey ile tanıştırayım sizleri. Kendisi bir sınıf öğretmeni ve aynı zamanda Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV) Gaziantep şubesi nin “Kitap Hediye Ediyoruz” sloganı yla başlattığı “Kitap Şuuru” etkinliği çerçevesinde her hafta düzenli olarak hediye kitap kampanyasıyla Türkiye’nin tüm illerini okumaya ve yorumlamaya teşvik eden bir eğitimcidir. Bu projeye katılan eğitim gönüllüsü ve kitapsever dostlarla farklı illerde, farklı kurum ve kuruluşlarda düzenledikleri edebî sohbet ve kitaplar üzerine yapılan söyleşilere her ne kadar katılamasam da her hafta bu projedeki kitap çekilişine katılan aktif bir gönüllüy...

Hoca Ahmed Yesevi - 7'nci Hikmet (Görür müyüm?)

“Kul huva’llâh, Sübhâna’llâh!” vird eylesem, Bir ve Vâr’ım, cemâlini görür müyüm? Baştan başa, hasretinle feryâd eylesem, Bir ve Vâr’ım, cemâlini görür müyüm? Elli birde çöller gezip, otlar yedim. Dağa çıkıp, kulluk edip gözüm oydum. Cemâlini göremeden, cândan doydum, Bir ve Vâr’ım, cemâlini görür müyüm? Elli üçte vahdet meyin lütfeyledi. Yoldan sapmış mücrimi ıslah eyledi. “Allah” dedim,“Lebbeyk!” dedi söz aldı, Bir ve Vâr’ım, cemâlini görür müyüm? Yaşım elli iki, geçtim ev barktan, Ev ve bark ne demek, belki de cândan. Baştan, cândan geçtim, hatta imândan, Bir ve Vâr’ım, cemâlini görür müyüm? Elli dörtte bedenim ağlar eyledim. Ma’rifet meydanında seyrân eyledim. İsmail gibi, cânım kurbân eyledim. Bir ve Vâr’ım, cemâlini görür müyüm? Elli beşte cemâl için saâil oldum. Kavruldum, yandım, lütfuna nâil oldum. Bi hamdillah, tâlib-i cemâl kul oldum, Bir ve Vâr’ım, cemâlini görür müyüm? Yaşım elli altı, dertlidir başım, Tövbe ettim, akar mı ki gözyaşım? Erenlerden olsa bir gönüldaşım, Bir v...

Cemal Safi - Hadi Git

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle, Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar. Mademki benli hayat sana kafes kadar dar, Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. Hadi git, benden sana dilediğince izin, Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın. Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak! Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez, Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez. Her darbene tahammül edecektir bedenim, Gururum mani olur perişanıma benim. Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Sana gül bahçesini kim açar benden başka! ...

Halim Yağcıoğlu - Sardunya

Bir sardunya olmak isterdim şu dünyada Kırıldıkça kırıldıkça yeşeren Öylesine al al veren Bir sardunya Bir sardunya olmak isterdim şu dünyada Bir avuç toprağım olsun ama benim olsun İste bir saksıda olsun ister dağda olsun Yeter ki gönlüm rahat olsun

TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, Özbekistan Yazarlar Birliğini Ziyaret Etti

TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, Özbekistan ziyareti kapsamında Özbekistan Yazarlar Birliği’ni ziyaret ederek, Özbekistan Yazarlar Birliği Başkanı ve Özbekistan Halk Şairi Sirojiddin Sayyid ile bir araya geldi. Gerçekleştirilen görüşmede, TÜRKSOY ile Özbekistan Yazarlar Birliği arasındaki mevcut iş birliğinin güçlendirilmesi ve edebiyat alanında ortak projelerin hayata geçirilmesine yönelik konular ele alındı. Bilindiği üzere, TÜRKSOY Daimi Konseyi’nin kararıyla 2026 yılı “Andican – Türk Dünyası Kültür Başkenti” ilan edilmiştir. Bu kapsamda, Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde TÜRKSOY Yazarlar Birliği’nin bir sonraki dönem toplantısının Özbekistan’da gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Öte yandan, yakın bir tarihte Türkiye’nin başkenti Ankara’da bulunan TÜRKSOY Genel Merkezi’nde ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nde (ASBÜ), Türk dünyasının büyük şairi ve mütefekkiri Ali Şîr Nevâî’nin doğumunun 585. yıl dönümüne ithafen Anma Programı ve Uluslararası Panel düzenlenecektir....

