Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ahmet Haşim - Akşam Yine Toplandı Derinde

  Cânân gülüyor eski yerinde Cânân ki gündüzleri gelmez Akşam görünür havuz üzerinde, Mehtâb, kemer tâze belinde Üstünde sema, gizli bir örtü Yıldızlar, onun gülüdür elinde...

Nadirebegim İbrahimova – Yazarın Ölümü (Hikâye)

Bir kez kalp krizini yenen yazarın gönlünü hoş tutmaya çalışıyorlardı ama o Nisan ayının tam ortasında kanserden öldü. O sırada, hastanede onun yanında hemşireden başka kimse yoktu. Hemşire nasıl olduysa yazarı tanıyordu. Hikayelerini okumuştu. Başka hastalardan daha fazla onun yanında bulunuyordu. Ağzından bir söz çıkar da bir isteği olur mu diye kendini parçalıyordu. Ona sorduğu son soru şu oldu: — Karınız geldi, içeri girsin mi? Yazar başını salladı ancak gözlerini kapıdan ayırmadı.

Mehmed Akif Ersoy - İstibdad (Safahat'tan - 20)

  Kardeşim Midhat Cemâl’e Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdâd, Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yâd! Diyor ecdâdımız makberlerinden: “Ey sefîl ahfâd , Niçin binlerce ma’sûm öldürürken her gelen cellâd, Hurûş etmezdi, mezbûhâne olsun, kimseden feryâd?

Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur (Roman Özeti)

ESERİN ADI: Huzur YAZARI: Ahmet Hamdi Tanpınar YAYINEVİ ve BASIM TARİHİ: İmge Yayınevi, 1998 KONUSU: Mümtaz’ın başından geçen olaylar ve Nuran’la yaşadıkları.

Kemalettin Kamu - Bingöl Çobanları

Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.  Bu dağların en eski âşinasıdır soyum, Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.  Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların  Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,  Her gün aynı pınardan doldurur destimizi  Kırlara açılırız çıngıraklarımızla... 

Fuzuli - Leyli vü Mecnun (Mesnevi)

Fuzûlî,  Destan-ı Leyli ve Mecnun 'u 1535-1536 yılları arasında yazmıştır. Bu Hazret-i İzzetden izhâr-ı hamd ile istimdâd-ı husûl-i metâlibdür ve Âsâr-ı şükr ile istid'â-yı setr-i Meâyibdür Elhamdü li-vâhib'il-mekârim, Ve'ş-şükrü li-sahibi'l-merâhim Veh've'l-ezeliyyü fi'l-bidâye, Veh've'l-ebediyyü fi'n-nihâye Kad şâa bi-sun'ihi beyâneh, Mâ a'zamu fi'l-bakâi şâneh Sübhânallah zihî hudâvend, Bî-şibh u şerîk u misl u mânend Meşşâta-i nev arûs-i âlem, Gevher-keş-i silk-i nesl-i Âdem

Oyhan Hasan Bıldırki - Bir Bıçağın Keskin Ucu

Haziran öğle sıcağının gözleri kamaştırdığı bir sırada, kır saçlı, kara kuru bir adam, burnuna inen gözlüklerini düzeltirken; - Buna da şükür! dedi. Kolay değil yaşadığımız günlerin değerini bilmek. Hani ne demiştin? Şu Romanyalı için İstanbul’da gece gündüz dolaşmış mı, ne? - Evet, öyle! - Dolaşır, dolaşır… Dolaşır ya, biz öylelerine deli gözüyle bakarız. Lâkin kazın ayağı öyle değil.

Mehmed Akif Ersoy - Acem Şahı (Safahat'tan - 19)

“Be-merdî ki mülk-i serâser zemîn Niyerzed ki hûnî çeked ber zemîn.” Sa’dî Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye; Eyvân-ı zer-cidârına as ziynetin diye! Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını, Canlarla yak meşâil-i mâtem-penâhını! Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları , Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin. Ey cebhesi kitâbesi bin kanlı medfenin! Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati, Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti, Nûr-i hayât ufuklarını herc ü merc eden! Leylin şedîd zulmetini rûha meze eden! Envâr-ı mihr-i fikri sen ey hâksâr eden, Meyyitlerin izâmı gibi târumâr eden! Ey hâdimi serâçe-i mâtem-feşânların ! Rahş-i akûr-i zulmüne pâmâl olanların Gül-gonce-i mezârı mıdır tâc-ı devletin? Tutmuşsa da avâlim-i efkârı şöhretin Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir ... Sa’dî’lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir. Sa’dî’lerin mezârı, evet, bir avuç türâb ... Tahtınsa bir cihan ki senin âsûmân-meâb! Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin... Makbe...

