Ana içeriğe atla

Esrar Dede - Na't-ı Nebi

Ey kitāb-ı ‘ilminiñ bir harfi dîvān-ı ḥikem

‘Aḳl-ı küll ‘indinde ṭıfl-ı nev-sebaḳḫān-ı ḥikem


On sekiz bin ‘ālemiñ ümmü’l- kitābından seniñ

Gūyiyā bir deste evrāḳ-ı perîşān-ı ḥikem


Rūḥ-ı ‘ulyāya kemāl-i ma‘rifet taḥṣîline

Āsmān-ı nüh-ḳıbāb oldu debistān-ı ḥikem


Çār aẓdād-ı muṭalsamdan edip fażlın ‘ayān

Rütbe-i ḥadd-i kemāle erdi erkān-ı ḥikem


Şāddır ol kāleb-i bāḳî-nümā fānî-edā

Kim edip ifnā-yı ṣūret oldu insān-ı ḥikem


Noḳta-i ḥarf-i vefādır ẕāt-ı aṣḥāb-ı vefā

Nüsḫa-i maṭlūbdur eṭvār-ı rindān-ı ḥikem


Noḳtadır ammā özü mecmū‘a-yı taḥḳîḳdir

Ẕātıdır ser-levḥa-yı tevḥîde ‘unvān-ı ḥikem


Noḳta kim sırr-ı derūn-ı ārif-i āgāhdır

Hep anıñ tefsîridir düşvār u āsān-ı ḥikem


“Kenz-i lā-yefnā” dil-i ‘ārifdedir kim aşḳdır

‘Aşḳ ism-i ẕāt-ı ẕāt esrār-ı irfān-ı ḥikem


Defter-i ẕātıñdan ancaḳ evvelîn ü āḫirîn

Noḳta-i vāḥid görüp eylerler i‘lān-ı ḥikem


Ma‘rifet ol rāzda ḥayretle ḳaldı mu‘terif

‘Aḳl-ı kül taḥḳîḳ edince oldu ḥayrān-ı ḥikem


Ẕerre-i mihr-i cemāliñdir ‘uḳūl-i enbiyā

Ḳatre-i baḥr-i kemāliñdir bu ‘ummān-ı ḥikem


Bir ṣadef çıḳdı o deryādan ki dildir ‘ālemi

Ḥāliyā etmekde ġarḳ-ı dürr ü mercān-ı ḥikem


‘Aḳl ol deryā kenārında ḫaẕef-pāre yatur

Mevcāsā ḫıyre-ser-fehm-i perîşān-ı ḥikem


‘Aḳlını bir şey ṣanıp idrākine ṣarf eyleyip

Oldu bî-çāre ḥakîm ol rehde nādān-ı ḥikem


Ba‘żısı ġark-ı ḍalāl ba'żı necāta erdiler

Çün hücūm etdi cihān-ı dîne ṭūfān-ı ḥikem


Keştîsi kalb-i selîm ü nāḫudāsı Nūh-ı cān

Olmalı kim kat‘ ola bu bahr-i cūşān-ı ḥikem


‘Aşḳdır her rāh-ı nūruñ müntehā-yı menzili

‘Aşḳdır maṭlūb-ı ḥāl ü ḳāl-i ‘irfān-ı ḥikem


‘Aşḳsız rūşen degil ma‘nā-yı ḥikmet ey ḥakîm

Şu‘le-i dil-sūzdur şem‘-i şebistān-ı ḥikem


‘Aşḳdan bî-behreler ‘allāme-i devrān iken

Oldular görmez misin meftūn-ı ṭuġyān-ı ḥikem


Olmasa mihr-i ḥaḳîḳat leyle-i ẓulmānidir

Āftāb-ı fażl dolsa ḫāveristān-ı ḥikem


‘Aşḳ ‘aşḳ ammā ḥuṣūlü ol şehiñ destindedir

Kim derinde çāker-i ‘irfān Süleymān-ı ḥikem


Olmayanlar müntesib dergāhına me’yūsdur

Ehl-i cem‘ ü neşre hep andandır iḥsān-ı ḥikem


Ṭālib-i işrāḳ-ı mihr-i ma‘rifet olduñ ise

Eyle mişkāt-ı nübüvvetden fürūzān-ı ḥikem


Eyle nîsān-ı sirişki ‘aşḳ-ı Ahmed’le nisār

Tā ki deryā-yı dil olsun gevher-efşān-ı ḥikem


Öyle Aḥmed kim lisān-ı ṣıdḳ-ı cümle enbiyā

Öyle Aḥmed kim me’āl-i nuṭḳ-ı pîrān-ı ḥikem


Feyżiniñ dil-zindesi Ḥıżr u Mesîḥ-i cāvidān

Teşne-i cām-ı peyāmı āb-ı ḥayvān-ı ḥikem


Fażl fażlıñdan kemāl aldı edip tekmîl-i nefs

Ma‘rifet bābında şākird idi Luḳmān-ı ḥikem