Şeyh Galib - Kaside (Der vasf-ı şerif-i matbah-ı latif-i tarikat-i Mevleviyye kaddesallahü esrârahüm)

Muallâ dûd-mân-ı evliyâdır matbah-ı Monlâ Dil ü câne ocağ-ı kimyâdır mâtbâh-ı Monlâ Çerâğ-ı pür-ziyâsı sırr-ı Âteş-Bâzdan yanmış Bütün pervânegân-ı 'ışka câdır matbah-ı Monlâ Anâ rûh-sûdedir âteş-perestân-ı mâhâbbet hep Semender-hâne-i mihr-ü vefâdır matbah-ı Monlâ Çekilmişdir simât-ı ni’met-i elvân-ı âfâka Halîl-i 'ışka gülzâr-ı safâdır matbah-ı Monlâ Semâ’-ı dest-efşânı sanırsın nev-niyâzanın Matâr-ı tâirân-ı kibriyâdır matbah-ı Monlâ Yeter fakr ehline yüzler karası mâye-i râhmet Makâm-ı hıdmet-i Âl-i Âbâdır matbah-ı Monlâ Alır ehl-i velâyet kısmetin bir bir o dergehden Kerâmet kânıdır kenz-i Hudâdır matbah-ı Monlâ Nihâyet ibtidâya ric’at olmuş seyyidül kavme Bakılsa zîr-i hatt-ı istivâdır matbah-ı Monlâ Havâlanmâ sakın âvâre gezme aşiyân-gir ol Kebûter-hâne-i sıdk u safâdır matbah-ı Monlâ Giren müştâkdır ol dûd-mâne girmeyen müştâk Misâl-i Kâ’be bir hayret-fezâdır matbah-ı Monlâ Tecerrüd-pîşe derd-endişe lâzımdır taleb-kârî Aceb germ-âbe-i ibret–nümâdır matbah-ı Monlâ Yâraşm...

Halide Nusret Zorlutuna - Sevmek

Büyük kudretine pek çok inandım, Seni ta içimden sevdim ben, Tanrım! Gönlüme tecelli eyledin sandım; Yavrumu bağrıma basarken, Tanrım! Yüzü gülden pembe, güneşten parlak, Gözlerinin nuru sendedir mutlak, Onun çehresinde sana tapınmak Eğer bir günahsa affet sen, Tanrım! Gönlüme taktım da neşeden kanat, Gözlerime doldu göklerin kat kat... Her eserin güzel ve yüksek, fakat Bu çocuk en büyük mucizen Tanrım!

Odil Yoqubov - Diyonatni dilga jo aylab

Ilm-fan sayozlashib, o‘rnini oddiy axborotlarga bo‘shatib bergan, fikr qolipga tushib qolgan bir davrda kattayu kichik minbarlardan xuddi qasam ichganday mamlakatimizda millatlar va elatlar gullab-yashnayotgani, yaqin kelajakda barcha elu elatlar bir-birlariga butkul singishib ketishi haqida irod qilingan «otashin» nutqlar mavjud hayotni yolg‘on yashiqdan iborat tasavvurga ko‘mib tashlagan edi. Nihoyat, vulqon kabi portlagan hodisalar qog‘oz gulga o‘xshash yasama shiorlarni tilkalab itqitdi va… biz bugun nimalarga shohid bo‘lib turibmiz? Gapning ochig‘i — juda kam narsaga… Ko‘rish, kuzatish — tasavvur uyg‘otadi, hozir ko‘rgan-bilganingni umumlashtiradigan va oqilona xulosalar chiqaradigan payt. Keling, bir nazar tashlaylik, borki voqelikka bo‘lmasa-da, imkon darajasida, masalan, O‘zbekistonning madaniy hayoti bilan bog‘liq muammolarga nazar tashlaylik, mubohasa qilaylik. Hamsuhbatimiz — Odil Yoqubov, O‘zbekiston xalq yozuvchisi, jumhuriyat Yozuvchilar uyushmasining birinchi kotibi, SSS...