Ataol Behramoğlu - Bu Dert Beni Adam Eder

Gece gündüz dolaşırım tenhalarda menhalarda Benim annem güzel anem beni koyver Sağ yanımda bir sızı var, sol yanımda yandım aman altıpatlar Bu dert beni verem eder

İsmail Hakkı Yılanlıoğlu - Sepetçioğlu

  Bir ana bir yiğit doğurmuş denmiş, Her yana ününü sal Sepetçoğlu! Yârinde duvak tel, yanak güldenmiş, Ellere kaçırma al Sepetçoğlu! Sepetçoğlu doğmuş Haçatbeli’nde Diz vurmuş Ilgaz’a pala elinde Ünü bütün efelerin dilinde Efeler içinde kal Sepetçoğlu! Yaslandın dağlara, dağlar yasıldı, Arslanlar korkudan kaçtı bozuldu, Ak alnına neden kara yazıldı? Ara da yârini bul Sepetçoğlu! Ben bilirim senin yürek sızını, Kıramazlar, çeliktendir azını, Hiç gamlanma vur Haçat’a dizini, Zeybek havasına dal Sepetçoğlu! Sepetçoğlu Kastamonu uşağı, İnce bele sarmış tiftik kuşağı, Henüz inmiş, dağdan düze aşağı, Sedef kakma sazı çal Sepetçoğlu! Yılanlıoğlu dumanlı dağ durgundur, Koçyiğitin oyunları sargındır Efe Türk’e, Türk efeye uygundur Ünün dile destan bil Sepetçoğlu! (1942 Kastamonu, Yol Boyunca s. 56-57)

Kul Himmet Üstadım - Altının Kadrini Sarrafı Bilir

  Altının kadrini sarrafı bilir Açılmaz dükkânlar pazar mı ola Salını salını sevdiğim gelir İrakipler hile sezer mi ola

Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Roman Özeti)

  Eserin Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yazarı: Peyami Safa Yayınevi: Ötüken Yayınları Basım Tarihi: 1999 Eserin Konusu:  15 yaşındaki bir gencin kemik veremi hastalığa yakalanması sonucu hayata tutunma çabası. Romanın Özeti: Romanın 15 yaşındaki kahramanı 7 yaşından beri dizindeki tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalıktan dolayı sıkıntılar çekmektedir. Hayatı hastane kapılarında, doktor önlerinde geçmiştir. Son olarak yapılan tetkikler sonucunda dizindeki rahatsızlığın “Kemik Veremi” olduğu anlaşılır. Bu hastalık hayatına veya bir bacağına mal olabilecek bir hastalıktır. Hal böyle iken doktorlar, eğer beslenmesine dikkat eder, heyecansız, sakin bir yaşam sürdürür, moralini yüksek tutarsa iyileşme ihtimalinin olduğunu söylerler.

Oyhan Hasan Bıldırki - Yalnızlık

ÖMRÜMDE SÜKUT Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl, İpekli mallarını kimseye göstermeden, Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl, Ömrüm öyle esrarlı geçecek ses vermeden. Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika, Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek. Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka, Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek. Cahit Sıtkı TARANCI             Can sıkıcı bir şey yalnızlık. Koca dünyada uçuk sarı, soluk bir renk. Yalnızlık, sevimsizlik… Yalnızlık, sevgisizlik…  Yalnızlık hemen her şeye sırtını dönmek, bütün kapıları sımsıkı bir şekilde başkalarının yüzüne kapatmaktır.       Bütün kapıları başkalarının yüzüne kapatan yalnızlık, hemen herkesin, arada bir bizim de kapımızı çalmaktan çekinmez. Boş bulunur;  “Kim o?”  bile demeden kapımızı aralarsak, yalnızlık içeri süzülür, en acımasız, hem de hiç çıkmayacak bir leke gibi yakamıza yapışır, konuğumuz olur.

Cho'lpon - Binafsha

Binafsha senmisan, binafsha senmi, Ko’chada aqchaga sotilgan. Binafsha menmanmi? binafsha menmi, Sevgingga, qayg’ungga tutilgan?

Mehmed Akif Ersoy - Kör Neyzen (Safahat'tan - 18)

Elinde, nevha-i mâtem kadar acıklı sadâ Veren bir eski kamış; koltuğunda bir yedici; Şu kör dilenci, bakardım, olunca nâle-serâ , Durup da merhameten dinleyen gelip gidici, Önünde boynunu bükmüş zavallı keşkülüne , Atardı beş para, onluk değilse bâri yine.

Mehmed Akif Ersoy - İnsan (Safahat'tan - 17)

“ Ve tez’umu enneke cirmun sağîrun, ve fike’ntave’I âlemu’l-ekber ” Hazreti Ali Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen, “Muhakkar bir vücûdum!” dersin ey insan, fakat bilsen... Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir: Avâlim sende pinhândır, cihanlar sende matvîdir : Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî, Olur kalbin tecellî-zâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.

Ümit Yaşar Oğuzcan - Ayrılık Günü

Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı

Abdurrahim Karakoç - İsyanlı Sükut

Gitmişti makama arz-ı hâl için 'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını. Bir azar yedi ki oldu o biçim.. 'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Aşık Veysel - Bir Derd Ehli Bulsam

Bir derd ehli bulsam derdim söylesem İy'olmaz derdlerim halim n'olacak Hekimler derdime derman bulamaz Bir değil beş değil derd kucak kucak

Karacaoğlan - Bir Kız Bana Emmi Dedi Neyleyim?