Ḥükmün Eflāṭūn ḳabūl etmezse bi’llāh ‘adl olur

Bir ġabiyyü’ẕ-ẕihn küll-i nābe-sāmān-ı ḥikem


Nutḳunuñ her nüktesi mecmū‘a-i cümle ‘ülûm

Dürr-i yektā-yı ḥadîs̠i ḥāṣıl-ı kān-ı ḥikem


Çār mecmū‘a kitāb-ı na‘tına beytü’l-ḳaṣîd

Çār unṣur bir rubā‘î medḥ-i sulṭān-ı ḥikem


Naẓra-i iḥsānına merbūṭ şühūd-i ma‘rifet

Cünbiş-i ebrūsuna merḫūn bürhān-ı ḥikem


Çāker-i dil-ḫāhı ḥall-i ‘aḳd-i esrār-ı ‘ülûm

Ġamzesiniñ bende-i fermānı fermān-ı ḥikem


Ḫalḳa-i gîsūsuna ma'ṭūf illā hūy-ı ‘aşḳ

Ebruvānı medd-i bismillāh-ı furḳān-ı ḥikem


La‘liniñ İlyās bir bîmār-ı iḥyā-kerdesi

Çeşmine maḥkūmdur ‘Īsî-yi devrān-ı ḥikem


Sāḥa-yı tevḥîdde el-ḥaḳ ẕebān-ı enṭaḳı

Dest-i Ḥaḳ’da seyf-i meslūl-i dıraḫşān-ı ḥikem


Sāye-i bî-sāye-i ẕāt-ı ḫudāvend-i ḥakîm

Maẓhar-ı ḫāṣṣ-ı vücūd-ı Ḫāliḳ-i cān-ı ḥikem


Olsa daḫı sāyesi hep ḳudsiyān yaġmalayıp

Eyler idi zülfüne ‘ıṭr-ı gül-efşān-ı ḥikem


Ẓıll-i envārı ‘uyūn-ı ġaybiyāna sürmedir

Şaḫs-ı ḳudsî sāyesi mir’āt-ı çeşmān-ı ḥikem


‘Aşḳınıñ āşüftesi aṣḥāb-ı temkîn-i kemāl

Ḥüsnünüñ dîvānesi ‘aḳl-ı cihānbān-ı ḥikem


Ey şehenşāh-ı rusül-‘asker ḫıdiv-i lā-mekān

Ẕāt-ı pākiñ zîb-i taḫt u tāc-ı dîvān-ı ḥikem


Süllem-i mi‘rācınıñ yek-pāresi taḫṣîṩ-i ẓāt

Defter-i i‘cāzınıñ her ḥarfi Ḳur’ān-ı ḥikem


Ṭȏb-ı teşri‘ ile çevgān-ı ḥikem1 maḥkūm sañā

Evvel ü āḫir seniñdür ṣaḥn-ı meydan-ı ḥikem


Ḥüsnünüñ Dāvūd olup bir na‘t-ḫˇān-ı muḫlisi

Şu‘be-gîṙ-i vaṣfıñ idi ol dem elḥān-ı ḥikem


Bunca sāl aḳdem ‘idād-i āsafānından idi

Enbiyā vü evliyā nükte-şümārān-ı ḥikem


Maṭlebim iḥsāndır yoḫsa degil ḫaddim benim

Vaṣfını ḥālā ederken her süḫan-dān-ı ḥikem


Ḫāme-i Mecnūn-edā bir bü’l-‘aceb dîvānedir

Hem siyeh-mest-i muḥabbet hem ġazel-ḫān-ı ḥikem


Dürr ü gevher-pāş olur dökdükçe eşk-i çeşmini

Aġlamaḳdandır aña feyż-i firāvān-ı ḥikem


‘Ācizim ḫāmem gibi güftāra yoḳdur ḳudretim

Lākin oldum dest-i iḥsānında gūyān-ı ḥikem


Pes hezārān ‘acz ile Esrār-ı işkeste-ḳalem

Etdi bu na‘tı o şāḥu’ṣ-ṣadr-ı dîvān-ı ḥikem


------

Fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilün

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cho'lpon - Go'zal

Qorong‘u kechada ko‘kka ko‘z tikib, Eng yorug‘ yulduzdan seni so‘raymen. Ul yulduz uyalib, boshini bukib, Aytadir: men uni tushda ko‘ramen. Tushimda ko‘ramen – shunchalar go‘zal, Bizdan-da go‘zaldir, oydan-da go‘zal!

Gülcan Havva Eraslan - Dünyanın İşleri: Ötkir Haşimov