Baki - Kaside (Der-tehniye-i kudûm-i Sultân Süleymân Hân ez sefer-i huceste-eser)

İtdi şehri şeref-i makdem-i Sultân-ı cihân Reşk-i bâg-ı İrem ü gayret-i gülzâr-ı cinân Şâdmân oldı bu gün devr-i kühen-sâl yine Vuslat-ı Yûsuf ile niteki pîr-i Ken’ân Rûşen oldı açılup dîde-i Ya’kûb-ı emel Demidür menzil-i ‘işret ola Beytü’l-ahzân Ol zamân irdi ki biñ şevk ile tâvûs-ı neşât İde sahn-ı harem-i bâg-ı cihânda cevlân Mehçe-i râyet-i mansûr-ı cihân-efrûzı Matla’-ı subh-ı zaferden yine oldı tâbân Umaruz kim bulına Ka’be-i maksûda vüsûl Geçdi çün devlet ile yirlü yirine erkân Devlet ikbâl kılup eyledi tâli’ yârî Hâsılı üstümüze döndi sipihr-i gerdân Nice dem derd ile dem-beste kalup gonca-sıfat Bagrumuz delmiş idi mihnet-i hâr-ı hicrân Hamdü li’llâh visâl-i Şeh-i ferhunde-hısâl Kalbümüz açdı yine niteki verd-i handân Güher-i kân-ı kerem nakd-i hayât-ı ‘âlem Rûhdur cismi cihân milketine hükmi revân Hâfız-ı dîn-î kavî hâmî-i şer’-i Nebevî Tâyi’-i emr-i Hudâ tâbi’-i nass-ı Kur’ân Husrev-i Cem-’azamet dâver-i Hâkân-satvet Belki eñ kem kulı Cem ‘abd-i hakîri Hâkân Dâver-i devr-i z...

Hasan Hüseyin Korkmazgil - Acılara Tutunmak

Acı çekmek özgürlükse Özgürdük ikimiz de O, yuvasız çalıkuşu Bense kafeste kanarya O, dolaşmış daldan dala Savurmuş yüreğini Ben bölmüşüm yüreğimi Başkaldıran dizelere Kavuşmak özgürlükse özgürdük ikimiz de elleri çığlık çığlık yan yana iki dünya ikimiz iki dağdan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik buluşmuştuk bir kavşakta unutmuştuk ayrılığı yok saymıştık özlemeyi şarkımıza dalmıştık mutluluk mavi çocuk oynardı bahçemizde aramakmış oysa sevmek özlemekmiş oysa sevmek bulup bulup yitirmekmiş düşsel bir oyuncağı yalanmış hepsi yalan sevmek diye bir şey vardı sevmek diye bir şey yokmuş Acı çektim günlerce Acı çektim susarak Şu kısacık konutlukta Deprem kargaşasında Yaşadım birkaç bin yıl Acılara tutunarak Acı çekmek özgürlükse Özgürüz ikimizde acılardan artakalan işte o bakışlarmış kuğu diye gözlerimde gün batımı bulutlarmış yalanmış hepsi yalan savrulup gitmek varmış ayrı yörüngelerde...

Nef’i - Kaside (Der-Ta’rif-i Şehr-i Edrine bâ-Medh-i Sultân Ahmed Hân)

Edrine şehri mi bu yâ gülşen-i me’vâ mıdır? Anda kasr-ı pâdişâhî cennet-i a’lâ mıdır? Beyt-i Ma’mûr-ı felek mi ol fezâda ol sarây Yâ zemîni cennet olmuş Kâ’be-yi ulyâ mıdır? Cûylar mı devr iden tarf-ı çemen-zârın yahûd Mâ’i pervâz ile kat’olmuş yeşil hârâ mıdır? Sebz ü hurrem bir fezâ mı her kenâr-ı cûy-bâr Yâ miyân-ı cûda aks-i künbed-i hadrâ mıdır? Hıfz içün yahûd vücûd-ı pâdişâhı cûylar Pâsbân-ı genç-i devlet olmuş olmuş ejderhâ mıdır? Cenneti görmüş bir âdem var ise gelsün disün Tarhı anın dahı böyle dil-keş ü ra’nâ mıdır? Güllerinde var mı böyle reng ü bûy-ı dil-firîb Yâ nesîm subhı böyle bûstân-pîrâ mıdır? Bir dıraht-ı ser-firâzı var mı bâğ-ı cennetin Yohsa ancak vâ’izin medh itdüği Tûbâ mıdır? Bunda Tûbâdan kalur mı müşg-bîd-i ser-nigûn Yâ gubâr-ı berg-i Tûbâ anda müşg-âsâ mıdır? Habbezâ cây-ı neşât-efzâ ki Rıdvân görse ger Hayretinden dirdi bu cennet midir dünyâ mıdır? Sun’ı Hak yâ Gülşen-i cennetden ifrâz eylemiş Başka bir cây-ı tarab-engîz ü gam-fersâ mıdır? Dâ’imâ böyle müfe...