  Değirmenden geldim beygirim yüklü Şu kızı görenin del'olur aklı On beş yaşında kırk beş belikli Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Gevheri - Sözün Bilmez Bazı Nâdân Elinden

  Sözün bilmez bazı nâdân elinden Edep ağlar erkan ağlar yol ağlar Bülbülün feryadı gonca gülünden Gülşen ağlar bülbül ağlar gül ağlar

Hayrulla İsmetullayev - Babür'ün Bilinmeyen Vasiyetnâmesi

Babürname'nin dokuz yüz otuz altı (1529) yılı olayları arasında oğlu Humayun'un şiddetli bir hastalığa yakalandığı esnada geçen bir olay anlatılmaktadır:

Reşat Nuri Güntekin - Bir Kadın Düşmanı (Roman Özeti)

  ESERİN ADI: Bir Kadın Düşmanı YAZARI: Reşat Nuri Güntekin YAYIN EVİ VE ADRESİ: İnkılap ve Aka, 1990 BASIM YILI: 1997 1. ESERİN KONUSU : İlk evliliğinde yaşadığı kötü olaylar sonucu kadınlarn hepsine önyargılı bakan ve onları değersiz gören İskender ‘in başından geçenler anlatılmaktadır.

Mehmed Akif Ersoy - Seyfi Baba (Safahat'tan - 16)

Geçen akşam eve geldim. Dediler:         – Seyfi Baba Hastalanmış, yatıyormuş.         – Nesi varmış acaba? – Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah. – Keşke ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah! Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol! Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol Hem uzun, hem de bataktır...         – Daha a’lâ, kalınız: Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalnız.

Fuzuli - Gazel - 22 (Şerbet-i lâ’lin ki derler çeşme-i hayvân ana)

  Şerbet-i lâ’lin ki derler Çeşme-i Hayvân ana Ol verir can dem-be-dem uşşâka vü ben cân ana Oklarından kim diken tek sancılıptır her taraf Gül-benidir Ham kadîm her gonce bir peykân ana Hâl ü hattır bilmem ol âyine-i ruhsârda Ya gözümden aks salmış merdüm ü müjgân ana Tutma ey kan dem-be-dem tuğyân edip ten çâkini Koy bu manzardan demi nezzâre kılsın cân ana Bahre lü’lü’ dişlerin vasfın meğer söyler sabâ Kim kulak tutmuş sadef içre dür-i galtân ana Gönlüme salmış hatın zevkin felek kanun duzup Tıfl tek kim okudurlar zecr ile Kur’ân ana Ey Fuzûlî ol sanem efgânına rahm eylemez Taşa benzer bağrı te’sir eylemez efgân ana

Maʼmura Zohidova - Shamol bilan suhbat

Shamollar, yo‘l bo‘lsin, sizga saharlab, Yo‘l olibsiz qay bir sokin joylarga? Mehmonni qarshilab charchamaydi hech, Bormasdan qo‘ymassiz G‘ovasoylarga?

Maʼmura Zohidova - Shamol bilan suhbat

Shamollar, yo‘l bo‘lsin, sizga saharlab, Yo‘l olibsiz qay bir sokin joylarga? Mehmonni qarshilab charchamaydi hech, Bormasdan qo‘ymassiz G‘ovasoylarga?

Orhan Şaik Gökyay - Bu Vatan Kimin?

  Bu vatan toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır, Bir tarih boyunca onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir.

Emine Işınsu - Canbaz (Roman Özeti)

  ESERİN ADI : CANBAZ ESERİN YAZARI : EMİNE IŞINSU YAYINEVİ : Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2013. ESERİN KONUSU : 1970’lerin Türkiyesini; çalkantılı, huzursuz ve  karmaşık görünümünü konu alan bir roman. ESER HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLERİMİZ : Her sayfasında memleketimizin insanlarının 1970’li yıllarda çektiği zorlukları görebileceğimiz bu eser, o dönem hakkında bilgi sahibi olunması bakımından herkes tarafından okunmalıdır.

Dilaver Cebeci - Sitare

  " Çeşmek Be-zen Sitare Ezmen Mekon Kenâre " Nerden çıktın karşıma böyle Sitare Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde Kirpiklerin yüreğime batıyor Telaşlı bir kalabalığın ortasında Ayaküstü konuşuyoruz Nedimin nigehban nergisleri gibi Üstümüzde bütün nazarlar Çok utanıyorum Sitare Dün oturup hesap ettim Sen doğduğun zaman Ben bir askeri mektepte talebeymişim Sen bilmezsin Sitare Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu Her akşam dokuzda yat borusu çalardı Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı Bir derin uykuya atardım kendimi Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım. Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum Gözlerin mi daha sıcak gülüyor Yoksa dudakların mı anlayamıyorum.