Türkiye’nin gündemine giren “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı” manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Bugün Türkiye’nin gündemine giren  “Özbekistan Türkçe kullanma kararı aldı”  manşetleri tam bir kara cehalet örneği. Niçin böyle derseniz, Özbek edebiyatının en sevdiğim yazarlarından birini size tanıtarak cevap vermek isterim. Tabi bu tanışma, Özbekistan’ın dilinin asırlardır Türkçe olduğu, Çağatay Türkçesi olarak bildiğimiz Doğu Türkçesinin Uygur Türkçesi ile beraber temsilcisi olduğunu, dil çalışmalarında da Karluk grubu Türkçesi sınıfında yer aldığını söylememize engel değil.

Hüseyin Nihal Atsız - Geri Gelen Mektup

  Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Omon Matjon - Umr o'tar

Umr o'tar, vaqt o'tar, Xonlar o'tar, taxt o'tar, Omad o'tar, baxt o'tar, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sening yurishlaring, sening kulishlaring. Bahorda bog' na go'zal, Qor tushsa tog' na go'zal, Bu yoshlik chog' na go'zal, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan So'zsiz qarashlaring, holim so'rashlaring. Oy chiqar goh zaholi, Do'stlar ko'pdir vafoli, Hayot shundan safoli, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan Sokin so'zlashlaring, pinhon izlashlaring. Umr - yo'l, qayrilish ko'p, Uchrashish, ayrilish ko'p, Unutish, aytilish ko'p, Lekin hech qachon chiqmas yodimdan O'sha kulishlaring, o'sha kelishlaring... 1979

Qaçaq Nəbi

Azərbaycanın xalq qəhrəmanı Qaçaq Nəbi 1854-cü ildə Gəncə quberniyasının Zəngəzur qəzasının Aşağı Mollu kəndində (indiki Qubadlı rayonunda) anadan olub. Onun qaçaqçılıq etməsinin maraqlı tarixçəsi var.

Alisher Ibodinov - Bir tomchi yosh (hikoya)

— Hammaning kelini abitta o‘tiri-ib kashta tiksa, meniki kitobga termiladi! «Olima-da!» — Qudasi Qurbon kampirning ma’rakada katta-kichikka eshittirib va atayin unga tegizib shangillashi Sobira xolaga og‘ir botdi. Atrofida o‘tirgan bir-ikki kampir labini qimtidi. Qo‘shnisi Payzi otin uning tizzasiga qo‘lini bosib: — Indamang! — dedi. Sobira xola og‘iz ochmadi. Ma’rakadan so‘ng boshda tuguni bilan qudasinikiga o‘tdi. — Quda, — dedi. — Mana siz kelin-kevat ko‘rgan kayvoni xotinsiz. Mangina shu yosh, lodon qizimni sizga topshirganmanki, bilmaganini o‘rgatar, o‘zi bovlab olar deb. Lekin, haligi, ma’rakadagi gapingiz teshib ketdi-da, mani, quda! Shunday dedi-yu, ovozi titrab, ko‘ziga yosh keldi. Sobira xolaning ko‘ngli bo‘sh. Sal dili ozor cheksa, darrov ko‘zi g‘iltillab qoladi boyaqishning. Qurbon kampir kesatig‘i qudasiga alam qilganini sezdi-da, ichidan yayrab ketdi. «O‘la, achitibdi-ku, gapim», deb xayolidan o‘tkazdi va yumshoq ohangda: — Ha, endi, og‘izning darvozasi yo‘q, bir chiqib k...

Murad Muhammed Dost - Kapının Önündeki Köpek

  Alaper, gece boyu uyumadı. Başını biraz kaldırmaya görsün, beyninde o tarif edilemez ağrı uyanıyor, “lok lok” vuruyor, kafatasını yarıp çıkacakmış gibi oluyordu. O, burnunu yere dayayıp yatarken ağrıya dayanamayıp ara sıra uluyordu. Seher vakti olmuştu. Alaper’in sol yağrısına bir köpek sineği iğnesini geçirdi. O, ayağını uzatıp sineğin iğnesini geçirdiği yeri kaşıdı. Yerinden kalkmaya çalıştı lakin bir ağrı göğsünü yakar gibi olup canını yaktı. Yan tarafa aktarılıp bir iki kez silkindi, sesi kesildi. O sırada nereden geldiği anlaşılamayan, henüz kuyruğu kesilmemiş bir köpek yavrusu gelip Alaper’in burnunu yalamaya başladı. Dili sıcaktı. Alaper biraz rahatlayıp inler gibi sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmeden yavru köpeğin canı sıkılmış olmalı ki incecik kuyruğunu bacaklarına dolanarak, oynaklaya oynaklaya uzaklaştı. Sonra geriye dönüp baktı. Alaper’in ayaklarının ucundaki kemiği görüp yine geri döndü. Yavru köpek çok sevinmişti. Minnettarlığını göstermek için Alaper’in kuyruğ...

Ahmet Haşim - Yeni Bir Şair Hakkında Birkaç Satır

Bundan on beş, on altı sene evvel, Galatasaray lisesi sıralarında henüz bir talebe iken, aruz vezninin mukassi darlığı içinde ciğerlerinin rahat teneffüs edemeyeceğini hissederek, Régnier ve Verhaeren'in Fransız nazmında yaptıkları inkılâbın tesiri altında, Türkçe şiir için, rüzgara göre dağılan, toplanan, sönen, canlanan, bir çoban ateşi tarzında, his tahavvüllerine ve ahenk zaruretlerine tâbi serbest bir vezin düşünmüş ve bunu "Yollar" ve "O belde" isimli iki manzumemde tatbik etmiştim. Halk denilen büyük denizin fırtınalarına asla çıkamamış ve daima korkak kuğular gibi, havuz genişliğinde dar bir sahada kalmış olan diğer şiirlerim gibi "Yollar" da yeni şekliyle ancak mahdud bir genç zümresi içinde merakı tahrik etmiş ve bazı şiddetli münakaşalara mevzu teşkil etmişti. Bu münakaşalar sırasında, serbest nazmımın hakikatte bir "serbest müstezat" olduğunu, nazariyatta yed-i tulâ sahibi olanlardan öğrendim. "Yollar" ve "O belde...

Ali Şir İbadinov - Bir Damla Yaş (Hikaye)

               — Herkesin gelini öğle arasında oturup nakış işler,   benim gelinimin gözü kitapta. “Âlime” [1] işte.                 Kurban ninenin merhum için verilen yemekte, büyük küçük herkese işittirerek ama ona laf dokundurarak konuştukları Sabire teyzenin gücüne gitti. Etrafında oturan bir iki yaşlı kadın ağzını kapattılar. Komşusu Feyziye Hanım onun sizine elini koyup:                 —Boş ver, sesini çıkarma, dedi.                 Sabire teyze ağzını açmadı. Yemekten sonra elinde bohçayla hımsının evine gitti:                 —Hısım. Bakın, siz gelin görmüş kadınsınız. Ben şu genç, bir şey bilmeyen kızımı size emanet ettim ki bilm...